"Kavgalarıma değdi"

Deniz Gökçe'nin kitap, bilgisayar çıkışı, gazete arşivi, dergi dolu evi. Sürekli telefon çalıyor, durmaksızın faks geliyor. Hangi konuda ağzınızı açsanız, gidip belgesini buluyor...
Haber: ORAY EĞİN / Arşivi

Deniz Gökçe'nin kitap, bilgisayar çıkışı, gazete arşivi, dergi dolu evi. Sürekli telefon çalıyor, durmaksızın faks geliyor. Hangi konuda ağzınızı açsanız, gidip belgesini buluyor... Onu ya tam sever, ya da tam karşısında durabilirsiniz. O da sizi severse hep kollar, yoksa hep üzerinize biner.
Süreyya Ayhan'ı hep savundunuz. Şimdi kavgaya değdi, diyor musunuz?
Değdi tabii. Peki ekonomide yaptığım kavgalara değmez mi? Bilgi olmadan kavga olmaz... Bilgin olmadan benle mücadele edebilir misin? Edemezsin. Eğer bir şeyleri değiştirmek istiyorsan kavga edecek misin, etmeyecek misin? Ben çok harcanan insanın yanında oldum. Mülkiye'deki arkadaşlarımı sayayım: Mahir Çayan, karınca ezmez bir çocuktu. Çok güzel futbol oynardık. Ömer Madra, futbol arkadaşım. Ne oldular? Giriyorsun bir davaya, kavga başlıyor, biraz ekstrem pozisyondasın, sonra daha da ekstreme gidiyorsun. Sonra da hırçın, kavgacı oluyorsun.
Hıncal Uluç'la da çok çatışıyorsunuz ama polemikçi tarafınız da çok benziyor.
Ayrı ekolleri temsil ediyoruz. Hıncal kimle etmiş ki hem? Ben fizikli kavga ederim. Hıncal'ın ayrıca bilgi bazı yok.
İkiniz de yüksek sesle konuşuyorsunuz...
42 yaşında gazeteciliğe başladım. Dokuz sene gazete yazısından para almak ve serbest giriş kartı almak için uğraştım. 51 yaşında ilk kez gazeteden para aldım. Şimdi tuzum kuru...
Fatih'te yaşayıp, Alman Lisesi'nde okurken bir sınıf atlama kaygınız var mıydı?
Mahallede tek okuyan benim. Okulda yanımda Türkiye'ye Skoda otobüslerini getiren kişinin oğlu vardı. 54 yılında 54 model arabayla okula şoför getiriyor, her teneffüs kızlara çikolata alıyor, sen de Tuğcu romanlarındaki gariban gibi seyrediyorsun. Nasıl harbedeceksin? Ben de elimden kim geliyorsa onu dövüyordum. (Gülüyor) Kavgacılık değil bu, 'survival' (kurtuluş), Harlem yani... En iyi dansçı benim, en iyi top ben oynuyordum, topu yukarı ben atıyordum. Bunların masrafı yoktu ki.
Çekinmiyor musunuz medyadaki feodal ilişkilerden?
'Diversified portfolio' diye bir şey var. Eğer benim gibi yapacağım, edeceğim diyorsan tek bir işte çalışamazsın. Beş tane işin olacak: Yapı Kredi Bankası, Boğaziçi Üniversitesi, gazetede yazar, televizyonda programcı, kendi eğitim şirketi var... Bunların hepsi düşünülmüş şeyler... Yazı yazacağım, yazacağım, kavga edeceğim, edeceğim ve öleceğim. (Gülüyor)
Belki daha büyük gazetelerde yazabilirdiniz?
Oralarda da yazdım. Hürriyet'e gittim, futbol yazdıracaklar bana. Bana "Sen git Fener yazısı yaz" dediler, "Fener'de kavgalar bitmez." Oraya gittik, Osieck'i koruyarak şöhrete ulaştık. Sonra ekonomi yazmak istiyorum, Ertuğrul Özkök de tam kontrolü eline geçirmişti. Ona ekonomi yazmak istediğimi söyledim, "Sen git Enis'le (Berberoğlu) konuş," dedi. Ben de "Ne para ödeyeceksin," dedim. "Şimdi benim işim var, git konuş," dedi. Enis benim öğrencim, onunla para pazarlığı yapmam. Sinirlendim, çıktım odadan, aşağıdan eşyalarımı topladım. Arkadan o telefon açmış aşağıya, "Deniz Gökçe ekonomi yazısı yazacak, yazın," diye. O gün Yeni Yüzyıl'da yazım çıktı.
