Radyum kızları...

Radyum kızları...
Radyum kızları...
BD Radyum Şirketi 1. Dünya Savaşında Alman bilim insanlarının bulduğu kendiliğinden ışıldayan fosforlu boyasını üreten ve saatlerde kullanan bir şirketti. Eğer radyum tuzu, çinko bileşiğiyle karıştırılırsa radyumun yaydığı partiküller çinko atomlarını titreştiriyor ve bu titreşim ortaya bir enerji çıkarıyor.

RADİKAL - ABD Radyum Şirketi 1. Dünya Savaşında Alman bilim insanlarının bulduğu kendiliğinden ışıldayan fosforlu boyasını üreten ve saatlerde kullanan bir şirketti. Açık Bilim sitesinden Işıl Arıcan'ın yazdığı makaleye göre eğer radyum tuzu, çinko bileşiğiyle karıştırılırsa radyumun yaydığı partiküller çinko atomlarını titreştiriyor ve bu titreşim ortaya bir enerji çıkarıyor. Çıkan bu enerji sonucu zayıf titreşimli bir ışık ortaya çıkarken, bu soluk yeşilimsi parıtlı gün ışığında olmasa da gece karanlığında görülebiliyor. Bu özellikle hava bombardımanları veya cephede çarpışan ve saati öğrenmek için ışık yakmak zorunda kalmayan askerler için üretilen saatlerde kullanılmıştı. New Jersey'de kurulu bu fabrika ABD ordusuyla sözleşme imzalayıp çok büyük paralar kazanmıştı. Genellikle ergen veya genç işçi kızlar çalışır ve saat başına 5 cent alırlardı.







İŞÇİ KIZLAR FIRÇAYI DİLLERİYLE HAFİFÇE ISLATIRLAR VE SİVRİLTİRLERDİ

Her saatte 12 rakamın parlayan, fosforlu boyayla boyanması işi için kullanılan fırçaların ucunun sivri ve düzgün olması gerekiyordu. İşçi kızlar fırçayı dilleriyle hafifçe ıslatırlar ve sivriltirlerdi. Yaklaşık günde 200 saat boyayan bir genç kız, 2400 kez neredeyse fırçayı, biraz da alışkanlıkla, diline götürür ve boyanın içinde bulunan radyumu alırdı. Ergenlik dönemindeki genç kızlar ve genç kadın işçiler eğlenmek amacıyla bu boyayı makyaj yapar gibi de sürerler, gece yüzlerindeki parıltıya bakıp gülerlerdi.

1924 yılında bu fabrikada çalışan 9 kişi esrarengiz bir şekilde yaşamını yitirdi. Orange, New Jersey'deki bu fabrikada gerçekleşen ölümlerin Marie Curie'nin kendi çalışmaları için fon aradığı ve bunun için ABD'yi gezdiği, elinde de radyum taşıdığı, bunu gösterdiği günlerdi. 1917-1926 yılları arasında yaklaşık 4000 kadar kadın ABD Radyum Şirketi'nde çalıştı. 1927 yılına gelindiğinde 50'den fazla genç kadın işçi ölmüştü. İşin ilginç yanı, ABD'deki fabrikada çalışan kadınların aksine, bu fosforlu boyayı bulan Almanya'da bundan çok az kadın etkilenmişti, çünkü Alman işçi kadınları bu fosforlu boyayı dillerine sürüp sivriltmiyordu, kullandıkları fırçalarda buna gerek yoktu (Proctor, 2012)!

Harvard Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı konuyla ilgili çalıştı ve fabrika koşullarıyla ölümler arasında bağ kurdular. Öte yandan bu bilim insanları radyumu suçlu ilan etme konusunda son derece tereddüt içindeydi ve bunu yapmadılar. New Jersey Tüketici Birliği'nden bir grup araştırmacı ise, bu yeni, ilginç ve korkunç meslek hastalığı konusunda çalıştı, bulgularını yayınladı. Örneğin Martland, 1925 yılında tüm bulguları Journal of the American Medical Association dergisinde yayınlamıştı (Martland ve diğ., 1925).

