"Izgaralarım boksörlüğümden daha çok tanınıyor"

New York'ta en trendy hediye nedir biliyor musunuz? Donald Trump'ın yengesi Blaine Trump'ın öve öve bitiremeyip "Keşke Gucci de bir tane yapmış olsaydı," dediği, moda editörlerinin "Ailemizin üyesi," diye tanıttığı, mankenlerin bayıldığı bir ürün.

New York'ta en trendy hediye nedir biliyor musunuz? Donald Trump'ın yengesi Blaine Trump'ın öve öve bitiremeyip "Keşke Gucci de bir tane yapmış olsaydı," dediği, moda editörlerinin "Ailemizin üyesi," diye tanıttığı, mankenlerin bayıldığı bir ürün. Pırlantalarla süslenmiş bir saat? Tasarım harikası bir koltuk? Deri bir çanta? Hayır, bir ızgara. Bu ızgaranın en büyük özelliği yemekleri yağsız kızartması. Yaklaşık 10 yıldır kullanılan ve Amerika'da şimdiye kadar en çok satılan ev gereçlerinden biri olarak bilinen ızgaralar, hamburgeri dört dakikada, balığı altı dakikada kızartıyor. Yeterince ince kesmek şartıyla soğan, mantar hatta brokoli bile kızartabiliyorsunuz. Kuşkonmaz pişirmek için de harika bir yöntem olduğu söyleniyor.
Peki bu ızgaraların sahibi kim? İşte işin ilginç tarafı da bu zaten. 1973'te Muhammed Ali karşısında ağır bir yenilgiye uğrayan ünlü boksör George Foreman. Boksu bıraktıktan sonra George Foreman Şişmanlatmayan Izgara Makinesi adını verdiği ızgaralarıyla başarılı bir satıcı olan Foreman'ın keyfine diyecek yok.
"Izgarayı gördüğüm anda sevdim," diyor. Dünya ağırsiklet şampiyonu unvanına en geç yaşta sahip olan (İkinci kere kazandığında 45 yaşındaydı) boksör, Las Vegas'taki MGM Grand'in havuz başında, smokini ve ızgarasının üzerinde duran burgerleriyle yorulmaksızın poz veriyor. "Çok sağlıklı," diye devam ediyor "Tüm hayatım boyunca yemekle ilgilendim. Önce onu nasıl bulacağımla; çünkü çok fakirdik. Sonra da ondan nasıl kurtulacağımla. Çocukken kahvaltıda bacon, öğle yemeğinde de mayonezli sandviç yediğimde kendimi şanslı hissederdim. 1977'de bokstan emekli olduğumda 100 kilodan 150'ye çıktım. Tam 50 kilo. Yani kilo ne demek iyi biliyorum."
Superman'in G'si
Izgaranın hikayesi ilgi çekici. Los Angeleslı bir avukat olan Sam Perlmutter bir Çin kataloğunda gördüğü tasarımı Foreman'a gösteriyor. Izgarayı ve -tabii ki anlaşmayı- çok beğenen Foreman'la mutfak gereçleri tasarlayan, pazarlayan ve dağıtan bir şirketin (Saltons) yolunu tutuyorlar. Yöneticiler işin üstüne atlıyor. Sonuç: Yedi yıl içinde 30 milyonluk satış. Şirket yakın zamanda Foreman patentini de 138 milyon dolara almış.
Hiç kimse eski boksörün dünyanın en büyük satıcılarından biri olacağını düşünmüyordu elbette. Aslında satmıyor Foreman; inandığı şeyi tutku ve espriyle anlatıyor. "Çocukken o kadar fakirdik ki, yerde halımız bile yoktu. Ama bir satıcı evimize gelip de bizi güldürdüğü, bizimle ilgilendiği zaman filan, satmaya çalıştığı elektrikli süpürgeyi alırdık. Her zaman satıcıları takdir etmişimdir," diyor özel olarak tasarlanmış ve üzerinde Superman'in S'si misali G harfi olan önlüğüyle. "Günah olabileceği için televizyonlarda satış yapmanın doğru olmayacağını düşündüm. Sonra Bill Cosby'le konuştum. Bana 'Yapmak istediklerini gerçekleştirmenin günah olduğu hiçbir yerde yazmıyor ve senin istediğin de her Amerikalı erkeğin istediği bir şey; televizyona çıkmak ve satış yapmak,' dedi." Fark ettim ki, elektrikli ızgarayı insanlara anlatmak Tanrı'nın istemeyeceği bir şey değil."
