"Yıldız olmaya ihtiyacı vardı"

Marilyn Monroe hakkında yazılan yazılar da, Warhol'un çoğaltılmış Monroe portresi gibi çoğaltılıp yan yana konsa, muhtemelen benzer bir kopyalanmışlık tablosu ortaya çıkar.

Marilyn Monroe hakkında yazılan yazılar da, Warhol'un çoğaltılmış Monroe portresi gibi çoğaltılıp yan yana konsa, muhtemelen benzer bir kopyalanmışlık tablosu ortaya çıkar. Son 40 yıldır, hatta daha da uzun zamandır geçerli olmak üzere, Monroe üzerine söylenebilecek en ilginç sözler, "Ondan nefret ediyorum" ya da ona yakın bir şeyler olsa gerek. Ne var ki, bunu söylemek o kadar kolay değil. Hiçbir zaman kendisine tam olarak güvenmediği gibi, böylesi bir tavra karşı da bilinçli bilinçsiz bir önlem almış gibi. 'Şuh - melek' bakışlarıyla kaçamayacağınız biçimde zihninize kazınmış görüntüsü, hemen belirip "Ama niye ki?" veya benzeri bir soruyla yumuşak bir çıkış yapabilir sanki. Yıldızlığa erdiği dönemde, sürekli geç kalışı, kaprisleri ve envai çeşit dengesizliğiyle çıldırttığı set arkadaşları bir yana, onun hakkında en fesat fikirleri, kıskançlığıyla nam salmış Bette Davis üretmiş olabilir mi? Ufak bir rolle de olsa göründüğü ilk önemli filmlerden biri, Davis'in All about Eve / Perde Açılıyor'uydu. Sette karşılaşınca, kendisi dahil Hollywood'daki her aktrisin şöhretini sollayacağını kestirememiştir herhalde. All about Eve'in diğer oyuncularından George Sanders ise bundan neredeyse emindi. Marilyn'in bıraktığı ilk izlenimi sonradan şöyle anlatmıştı: "Onun bir yıldız olacağını biliyordum. Çünkü buna çok ihtiyacı vardı". Niye ihtiyacı olduğunu hepimiz biliyoruz. Sinema öncesindeki trajik geçmişi herkesin ezberinde. Yine geçmişindeki trajediler, gizemli, iç burkan sonu için suçlular saptama çabasının da gözde zanlılarından.
Bir öpücük
Marilyn, 5 Ağustos 1962'de aşırı dozda uyuşturucudan öldüğünde ya da yaygın kanıya göre derin devlet tarafından öldürüldüğünde, şöhreti gibi dünyayı saran yasın hemen arkasından, onu sona doğru sürüklemiş olabilecek suçlular ortaya atıldı. Hollywood, trajik geçmişinin yanında elbette bir numaraydı. Marilyn'in kendisi de Hollywood'dan "Size bir öpücük için binlerce dolar, ruhunuz içinse elli 'cent' ödeyecekleri bir yer," diye bahsediyordu. Hollywood, öpücükleri için para akıtmaktan asla gocunmadı tabii ki. İyi bir oyuncu olup olmadığı konusundaki tartışmalar süredursun, Monroe fark yaratıyordu çünkü. Artık Jean Harlow'dan Carole Lombard'a, Jane Mansfield'a kadar diğer 'mega sarışın'ların atladığı, çok özel başka bir oksijenli su mu kullandı bilinmez ama kamera onu hepsinden çok sevmişti. Marilyn, Greta Garbo'dan o zamana dek, her yıldızdan daha çok büyülemişti dünyayı. Garbo'yla da karşılaştırılırdı zaten. Oysa Garbo çoğu kez dramlarda, Monroe ise komedilerde çalışırdı ve mizaçları da birbirinden inanılmaz derecede farklıydı. Ama her ikisi de adeta çöpü altına dönüştürürdü. Kamera onlarda göz kamaştırıcı nitelikler bulmuştu, onlar da karşılığında kendilerini tamamen teslim etmişlerdi. Her ikisinden de kameraya, başroldeki erkeğe ve seyirciye doğru sıradışı bir sevgi geçiyordu. Garbo ve Monroe doğuştan oyunculardı. Yönetmen Joshua Logan, Monroe'nun, Garbo'dan o yana, en çok fark edilir, en otantik film aktrisi olduğunu düşünüyordu. "Monroe, saf sinema. Onun işlerine bakın. Herhangi bir filmine. Ne kadar da nadiren sözcükleri kullanması gerekiyor. Gözleri, dudakları, azıcık çaba isteyen, neredeyse kazara oluşan jestleriyle ne kadar da çok şey yapıyor."
İzleyiciler, Monroe'nun ne zaman ne düşündüğü
konusunda asla şüpheye kapılmıyordu. O belki de çoğunlukla herhangi bir şey düşünmüyordu bile. Mesela Bazıları Sıcak Sever'de. Billy Wilder onun tavırlarını takdirle karışık, son derece ilginç buluyordu. "Yerinden fırlayan balkonlarıyla istasyona indiğinde, görünüşüyle herkesi öldürdüğünü biliyordunuz ama o her zaman, böylesi bir heyecana yol açması karşısında şaşırmış gibi davranırdı.
İşte bu tuhaf ve kesinlikle benim bir yönetmen olarak öğrettiğim bir şey değil." Monroe gerçek yaşamında da anlamaz görünürdü. Ölmeden bir hafta önce Life dergisine şöyle demişti: "Bu seks sembolü meselesini hiçbir zaman anlamadım. Bir seks
sembolü bir şeye dönüşüyor. Bense,
bir 'şey' olmaktan nefret ediyorum. Ama ille de bir şeyin sembolü olacaksam, bunun
seks olmasını tercih ederim."
Yıldız olmaya başladığı dönemde, önceleri
Mae West'in yaptığı gibi seksi hicvettiği söylenmişti. Gövdesi kıpır kıpır, gözlerini yarı yarıya kapatıp ağzının yarısını aralarken tam olarak ciddi değildi elbette. Gerçekliğe fırlamış, karton bir sarışındı. Ama hiçbir zaman seyircilerin üzerine cinselliği boca etmedi. Aynı anda hem masum ve kırılgan hem de edepsiz ve davetkârdı.



Cenaze öncesi
Marilyn Monroe'nun cenazesini düzenleyen Allan Abbott, aralarında Monreo'nun kuaförü ve makyözünün de bulunduğu bir ekiple birlikte, Westwood Village cenaze evinde hazırlık aşaması için üç gün geçirdi. Onu giydirmeye başlamadan önce, boynundaki şişliği kapatmak için saçından bir parçayı kestiler ve şişkinliğin üzerine sıkıca yapıştırdılar. Pucci marka giysisini giydirdikten sonra ise başka bir pürüzle karşılaştılar. Hepsi hemfikirdi: Monroe'nun göğüsleri fazlaca düz görünüyordu. Fakat bunu değiştirmek çok zordu, çünkü otopsi vücudunu deforme etmişti. Her zaman giydiği sutyenini denediler ama, o da pek bir işe yaramadı. Sonunda, cenaze evinden Mary Hamrock, pamukla dolu sutyenini alıp bizzat şekil verdi ve birkaç adım geri çekildikten sonra şöyle dedi: "İşte şimdi Marilyn Monroe gibi gözüküyor."