RADYUM KIZLARININ HUKUK MÜCADELESİ VE ŞİRKET AHLAKSIZLIĞI

Bulguların yayınlanmasının ardından ciddi bir hukuk mücadelesi başladı. Daha önce fabrikada çalışmış, ciddi şekilde hasta olan ve basın tarafından “Radyum Kızları” ismi takılmış olan beş genç kız (Grace Fryer, Quinta McDonald, Albina Larice , Edna Husman ve Katherine Schaub)  Waterbury fabrikasını dava ettiler. Kısa bir süre sonra davaya hastalanmış başka eski çalışanlar da katıldı. Davacılar, kişi başına 250.000 dolar tazminat talep ediyorlardı. Ancak fabrikanın arkasındaki politik ve maddi destek çok güçlü idi ve dava uzadıkça uzuyordu. Dava sürerken Quinta’nın iki kalça kemiği de kırıldı, Albina tamamen yatalak hale geldi. Edna artık neredeyse yürüyemez hale gelmişti ve fabrikada çalışmayı bırakalı yıllar olmasına rağmen geceleri hâlâ saçları parıldıyordu.  Çene kemiği kopmuş olan Katherine, avukatına, “Eğer 250.000 doları kazanırsam cenazeme bir sürü gül alabilirim değil mi?” diye soruyordu.

'Radyum kızları'nın sürmekte olan mahkemeye gelme şanslarının olduğu tarih Ocak 1928'di. Hiçbiri yemin etmek için kollarını kaldıramıyordu ve ikisi de yatalaktı. Grace yürüyemiyor, arkasında bir destek olmadan oturamıyordu. Yeminlerinin ardından dava bir 5 ay daha ertelendi, çünkü ABD Radyum Şirketi "ciddi" kanıtlar sunuyor, hukuk sisteminin her türlü ayrıntısıyla mücadele ediyor ve sürekli davayı uzatıyordu. Bir sonraki duruşmada bir doktorun kızların bir yıl içinde radyum zehirlenmesinden ölebileceğini söylemesine karşın, şirket yargıcı bir kez daha ertelemeye ikna etti, gerekçeleri ise bilirkişilerinin halen çalışmakta olduğu ve bunun aylar sürebileceğiydi! Sonunda 5 kadın işçinin vücutları öyle bir deforme olmuştu ki, davanın kadın işçiler ölmeden bitmeyeceğine kanaat getirildi ve mahkeme dışı yolla çözüme (arabuluculuk) karar verildi. Kadın işçiler istediklerini alamayacaklardı, ama en azından mahkeme çilesi bitecekti. Bölge yargıcı William Clark arabulucu olarak atandı ve acı dolu üç yıl içinde şirkette çalışan genç kızlardan 13 tanesi radyum zehirlemesine bağlı çeşitli nedenlerle hayatını kaybetti. 1928 sonbaharında, ABD Radyum şirketinin her bir davalıya 10.000 dolar tazminat ödemesine,  ölene kadar da 600 dolar aylık bağlamasına ve tüm tıbbi bakım ücretlerini de üstlenmesine karar verildi.  İlaveten, radyum boyası kullanımına ilişkin ciddi düzenlemeler getirildi. Undark boyası ise 1960 yılına kadar saatlerde kullanılmaya devam edecekti.

İşyerlerinde koşulların değiştirilmesi ve işçi sağlığı/iş güvenliği mevzuatı için Radyum Kızları'nın ölmesi gerekmişti. Bu olay tek değildir, sayısız örneği vardır. Şunu defalarca söylemek gerek; işçi sınıfı işçi sağlığı/iş güvenliği bilimi için neredeyse kobay olagelmiştir ve olmaya devam etmektedir. Bu alan kitlesel olarak insan deneylerinin yapıldığı bir alandır ve buna karşın sermaye sahipleri nedense herhangi bir maddenin veya prosesin zararlı olduğu konusunda çok ama çok zor ikna olmaktadır.

Peki bu dava kapandıktan ve şirkete de pek fazla zarar vermedikten sonra, şirketin tutumu ne olacaktı? Açık açık yanlış bir şey yapmadıklarını, kamuoyunun kendilerine karşı yönlendirildiğini ve adil bir yargılamayla karşı karşıya kalmadıklarını söylediler. Daha da ileri giden ABD Radyum Şirketi Başkanı Clarence Lee mağduriyet edebiyatı yapıp şunları söyleyecekti:

Maalesef fiziksel olarak sanayinin diğer dallarında istihdam edilemeyecek kadar uygunsuz olan çok ama çok sayıda insana iş verdik. Kötürümler ve benzer şekilde engelli kişiler işe alındı. Ne ki, bir nezaket fiili olarak nitelendirilebilecek davranışımız bize karşı döndü.



