Rahat uyu J.R., eserin payidar!

Rahat uyu J.R., eserin payidar!
Rahat uyu J.R., eserin payidar!
Önceki gün hayatını kaybeden, Dallas'ın J.R.'ı Larry Hagman'ın canlandırdığı karakter, aileyi kendine araçsallaştırmış, pervasız bir 'yeni insan'ın kurgusuydu...
Haber: TAYFUN ATAY - tayfun.atay@radikal.com.tr / Arşivi

‘J.R.’ bir eşikti. Kapitalizmin dünyaya sosyalist alternatifle gemlenmiş şekilde usturuplu hitap etmekten çıkıp, dizginlerinden boşanarak hadsiz-hudutsuz bir serbestlik kazandığı aşamada belirdi karşımızda. Bu eşiksel evrenin gerçek hayattaki karşılığı olan neo-liberal ‘Reagan Çağı’nın hayal kutumuzun içindeki temsilcisiydi o. Acımasızca rekabetçi bir ahlâka sahip; siyaseten doğrucu olmaya dahi gerek duymayacak ölçüde arsız; sadece kendini seven, bu amaçla aileyi de ülkeyi de kendine araçsallaştırmış, pervasız bir ‘yeni insan’ın kurgusuydu. Dolayısıyla, o günlerde hâlâ belli belirsiz süren ‘Amerikan rüyası’nın da tam mânâsıyla sonu...
Bağlantılı olarak, ‘J.R.’ bir müjdeydi. ‘Işıklı hayal kutusu’ içinde karun gibi ömür sürdüğü 1980’ler, kapitalizmin 19’uncu yüzyıldan beri arzu etse de bir türlü tam kıvamında gerçekleştiremediği ‘ dünya sistemi’ muradına ermesi yolunda bitirici hamlelerle dolu olarak geçti. Uluslararası işleyişe sahip bu sistemin ‘uluslarüstü’, küresel işleyişe doğru dönüşümünü müjdeleyen bir figürdü J.R... Zaten bu gerçekleştikten sonra da misyonunu yerine getirmiş olarak terk etti sahneyi. Liberalizmin bir ideoloji olmaktan öteye geçip her tür politik-ideolojik formasyona eklemlenebilir mahiyette bir ‘üst-ideoloji’ haline geldiği çok-kutuplu dünyada o zaten her yerde bugün ...
Ve tabii, ‘J.R.’ bir devrimdi. Bir ‘kötü karakter’in de pozitif anlamda ‘fenomen’leşebileceğinin ilk örneğidir o. Dünya televizyon tarihinde hiçbir kötü karakter ‘J.R.’ kadar benimsenmedi, sevilmedi. Hâlbuki 1978’de yayın hayatına başlayan dizide başlangıçta çok farklı bir yol hedeflenmişti. Geleneksel-muhafazakâr geniş aile motifi ağır basan, ama zamanın gerçeklerini de görmezden gelmeyen bir kurgusu olacaktı dizinin... Toplumsal değişme, aileye safça güzelleme yapma imkânı bırakmıyordu artık. ‘Küçük Ev’, ‘Walton Ailesi’ gibi Amerika’nın kırsal-tarımsal geçmişinden toz pembe aile tabloları çizen diziler miyadını doldurma noktasındaydı. Şimdiki zaman ailesi, hane-içi iktidar mücadelelerine, entrikalara, iki yüzlülüklere sahneydi. Böyle bir ortamda hem aile-içi çekişme ve çatışmaları ifşa eden, ama hem de sonuçta hanenin birlik ve sürekliliğine vurgu yapan kurgu, ortalama hedef olarak uygundu.
‘Dallas’tan murat, işin başında buydu ve bu çerçevede öne çıkartılması en uygun karakter olarak J.R.’ın kardeşi, ‘tatlı çocuk’ Bobby’nin (Patrick Duffy) ilk bölümde çiftliğe gelin olarak gelen çiçeği burnunda eşi Pamela (Victoria Principal) düşünülmüştü. Pamela hem önceki onyılların ‘Hipi’ kuşağının özgürlükçü ve uçarı ruhundan esinler taşıyan, ama hem de bünyesine yeni girdiği ‘geleneksel geniş aile’ye başarıyla uyum sağlayan, sağlamaktan da öte onun entegre yapısını koruma yolunda katkı yapan bir karakterdi. 

