'Racon'dan bihaber rock yıldızları

'Racon'dan bihaber rock yıldızları
'Racon'dan bihaber rock yıldızları

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Belle and Sebastian, İstanbul'de seyirciyle aralarındaki sınırları kaldırdırdı ve ve konserlerihep beraber yaşanılan bir eğlence anına dönüştürmeyi başardı.
Haber: BARAN ALP UNCU / Arşivi

1996 yılından bugüne çıkardıkları 9 stüdyo albümüne rağmen listelerde ilk onlara bile girilmeden kült grup olunur mu? Ya da grubun herhangi bir üyesi çaldığı enstrümanın virtüözü sayılmıyorsa? Söz konusu grup Belle and Sebastian ise, olunur.
Öyleyse, ismini bir Fransız çizgi filmindeki karakterlerden alan İskoç grubun sırrı nedir?
Sıralayalım: Grubun yedi üyesinin ne bir eksik ne bir fazla birbirini tamamlayan müzikal uyumu; çoğu grubun en görünür üyesi Stuart Murdoch tarafından yazılan ve her biri aslında içinde küçük birer hikâye olan şarkı sözleri; yine Murdoch’ın naif, yumuşak ve içe dokunan vokali...
Ama Belle and Sebastian’ın bir özelliği daha varmış ki onu cumartesi akşamı Küçükçiftlikpark’ta verdiği konsere kadar bilmiyorduk: konserlerinde seyirciyle aralarındaki sınırları kaldırmaları ve konserlerini hep beraber yaşanılan bir eğlence anına dönüştürmeleri.
Hem de müzik dünyasının büyük bir bacasız sanayiye dönüştüğü; genelde konserlerin en ince detayına kadar planlanmış albüm promosyonu mecrası hâline geldiği zamanlarda. Daha da açarsak, özel efektler, dev sahneler, -artık hiç şaşırtmayan- sürprizlerin her biri bir ‘ konser mühendisliğinin’ ürünü. Aynı zamanda sahneyle seyirci arasındaki sınırları daha da kalınlaştırmakta; müzikseverleri de yabancılaştırmakta.
Ama Belle and Sebastian konserin tüketilmekten çok beraber yaşanacak bir durum olduğunu konser için toplanan az ama öz sayıda hayranına gösterdi.
Seyirciyle bütünleşmenin ilk sinyalleri konserin başlarında Murdoch’ın seyirlerin arasına dalıp söylediği ‘Lord Anthony’ parçasıyla geldi. Sonra ‘Sukie in the Graveyard’a başlarken kendini İskoç bayrağı ile selamlayan seyircilerin olduğu bölümden birini elini basamak olarak kullanıp sahneye aldı.
Bu da yetmedi. En önemli parçalarından ‘The Boy with the Arab Strap’in girişini yaptıkları sırada, Murdoch herkesi sahneye ısrarla çağırdı. Kendini sahneye atan 15 kişilik grupla beraber artık sahne ile seyirci arasında hiçbir ayrım kalmamış oldu. Öyle ki, Murdoch’ın arkalarda bir yerdeki klavyesinin başında şarkısını söylerken, mikrofonun başına geçen bir seyirci playback yapıyordu.
Verdikleri Gezi mesajı bile konserin ruhuna uygun şekilde samimiydi. “Çok büyük bir mesele hâline getirmek istemiyorum ama haberlerden seyrettiğimiz kadarıyla park gibi basit bir olaydan yola çıktınız. Bu da bizi çok etkiledi. Oysa Britanya’da her şey çok daha sakin olur. Ve siz haklıydınız” dedi Murdoch. Sonrasında ise tabi ki “Her yer Taksim, her yer direniş.”
Biste ise kimse onlara rock yıldızı olmanın ‘raconunu’ anlatmamış gibiydi. Katiyen bekletmeden sahneye koştular. Katılımcı konserlerinin ruhuna uygun bir şeklide “Ne çalalım?” diye sordular. Sonuç: Nazlanmadan çalınan birinci albümlerinin en sükseli şarkılarından ‘The State I’m In’ ve ağız birliği edilerek istenilen ‘Get Me Away From Here, I’m Dying’.
Özetle, gerçek bir indie grubunun konserini kaçıranlar dert etmesin. Murdoch’ın “ İstanbul ’un bu kadar eğlenceli olduğunu bilseydik, daha önce gelirdik” demesinden anlaşılıyor ki Belle and Sebastian önümüzdeki yıllarda da bir cumartesi gecesini ‘dans ve eğlence’ gecesine dönüştürecek gibi.
Konserin notu mu? Ayağa kalkıp, alkışlayan izleyici ikonu yetmez. Koltuğun üzerine çıkıp alkışlamak gerek.


    ETİKETLER:

    İstanbul

    ,

    indie

    ,

    direniş

    ,

    Rock

    ,

    Müzik

    ,

    Line

    ,

    Eğlence

    ,

    Konser