"Koşullara isyan ediyorum"

Medyaya yapılan bir tanıtım gösterisinde, sihirbaz Kubilay Tunçer bir sandalyede oturan Lale Mansur'u yok ediyor, sonra tekrar geri getiriyordu.
Haber: ORAY EĞİN / Arşivi

Medyaya yapılan bir tanıtım gösterisinde, sihirbaz Kubilay Tunçer bir sandalyede oturan Lale Mansur'u yok ediyor, sonra tekrar geri getiriyordu. Lale Mansur'a bir gösteride konu mankeni olmanın ötesinde bir fonksiyonu olup olmadığını soruyorum, gülüyor. Meğerse yok olan da yok eden kadar önemliymiş. Dahası, bu yaptıkları illüzyonun çok ötesindeymiş...
Olağan Mucizeler bir sihirbazlık gösterisi mi? Öyleyse sizin işiniz ne orada; konu mankeni misiniz?
(Gülüyor) Hayır, tabii ki değil. Aşktaki illüzyonla ilgili iki kişilik bir oyun. Dünyada ilk kez illüzyon teknikleri tiyatro için kullanılıyor. Mesela herkesin gözü önünde bir saniyede flashback yapabiliyoruz bu tekniği kullanarak. Çok ciddi bir tiyatro oyunu bu, öyle şov mov değil.
Peki popüler bir şey mi?
Benim göğsümü gere gere oynadığım, kadın-erkek ilişkisi hakkında çok düşünüp kendi hayatıma baktığım bir metin. İllüzyon, aşk, gerçeklik, hayattaki değişik okuma katmanları, insanın kendine birtakım şeyleri yutturduğu, yutturamadığı, egonun nereye kadar gittiği...
Bir oyuncu için sinemanın tembelliğe daha yatkın olduğu, tiyatronun çok zorladığı söylenir hep. Sizin için de öyle mi oldu?
Zor... Son Barış'ın (Pirhasan) filmini sesli çektik, Mahinur Ergun'la Çatısız Kadınlar'da da sesli çekim kullanıyorduk. Ezberdi, bayağı
oynuyorduk. Çok zevkliydi. Ama tiyatro bambaşka bir disiplin. Bir oyuncu için tiyatro yapmamak nasıl olur, bilmiyorum.
Bu proje hakkında sol entelektüel dünyadan arkadaşlarınız ne düşünüyorlar?
Çok destekliyorlar tabii ki. Bütün dostlarım, arkadaşlarımdan inanılmaz destek gördük. 35-40 kişiden imza aldık, hakikaten dostluğa olan inancımızı pekiştirdiler.
Siz sol sosyetede yer alan, bir Cihangir kadını mısınız?
(Gülüyor) Kendimi herhangi bir sosyetede göremiyorum açıkçası. Her türlü yerden hoşlanırım. Sahici olan her yerden... Ulus 29'a gidersem ve balık bıçağı gelmezse kıyameti koparırım, ama tahta bir masanın üstünde elimle de balık yiyebilirim. O yerin iddiasına bağlı bir şey...
'Artık daha uysal olayım, daha düzene uyayım' diye düşünmediniz mi?
Olamıyor işte. İnsanın içinde bir şey bu. Duramıyorsunuz ki. Bu ülkede de o kadar çok şey var ki... Bana kızıyorlar mesela. "Niçin sokak hayvanları için bir şey yapmıyorsunuz?"
diyorlar. E beni deli zannedecekler,
"Destekçi geldi hanım," diye mi çağıracaklar!
(Gülüyor) Bir karar vermek gerekiyor. O da çok ilgimi çekiyor; sokak çocukları da, doğa da... Ama hepsiyle birlikte bir şey yapmak olmuyor. Kendi kendime karar verip, en çok düşünce suçunun çok önemli bir handikap olduğunu düşündüğüm için ona ağırlık verdim.
Ne oldu sonra?
Bir şey olmadı vallahi, hâlâ DGM'de yargılanıyoruz. Bu arada Zuhal Olcay'la çok güzel bir ad bulduk kendimize: Çetesiz kadınlar. Üç hafta önce DGM'deydik, bir ikimiz kaldık. (Gülüyor)
Peki bütün bu çabalarınızın beyhude olduğunu düşündünüz mü?
Hayır. Daha da çok yapmam gerekiyor aslında. Sadece şuna dikkat ediyorum: Bir filmim yoksa, bir tiyatroda oynamıyorsam falan kendimi geri çektim. Herhangi bir şey yapıyorsam, çok daha büyük gönül rahatlığıyla
her yere koşturabiliyorum. (Gülüyor)
Bu tür bir aktivistliğe bürünmek tercihiniz mi, şartlar mı oraya götürdü?
Ben çok tezcanlı bir insanım. Kendimden çok etrafta olanlara takılıyorum. Gözümün önünde bir şey olduğu vakit ona müdahale etmeden duramayan bir yapım var maalesef, ya da iyi ki... E, bu şehirde yaşıyorum. Burada doğdum,
burayı seviyorum. Karışmadan bulaşmadan ne yapayım ben? İnsanların acısını görmeden kafamı çevirip gidemiyorum.
Bedel ödediniz mi? Dışlanmak gibi...
Sanmıyorum. Belki bazıları için biraz tehlikeli görünmüşüm ve birtakım teklifler bana gelmemiş olabilir ama onu da ben bilmiyorum. Öyle bir şey olacaksa da, zaten gelmesin. (Gülüyor)
Hiç unutamadığım bir görüntü var: Siz Siyaset Meydanı'nda konuşma yapıyorsunuz, karşınızda da Tuğrul Türkeş etek giydiğiniz, bacak bacak üstüne attığınız için sizi vurmaya çalışıyor. Bu tip saldırılar yayıldı mı?
Hayır. O çok özellikle yapılmış bir şeydi. Ben maalesef orada yeteri kadar cevap veremedim. Şanar abim (Yurdatapan) hapisteydi
o sırada, ben çok gergindim. Bir hafta her gece rüyamda konuştum; şunu mu deseydim, bunu mu deseydim... Mikrofon bende, onun dediği duyulmuyor. Halbuki ben duyuyorum. Onun dediğini tekrarlayarak cevap vermem gerekiyordu. Bu gibi teknik detayları bilmiyordum... Ama çok acı, çok çok kötüydü.
O dönem nasıl geçmişti sizin için?
Şanar abim çok ciddi bir aktivist ve çok saygı duyuyorum yaptıklarına. Kendimi bildim bileli dünyaya başka türlü bakmamı sağladı. Ben balede başrol oynarken, ortalıkta kan gövdeyi götürüyordu. Ben saçma bir şey yapıyorum, bu ülkede başka bir şey yapmam gerekir diye düşünüyordum. O da "Hayır, yaptığın işi en iyi yapmaya çalış" diyordu,
"Bundan suçluluk duyacak bir şey yok." Başka solcuların hiçbiri öyle söylemiyordu ama. Söyledikleri hep doğru çıkıyor, 10 sene sonra. Vatandaşlıktan atılırken söyledikleri için de "Şimdi söylenir mi" demişlerdi, sonra herkes yazıp çizmeye başladı.
Siz de dünyayı değiştireceğinizi mi düşünüyordunuz?
Başka bir ruh vardı ve başka bir idealizm vardı. Ama o bende ölmedi. Şimdi şu içinde bulunduğum koşullara isyan ediyorum ve elimizden gelen en iyi neyse yapmaya uğraşıyorum. İmanımız gevredi ama ödün vermemeye uğraşıyoruz.
Zaman içinde daha somut şeylere mi dönüşüyor bu idealler?
Yaşadıkça olan bir şey. O birikimleri kendi işinize yansıtıyorsunuz, bu kadar basit.