Şimdi çok para kazanıyor musunuz?
Beş senedir kazanıyorum. Ama çok çalışıyorum. Saat 10:30'da tavuk gibi yatarım, sabah 6:00'da kalkarım. Çok iş yapıyorum, hakikaten... Ayrıca ayda beş bin dolar kazanan birinin bunun 150 dolarını bir öğrenciye vermesi o kadar büyük bir şey değil. Onunla gidip rakı da içebilirim, ama bir kadehten sonra uykum geliyor. Kitap ve insandan başka masrafım yok... Mesela Kore'ye gittik, Dünya Kupası'na. 15 bin dolar nakitle gittim, son gün rehin kalanlara bin dolar, iki bin dolar kredi dağıtıyordum. Atilla Gökçe'ye sorun Türk basını rehin kalmaktan kim kurtardı...
Buna rağmen medyada negatif bir imajınız mı var?
Kim var sevmeyen? Benim uğraştığım adamları söylüyorum: Ogün Altıparmak, palavracının dik alası. Hıncal, tamamen naylon. Faik Çetiner, düzeysiz... Bir sürü insana evlenirken yardımcı olmuşumdur ben.
Niye bu hayır kurumu işlerini yapıyorsunuz?
Bu hayır kurumu değil, insan yardım eder. Param var, kıçıma mı sokacağım!
Harcamanız yok mu, eğlenceniz, sevgiliniz yok mu?
Var... İşte onlar geri kalanıyla yapılıyor. Sen hiç Tahiti'ye, Bora Bora'ya gittin mi? Ben gittim. Bali'de yat kiraladın mı? Ben gittim. Dünyayı dolaşıyorum, sevgilimle...
Sizinle tatile gidenler bu kadar çalışmanızdan sıkılmıyorlar mı?
Sabah altıda kalkar yazarım, onlar uyurken. O paraların keyfini çıkaracak olanların bu küçük zahmete katlanmaları gerek. Hobim olan şeylerden para kazanıyorum: Ekonomi ve spor.
Paradan mı para kazanıyorsunuz?
Hayır. Ömrümde hiçbir gün dolar, borsa, faiz gibi şeylerle uğraşmadım.
Peki, vahşi kapitalizme çalışmak bir kirlenme, yıpranma yaratmıyor mu?
Neden yaratsın? Benim doktora tezim gelir dağılımı üzerine. Sorun şu: Ödülünü hak ediyor musun? Herkesin kafasında herkesin ödülünün eşit olması gerektiği var. Güzel de atletizm konuşuyoruz. Birinci olan altın alacak, dördüncü olan köyüne sopayla gidecek. Niye ben, ne bileyim, Faik Çetiner'le aynı ödülü alayım ki?
Üzülür müsünüz bir gün köşeniz kalksa, yazamasanız?
Yoo, kitap yazarım. Köşeyle doğmadım ki. Köşe yazmaya başladığımda 42 yaşındaydım. Başkaları tek iş yapıyor, ben değil. Para kazanmak sorun değil benim için. Özgürlük çok pahalı bir spor.
Emekli olacak mısınız?
Olamam, hiç olamam. Sağlık izin verirse.
İyi misiniz peki şimdi, bir sorun var mı sağlığınızda?
Domuz gibiyim. Domuz gibiyim. Sadece motor çok sağlam; mide, kalp... Ama kaporta bozuk. Diz falan...



"Süreyya Ayhan'a destek bulma arzum var"
Süreyya Ayhan meselesi aslında sıkıcı bir konuya dönüşmedi mi?
Hangi açıdan baktığınıza bağlı. Benim için inanılmaz bir 'human interest story.' Çankırı'nın Korgun kazasından çıkmış; köyün birinde, bir gecekondudan. İlk kez Milliyet gazetesinde Nejat Kök'ün yazdığı bir yazıdan tanıdım bu kızı ve hüngür hüngür ağladım. Brüksel'e gidecek, Federasyon antrenörünü götüremiyor, para yok. Nejat Kök'e ulaştım, ondan da antrenörün telefonunu aldım. Aralarındaki hissi ilişkiyi de bilmiyorum. Çok üzüldüğümü söyledim, banka hesap numarası istedim, "Para gönderiyorum, derhal gideceksin" dedim.
Sadece bir okur olarak?
Adamlar şaşırdı, fakat Federasyon vize alamadı, bilet bulamadı, gidemedi. 15 gün sonra kız Olimpiyat'a gidecek, antrenörü akredite etmemişler. Devletten para çıkartamıyorlar. En sonunda Akşam yöneticilerini aradım, "Şu kıza para verin," dedim. Bir çek yazdılar, onu da ben götürüp verdim.