‘Dallas eşittir J.R.’ 

‘Dallas’ yola böyle koyuldu, ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Kısa bir süre sonra seyirci ilgisi de, senarist kalemi de J.R.’dan yana çekmeye başladı. O, seyircinin favorisi olmuştu. Çünkü Pamela, ‘zamanın ruhu’nu temsil etmeyen bir karakterdi. Tüm yırtıcılığıyla, kurnazlığıyla, hesaplılığıyla J.R. ise onaylanmasa da inandırıcı, yaptıklarına ‘uyuz’ olunsa da ‘zamanın ruhu’ ile uyarlıydı. Tabii buna bir de Larry Hagman’ın eşsiz performansıyla canlılık kazanan bu karakterin kendine has bir ‘mizah duyusu’na sahip olmasının da ona çekicilik katkığını not etmeden geçmemek lâzım.
Böylece J.R., bir ‘kötü’ olarak sevimli bulunmaya da, giderek imrenilen bir karakter haline gelmeye de başladı. Dizinin 1980’de ekrana gelen, “J.R.’ı kim öldürdü?” başlıklı bölümü, televizyon tarihinin en çok izlenen programıydı.
Bu aşamadan sonra ‘Dallas’ artık yoluna esasen J.R.’la devam eder oldu demek çok yanlış sayılmaz. Diğer karakterler tamamlayıcı pozisyonlara gerilediler. O karakterleri oynayan aktörler 13 yıl süren diziden peyderpey veya zaman zaman ayrılsa da J.R. hep kaldı. Hatta J.R.’ı oynayan Hagman, 1980’lerin ikinci yarısında dizinin akışında gerek senaryo gerek yapım süreçlerinde bizzat belirleyici olmaya başladı. Dolayısıyla, “Dallas, eşittir, J.R.” durumunun öbür cephesindeki gerçek de “Hagman, eşittir, J.R.”dı. Dün kaybettiğimiz, televizyon tarihinin en unutulmaz karakterlerinden birine can vermiş aktör, kariyeri boyunca hep bu rolle özdeş kaldı ve öyle de hatırlanacak.
Hiç beklemiyordum, ama ‘kötü kalpli’ J.R.’ın ölümü (evet, yalnızca Hagman’ın değil, J.R.’ın da ölümü) beni bayağı derinden sarstı. Pek çok kişinin de aynı hissiyata sahip olduğunu sanıyorum. Acaba neden? Hayal dünyamızın tek kanalla sınırlı, siyah-beyaz mazisinde yeri çok sağlam bir sureti daha kaybetmiş olmaktan mı? Yoksa, kapitalizmin küresel ölçekte ve rakipsiz olarak hükmünü çok daha keskin icra ettiği günümüz dünyasına baktığımızda ‘bizim J.R.’ın bile artık çok ama çok masum kalmış olmasından mı?!

Oyunculuk kariyerinde 62 koca yılı devirmişti...

Önceki gün hayatını kaybeden Larry Hagman, kimilerinin hafızasında Dallas’ın J.R.’ı olarak kalmış olabilir, ancak oyunculuk kariyerinde 62 yılı devirmişti. 1931 yılında Texas’ta dünyaya gelen Hagman, İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD Ordusu’nda görev yapmış, İngiltere’de konuşlanan birliğinde savaşa hazırlanmıştı. 1945’ten sonra ABD’ye geri dönen Hagman, New York’taki tiyatrolarda ilk oyunculuk denemelerine imza attı. Hemen ardından belli başlı oyunlarda boy gösteren oyuncu, kariyerindeki ilk çıkışı ‘I Dream of Jeannie’ dizisindeki astronot Tony rolüyle yaptı. Dallas ile parlayan Hagman, Oliver Stone’nun çektiği ‘Nixon’ (1995) ile Mike Nichols’un ‘Primary’ (1998) filmlerinde de rol aldı. Bugüne değin iki defa Emmy Ödülü’ne, bir kez de Altın Küre’ye aday gösterilen oyuncu, uzun yıllardır alkol tedavisi görüyordu. 1995‘te karaciğer ameliyatı geçiren Hagman’ın ölümü de gırtlak kanserinin etkisi yüzünden oldu.