'70'lerin kötü adamı şimdi beyefendi
George'un hikayesi, ızgarasından da ilginç. Korkunç saçları, bıyığı ve güçlü kollarıyla '70'lerin en nefret edilen kişilerinden biri olan Foreman, günümüzün en sevilen kişiliklerinden biri oldu.
Kariyerine felaketlerle başladı. 1968'de, Amerika'nın kendi kendini incelemekle uğraştığı yıllarda, olimpiyatlarda kazandığı altın madalyayı kutlamak için ringde küçük bir Amerikan bayrağıyla dansetti ve siyahların siyasal örgütlerini çileden çıkarttı. Foreman, Amerika'dan nefret etmesi gerektiğini bilmiyordu. Ve bunun bedelini ödeyecekti. Boksun şeytanı olarak kabul edilen Sonny Liston'la arkadaş olmakla kalmayıp düzenli olarak basına ve halka terslendi. 1973'te kazandığı ağırsiklet şampiyonluğundan sonra kendini geliştirecek hiçbir şey yapmadı.
Sonunda mit figür Muhammed Ali'yle Zaire'de ringe çıkma cesaretini gösterdi. Ve hezimete uğradı. '70'lerin kötü adamı olarak görülen boksör, Ali tarafından spor tarihinin en büyük bozgunlarından birine uğratılınca, dünyanın büyük bir bölümü sonucu ayakta alkışladı.
Bu, Foreman'ın moralini o kadar bozdu ki, başarısızlığının devamı geldi. Kendinden daha güçsüz Jimmy Young'la yaptığı maçta yenilmesiyle birlikte kendini dine verdi, emekli oldu ve hayatını tamamıyla değiştirdi. '70'lerde 'saldırgan kötü çocuk' imajına sahip Foreman'ı bugün havuz kenarında imza veren sevimli beyefendiyle bağdaştırmak neredeyse imkansız.
"Muhammed Ali'nin hayatını anlatan Ali adlı filmi beğendiniz mi?" sorusunu gülerek yanıtlıyor: "Beğenmedim; yine yenildim. Filmin sonu değişmedikçe hiçbir zaman beğenmeyeceğim." Ama sonra ciddileşiyor ve şöyle diyor: "Beğendim. Hatta ağladım. Niye biliyor musun? Çünkü Muhammed çok bağışlayıcı bir insan. Filmde de onu yakalamışlar."
"Hepimiz Ali'yi sevdik"
Peki şu ağır yenilgi? "Zaire'deki maç var ya, 30 yıl önceydi o. İnsanlar hala oradayım sanıyorlar. Bir süre öyleydi; bahaneler yarattım kendime. Çünkü bir boksör maçı kaybettiğine hiçbir zaman inanmaz. Ama ben kaybettim, tamam mı? Ve bunu fark ettiğimde, ünüm ve param olmadan da bir insan olduğumu fark ettiğimde, özgürlüğüme kavuştum. Özgür olmanın en güzel yanı nedir biliyor musun? Ali'yi tekrar sevme özgürlüğüne kavuşmuş olmam."
Sevmek mi? Bu adamlar birbirlerine nefret dolu cümleler kusmuyorlar mıydı? "Hepimiz Ali'yi sevdik. O maçta, onun tarafını tutan arkadaşlarım ve akrabalarım vardı. Oğlum üzerinde Ali'nin resmi olan bir tişörtle geliyor bazen. Ona 'Tamam,' diyorum."
Bunları söylerken bir kadın yaklaşıp "George Foreman," diyor, "Izgaranızı sürekli kullanıyorum." Foreman gülüyor "Biliyor musun ızgaralarım boksörlüğümden daha çok tanınıyor."
(New York Times)