Neden yapıyorsunuz bu fedakarlığı, böyle bir zorunluluğunuz yokken? Hele bu düzende, liberal biri olarak...
Çok popüler ya da sosyal olduğu düşünülen birinin de 'sense of belonging' (aidiyet hissi) ihtiyacı var. Bu sosyal bir ihtiyaç. Ayrıca biraz da genetik bir durum. Babam da böyleydi. O da Gaziantep'in köyünden çıkmış, herkese yardım ederdi. Ben onun aynen kopyasıyım... Ve kızla ilgilendim. Ben inandım. Gaziantep Belediyesi, Celal Doğan da inanmış, kulübe almış, sonra da ev verdiler. Gitti, Dünya Şampiyonası'nda sekizinci oldu. 17 aydır ona bir miktar para veriyorum. Ona destek gelmesini sağlama arzum var.
Büyük bir başarı kazandı...
Tabii! İlk defa oluyor, Olimpiyat'ta finale kalması da... O sırada federasyon başkanı olan Semra Aksu bana "Siz Süreyya'ların eline para vereceğinize, federasyona para versenize" dedi. Niye vereyim onlara para, ne ilgilendirir, gezmeye mi gidecekler, atletizm için ne yapacaklar ki?
Süreyya Ayhan'ın sakatlığı ne oldu?
2001 yılının son iki ayında çok ciddi tedavi gördü. Almanya'dan bir fon buldular, sakatlığının tedavisi için girişimler yapıldı. İki ay oraya gitti, geldi ve antrenmanlara başladı. Bir sürü sakatlığı var. Belkemiğinde, L2 mi L3 mü ne, birinde sıkışma var, ayağının yan tarağındaki tandonlarda ezilme var... Hepsi vücudunun sağ tarafında.
Bireysel sporlarda antrenör-sporcu arasında özel ilişkinin çok yaygın olduğu söylenir, Ayhan'ınki de normal mi?
Buzpateninde de sabah beşte başlıyorlar, adamla kadın 10 saat beraberler. Arada duruyorlar, yemek yiyorlar, konuşuyorlar. Yılın her günü. Bu gayet normal...
Peki ahlaka aykırı, istismar edilmiş bir tarafı var mı?
Boğaziçi Üniversitesi'de de benim ders verdiğim bölümde öğrencisiyle evli üç tane öğretim üyesi var... Şöyle bir tetikleme mekanizması oldu: Antrenörün doğumgününde altı-yedi atlet arkadaşla beraber koltuğa oturmuş, önlerinde de Süreyya Ayhan bir resim çekiliyor. O yedi kişiden biri de o fotoğrafı hem karısına hem de Hürriyet'e sızdırıyor. Hangisi olduğunu bilmiyorlar hala. Ama dedikodusu Ankara'da varmış, çünkü bir gün babası antrenman pistini basmış gibi hikayeler duydum.
Siz antrenörle aralarında bir ilişki olduğunu ne zaman öğrendiniz?
Hürriyet gazetesinde resim çıktığı zaman. Telefonla konuşuyorduk, onlar Gaziantep'teydi zaten. Ben Süreyya'yı Haziran 2000'de çeki verirken gördüm, üç dakikalığına Olimpiyat'ta gördüm yarıştan sonra, bir de bu resim çıktığı günlerde bir sponsorluk olayı esnasında gördüm.
Pahalı bir spor mu bu düzeyde atletizm?
Kızın yılda en az 15-20 bin dolarlık vitamin alması gerekiyor. Yurtdışında bu seviyedeki atletler gidip kışın Fas'ta çalışıyor. Hem sıcak hem yüksek olduğu için. Yazın da Güney İtalya'da. Bunun için 100 bin dolarlık bütçe gerek. Bizde ise 20 bin dolarlık yıllık bir parayla idare etmek zorunda, hiçbir yere gidemiyor.
Ayşe Arman'ın röportajına aracılık yaptığınız için pişman mısınız?
Ayşe Arman arrogant olabilir ama hainlik yapmaz. "Bu kıza tahribat vermesini istemem" dedi. Atlayıp Antep'e gitti, kızı berbere götürdü, kıyafet giydirdi... Eğer bu röportaj yapılmasaydı hep konuşulacaktı, ama ölü sezonda, kız yarışma yapmazken tartışıldı, bitti. Şimdi haber kıymeti yok.