Rahat uyuyun anneanneler

Tüm anneanneler artık rahat uyuyabilir, çünkü onların öyküsü yazıldı.
Haber: SEÇİL BÜKER / Arşivi

Tüm anneanneler artık rahat uyuyabilir, çünkü onların öyküsü yazıldı. Aslında yazılan öykü sayısı 11 ama bu öyküleri okuduğunuzda kendi anneannenizin öyküsünü önce düşünmeye sonra yazmaya başlıyorsunuz. Bu yazma belki yüreğinizin derinlerinde başlıyor, kâğıda hemen dökülemiyor, anımsamaya çalışıyorsunuz, kimlerle konuşmanız gerektiğini düşünüyorsunuz. Bu kitabı okumadan önce Çiğdem Aydın'ın dediği gibi: "Kendimce önemli bulduğum sorularım vardı. Onun bir kadın olduğunun, bir hayat yaşamış olduğunun farkında değildim". Kitabı bitirdiğim gece düşümde onu gördüm ya da hissettim. Ona sevgi gönderdim belki de ilk kez. Onu yitireli yıllar oldu ama bu kitap elime geçene dek böylesine derinden düşünmedim.
Şiirsel bir anlatım
On bir kadın anneannelerini araştırırken bizi de yönlendireceklerini, Ankara Üniversitesi'ndeki 'Kadın Araştırmalarından Kesitler' adlı yüksek lisans seminerinin genişleyeceğini, büyüyeceğini düşündüler mi, bilmiyorum. Belki daha sonra sorarım kendilerine. Prof.Dr. Mine Göğüş Tan ve Doç.Dr. Eser Köker ile 9 kadın (Gülsen Ülker Al, Satı Atakul, Çiğdem K. Aydın, Nuran Bayer, Menekşe İldan Çiftçi, Ebru Saner Kaan, Güzide Önem, Özlem Şahin, Güzin Yamaner) annelerimizin annesini seçmişler araştırmak için. Kitabın adı Anneanne/ Sırlarını Eskitmiş Aynalar.
Mine Göğüş Tan kadınların yaptığı sözlü tarih çalışmalarını anlatacağı derse, doçentliğe hazırlanan genç bir kadının öyküsünü aktararak başlıyor. Bu paylaşım, birbirlerinin ruhlarına dokunmalarına yol açıyor ve Eser Köker'in kaleminin ucuna anneannesi geliyor. Böylece öykülerden, romanlardan, bilimsel çalışmalardan tanıdığımız anneanneler araştırmacılara da okuyucuya da yaklaşıyor. Hem de şiirsel bir anlatımla. Bilimsel yazılarını okuduğum bu kadınların şair olduklarının hiç farkında değildim, demek anneanne üzerine yazmak başka bir şey. Kimin anneannesi olduğunu vurgulamadan, (çünkü onlar hepimizin anneannesi ya da nenesi) sözü yazarlara ve anneannelere bırakıyorum.
Raziye anneanne için: "Beni kız olmama rağmen sevdi. İki kat döşekli yatağına sadece beni alırdı. Aynalı karyolası vardı, iğne oyaları hep kolalı. Ona elişi yapmak bir onurdu. Her elişini kabul etmezdi. Çok gurur duyardım, yatak başına işlediğim örtüleri serdiği zaman. Beğenmedi mi,
'Hayde, tahret bezi bile etmem bu nakışı' demekten asla çekinmezdi" (s. 47).
Hatice anneanne için: "Büyük teyzemin, anneanneme ilişkin ilk söylediği şey 'çok diktatördü' oldu ve hemen ardından ekledi, 'çok da merhametliydi'. Büyük teyzeme
ikisini nasıl bağdaştırdığını sormak anlamsızdı". (s. 102). "Sürgün yıllarıyla 2. Dünya Savaşını birlikte yaşamış olan Selvi Hanım, kendimi bildim bileli hiçbir haber bültenini kaçırmadı. Televizyon yayınları başladıktan sonra da 'İyi akşamlar sayın seyirciler şimdi haberleri veriyoruz' anonsunu yapan spikeri hep 'İyi akşamlar evladım' diye selamladı (s. 62).