"Boşanırsak medyaya ne diyeceğiz?"
Siz 'çetesiz kadınlar' ayrı bir duruş, standart mı yarattınız?
Standartlarımı değil de, yeteneğimi geliştirmeye çalışıyorum. En iyi nereye genişleyebilirsem oraya genişlemeye çalışıyorum. Hayat çok kısa, bu yüzden de lüzumsuz şeyleri mümkün olduğunca yapmıyorum.
Midem müsait değil, yapamıyorum. İnsanın bir mide sorunu var...
Medyatik açıdan soğuk buluyorlar mı sizi?
İşte mide sorunu... Zuhal'le bir kısa film çekiyorduk, yarım gün gülmekten katıldık. Diyelim ki ikimiz de boşandık. Ne diyeceksin?
"Ayrıldık." Bu kadar. Sonra? E, "Size ne!" demek olmuyor. Peki nasıl adapte olacağız?
"O sağa yatıyordu, ben sola, görüşemiyorduk, ayrıldık" gibi şeyler mi üreteceğiz?
Daha ön planda olanlar, daha fazla iş olanağı buluyor mu?
Kesinlikle avantajları ve dezavantajları var. Ben daha samimi işleri seviyorum, iyi bir iş yaparsanız ve o büyük bir kitleye ulaşırsa ne ala! Ama ulaşmazsa da... Benim cinsim insanlar benim ilgimi çekiyor.
Para kazanmak, evler satın almak...
Parayla marayla alakam yok. Şu anda tek kafamı taktığım şey tiyatro. Gelecek sene sadece bunun için çalışıyor olacağım. Gerçekten hayalimdeki şeyi yapmak için.


"Ödülle fark edilmek iyi oldu"
Ödül aldınız geçenlerde. Kendinizi ispatlamak gibi bir anlamı var mıydı?
Barış Pirhasan'ın O da Beni Seviyor filmindeki rolümü çok sevdim. Bunun için de bir ay kadar diksiyon dersi aldım. Malatya aksanıyla konuşuyordum. Rol arkadaşlarımı çok sevdim. Orada geçirdiğim iki ayda çok şey öğrendim, çok önemli bir deneyimdi. Daha zenginleşmiş bir insan olarak döndüm. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Birilerinin bunu fark etmiş olması iyi oldu.
Sizce bu filmden çok kişi nefret etti mi?
Niye nefret etsin? Hayır... Sevenler oldu, eleştirenler oldu ama çok sıcaktı ve çok samimiydi. Yalan dolan veya gişe için yapılmış hiçbir şey yoktu içinde.
Atilla Dorsay'ın filmi eleştiren yazısı sanki olay olmuştu...
Hayır, herkes değişik bir şekilde bakabilir, düşünebilir, ifade edebilir. Ne var yani... Birisi çok sever, öteki itiraz eder. Son derece normal. Ben çok sevdim.
Şerif Gören yeni filminde Atilla Dorsay'ı öldürmeyi çekiyormuş. Oynamayı düşünür müsünüz?
(Gülüyor) Hiç haberim yok. İlk defa sizden duyuyorum! Vallahi bilmiyorum...