Mae Keane


ŞANSLIYDI ÇÜNKÜ, FOSFORLU BOYADAN RAHATSIZ OLMUŞTU


Mae Keane, 1 Mart 2014 tarihinde 107 yaşında öldü. Yaşamı çok sağlıklı geçmemiş, kırkına gelmeden tüm dişleri dökülmüş, migrenden her zaman şikayet etmiş, kolon ve meme kanseri de geçirmiş ve hiç çocuk sahibi olmamış (belki de olamamış) bir emekçiydi. Ama bu kadar yıl yaşadığı için şanslıydı çünkü arkadaşlarının büyük bir kısmı daha otuzlarındayken, çene kemikleri erimiş, dişleri dökülmüş, tüm kemikleri sünger haline gelmiş ve farklı kanser türlerine yakalanmış bir şekilde ölmüşlerdi. Mae Keane'nin çalışma arkadaşlarından daha uzun yaşamasının sırrı fosforlu boyanın ağzında garip bir tat bırakması ve arkadaşlarının aksine bundan aşırı derecede rahatsız olmasıydı ve tabii ki bununla bağlantılı olarak verimsiz çalışması! Mae, ABD Radyum Şirketi'nde (U.S Radium Corp.) çalışıyordu, 1924'ün yazında 18 yaşındaydı, fosforlu boyanın verdiği rahatsızlıktan dolayı artık sekreter olarak çalışmayı kabul etmişti...

ÇENE KEMİĞİ KRAKER GİBİ KIRILDI

Amelia Maggia öldüğünde 25 yaşındaydı, o da ABD Radyum Şirketi'nde çalışmıştı. 1921'in sonlarına doğru aniden kilo kaybetmeye, eklemlerinde sızlamalar hissetmeye başladı, hareketleri yavaşladı kendisini yaşlı bir kadın gibi hissediyordu. Dişlerindeki sızı da dayanılmaz boyuttaydı ve bir yıl sonra dişçiye gittiğinde çekilen dişiyle birlikte çene kemiği de paramparça halde ağzından kopup gelmişti!  Neredeyse bir kraker gibi kırılıyordu kemikleri, anemiye yakalandı, ağzından sürekli kan gelerek 1923 yılında acılar içinde yaşamını yitirdi. Ölüm belgesinde ülseratif mide iltihabı yazıyordu...

‘HİÇ BİR SORUN YOK' RAPORU VERİLDİ

Grace Fryer, 1922'de dişlerini kaybetmeye başlamıştı. Röntgen çektirmişti ve çene kemiğinin neredeyse sünger haline geldiği görülmekteydi. Kimse ne olduğunu tam olarak anlayamıyordu, Columbia Üniversitesi'nden Frederick Flynn ve arkadaşları sahneye çıktı, Grace'i uzun uzun muayene ettiler ve "hiçbir sorun yok" diye rapor verdiler. Flynn lisanslı bir doktor değildi, toksikolojistti ve ABD Radyum Şirketi için gizlice çalışmaktaydı. Çalışma arkadaşlarından birisi de aynı şirketin başkan yardımcılarından birisiydi...


‘SUÇLU KADINLAR’
 

Bu şirkette birşeyler döndüğü açıktı, ama hiçbir avukat yardımcı olmuyor ve dava açılamıyordu. Şirket kadın işçilerin sorunlarının, “firengi”den kaynaklandığını söylüyor, gayri ahlaki ilişkiler içine girdiklerini ima ederek neredeyse onları suçluyordu.  Sonunda Grace, Katherine, Edna, Quinta ve Albina bir avukat buldular ve ABD işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatında dönüm noktası olacak değişikliklere neden olacak bir davayı açabildiler. Tarihe “Radyum Kızları” diye geçen bu kadınların hepsi 1930'ların ortalarında yaşamını yitirdi, ama arkalarında ciddi bir hukuk mücadelesi bıraktı ve kapitalizmin ne kadar kirli ve alçak olabileceğini gösterdi...