Elif anneanne için: "İçinde koca bir mezarlık
taşıyarak yaşamış. Anneannem bu 'yaşamış' yüklemine nasıl bakardı bilmem. Yarı yaşamış desem daha mı doğru olurdu? Yalnızca loriklere (ağıtlara) sığınmış tümüyle göçünceye dek" (s. 108).
Saraybosnalı Nayla anneanne için: "Bir gün, oturmuş mekik oyası yaparlarken anneannemin kız kardeşi bir anısını anlatmıştı. 'Genç kızken mendillere şeker koyup yoldan geçen genç delikanlılara atar, sonra da gülüşüp saklanırdık'. Büyük olasılıkla hikâyenin devamı da gelecekti. Ancak anneannem kız kardeşine anlayamadığım bir şeyler söylemiş, büyük teyze ablasından bir güzel azar işitmişti (s. 178). Benim de anneannem bilmediğim dilde bir şeyler söylerdi, o dilden anlamını bildiğim tek sözcük kaymaniça idi. Çünkü onun yaptığı kaymaniçanın tadına doyulmazdı.
Görümce sıkıntısı
Şimdi gelin anneannelerin ortak özelliklerine
bir göz atalım. Anneannelerimiz düzenler bozup düzenler kurarlardı. Acılara boğulduklarında ağıt yakarlardı ya da
'Derdimi ummana döktüm, asumana inledim' şarkısını mırıldanırlardı. Ya şehir kızıydılar ya da köy. Şehir kızı olduklarında, üstelik de subay kızıysalar
"fedakârlık bilmez" olarak tanımlanırlardı. Ama bu tür tanımlamaları daha çok görümceler yapardı.
Aslında onları görümcesi ile arası iyi olanlar ve olmayanlar olarak da ayırabiliriz.
Evlenmeden önce görümcesini bir arkadaş olarak tanıyanlar şanslıydılar. Ama kimi kez anneannelerin yaşamlarını görümceler belirledi. Adları 'cici ana' olsa da evlenmemiş görümceler mezalimin kahramanı oldular, kurbansa anneannemizdi. Ama o cici anadan kurtulur kurtulmaz: "Cici anadan öğrendiği baskının, otoritenin neredeyse aynısını büyük teyzeme uygulayarak kendi acısını mı çıkarttı diye düşünüyorum" (s. 102). (Yorumsuz bırakmayı seçiyorum.)
Birbirini seven kumalar
Ya kumanın iyisi olur mu? Kumalar arası dayanışma olur mu? Bir gün Haydar Bey iki karısını da döverek kilere kapatır. Canları öyle yanmıştır ki kocalarını cezalandırmaya karar verirler. Birlikte intihar edeceklerdir
ve Haydar Bey de bunu ömrünün sonuna kadar unutamayacaktır. Ancak kimin kendini daha önce asacağı konusunda anlaşamazlar. Sonunda biriktirdikleri öfke ve gövdelerindeki kırıklarla yetinirler. Selvi anneanne ise sürgün yıllarında kocasına göz açtırmaz. O dönemde doğurur, kumasını çocuksuz bırakır. Ama sürgün dönüşü evler ayrılınca ikisi birden doğurur. Kumalar ancak erkek öldüğünde
bir araya gelirler. Torunlar da öteki kadına merakla bakar. Onlar kocalarına aylar yıllar boyu baksalar da kendileri için sürekli şunu dilerler: "Üç gün yatak, dördüncü gün toprak".
Kitapta onların giysileri, takıları da var, gök mavisi atlastan giysiler, altın üstüne mercandan yüzükler, ipek kadife pelerinler, simli çizgili çarşaflar, saç tokaları, yün çorap ve eldiven desenleri... Bu giysiler, takılar başka bir araştırmanın konusu olabilir. Anneanneler bizi çekiyor, yaklaştıkça sanki uzaklaşıyor, bizi daha çok araştırmaya yöneltmek için yapıyorlar bunu. Yazarlardan biri kendisine yardım eden kızkardeşinin öykünün içine çekilişine tanık olmuş. Öğrenilecek çok şey olduğunu sezmek ya da bilmek, kitabı değişik açılardan görmenizi ve genişletmenizi sağlıyor. Anneannelerimizin yaşamından kalkarak yaşama,
yaşadığımız alana bakmak çok anlamlı ve sanırım yapılması gereken. Toplumsal ve kültürel örüntülere anneanneler aracılığıyla ulaşmanın tadı başka.