Ramazan geldi, absürt geldi

Ramazan geldi, absürt geldi
Ramazan geldi, absürt geldi

İLLÜSTRASYON: MERT GÜRELİ

İnternetten cami ziyareti, 'free download Ramazan davulu', oruç sonrasına mahsus masaj aleti... Dileyene Meksika restoranında, dileyene plajda iftar... Hurmalı cheesecake de var, alkolsüz mojito da... Kafalar karıştıkça Ramazan kültürü ve edebiyatı ayrı şenleniyor
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinarbihter@gmail.com / Arşivi

Ormanların yerine siteler yapılır, gökdelenler fışkırır, sular kurur, postmodern darbeler yapılır. İnternet icat edilir, internet sansürlenir. Çelik değişir, Seda Sayan bir daha evlenir. Sanki memlekette başka hiçbir şey değişmiyor, hayat 20 sene öncesinden bile daha farklı değilmiş gibi, her Ramazan, geleneksel olarak bir nostalji ayına döner. Bu ayı ibadetle geçirmeyecek olanı dahi içine alan bir ‘Ah nerede o eski Ramazanlar’ fırtınası başlar ki, sanırsınız bunu söyleyen Şehzadebaşı’ndan faytonla iftara yetişirmiş eskiden, sahura kadar Direklerarası çadırlarında eğlenirmiş.
İşin inanca, ibadete, dine dair kısmı ayrı, ayrıca her şahsın kendisine ait bir ritüel. Ama toplumsallaşmış Ramazan algısı, Ramazan kültürü ve edebiyatı başka bir mefhum. Karagöz ile Hacivat çifti Yunanistan’la neredeyse diplomatik krizin kahramanları olarak artık sıkça anılıyorlar. Şık ekmek mağazalarının türemesiyle Ramazan lezzeti pide, çoktan ‘12 ayın sultanı’ haline geldi. Geriye bir tek Nurhan Damcıoğlu kalıyor; dünya yıkılsa kantolarıyla değişmeyen bir Ramazan nağmesi, bir kalça kırışı kendisi.
Ara dönemler bir sürü açıdan sancılı ve tatsız olabilir ama iş değişen Ramazanlara geldiğinde bereketli bir ara dönemde olduğumuz kesin. Direklerarası’ndaki eğlencelerin hâlâ hatırlandığı ve tuhaf bir şekilde hiç bilmeden özlendiği ama aynı anda hocaların camide laptop’larına bakarak vaaz verdiği, kimi web sitelerinin ‘free download Ramazan davulu’ hediyesi önerdiği bir devirdeyiz. Sapla saman, elmayla armut, hurmayla hurmalı cheesecake aynı zaman diliminde... Gayet renkli bir döneme tanıklık ettiğimiz için kendimizi şanslı saymalıyız belki. 

İftarda plaj açılımı
Türkiye ’de, aslında tüm dünyada iyisini, kötüsünü şu an burada tartışmayacağımız bir değişim yaşanırken Ramazanlar niye aynı kalsın? Normal ve sağlıklı olan, kendi yeni dilini, uygulayış modellerini bulmasıdır zaten muhtemelen. Fakat bu kafa karışıklığının, bu nereye ve hangi devre ait olduğunu bilemeyişin kimi zaman çok şahane, fazlaca absürt, gayet postmodern neticeleri çıkıyor ortaya. Gerçekten ‘Yar bize bir eğlence’ yani...
Hele bu yıl Ramazan’ın son yılların en sıcak, en bunaltıcı günlerine denk gelmesi, kendiliğinden bir plaj açılımına yol açtı bile. Alanya Belediyesi, su yutma korkusuyla gündüz denize girmekten çekinenlerin, iftar sonrası faidelenebilmeleri için plajları aydınlattı. Onun dışında, her yıl din âlimlerine sorulan ‘Denize girmek orucu bozar mı’ sorusu 263 kez daha tekrarlandı. Öyle ki, kimsenin yerinden kıpırdamayacağı düşünülen bu ay boyunca Bodrum, Çeşme ve Kuşadası sahillerindeki kimi otellerin fiyatı yüzde 70 düşürmesiyle, hayatımıza ‘plajda iftar’ gibi yeni bir tamlama girmiş oldu. Mesela Milliyet Cadde’nin verdiği Ramazan eki, kapağında yer alan o iftar sofrası fotoğrafıyla tarihe geçecektir: Kumsalda bir yemek masası... Hem mobilya hem sofra tasarımı olarak bir ‘styling’ şaheseri... İnsanın dilinin mangal da değil barbekü demeye vardığı, sadece et şişten oluşan yalın ve havalı bir sofra...
Kafa karışıklığından söz edeceksek ortalığı en renkli biçimde bulandırma rolü, Kabotaj Bayramı dışında neredeyse tüm belirli gün ve haftaları bir vahşi hediyeleşme vesilesine dönüştüren piyasa ekonomisine düşüyor tabii ki. Son yılların ruhunu en güzel temsil eden laflardan biri, artık Ramazan’ın da peşine yapıştı malumunuz: Ramazan keyfi... Bu o kadar fazla zikrediliyor ki, sanırsınız oruç sadece ‘keyif’ için tutuluyor. İftar ayrı keyif, sahur ayrı keyif, arası ayrı keyif; böyle bir hedonist jargon...
Bu arada, ‘Belki buradan satış artırıcı bir fırsat çıkarırız’ arzusuyla aklınıza hiç gelmeyecek sektörlerden markaların, işletmelerin Ramazan tüketimine talip olduklarına şahit oluyoruz. Zaten asıl deneysellik de, normalde bu âlemle çok işi olmayanların piyasaya girmesiyle ortaya çıkıyor. Bakıyorsunuz, nasıl kokoş mekânlar ezogelin hattına girmiş. Atatürk ’ün Ankara ’ya gelişini bile kutlayacak coşkudaki 11 ayın laikleri, birden imana gelmiş.
Mesela Moğol yahut Meksika gibi dünya mutfağının spesifik lezzetlerini sunan restoranların mönülerinde kimi oynamalarla iftariyelik işine girmeleri her zaman güzel malzeme... Kapanıp kapanmayacağı muallakta olan yılların Rus lokantası Rejans bile iftar mönüsünü yolladı geçenlerde. Bu tür deneysellikte gönlümüzün birinciliğini verdiğimiz Cuba Bar’ın son derece müstesna Karayip soslu Ramazan programı zaten aşağıda... Onların yanında Cappy’nin ‘Ramazan şerbeti’ kutulaması bile ışıltısını yitiriyor, doğruya doğru.
Mutfağın dışında çeşitli restoran ve kafelerin, ayrıca alışveriş merkezlerinin Ramazan’la uyumlu olduğunu düşündükleri kimi aktiviteler oluyor. Her yer ebru atölyesi, her yer semazen... İstinyePark’ın Ramazan aktiviteleri içinde yer alan ‘karikatürünüzü çizelim’ hizmeti ise, bağlantı kuramadığımız noktada ‘Gelin de, niye gelirseniz gelin’ felsefesini getiriyor akla.

Oruç sonrası kafa masajı
İnternetten mezar ziyaretinin yapılıp hatim indirilebildiği bir devirde hiç de anormal karşılamamamız gereken bir hizmetin duyurusu da Google Earth tabanlı sektör rehberi www.3DLocationEarth.com’dan geldi.  Ramazan dolayısıyla Edirne’den Kars’a birçok camiyi sanal ortama taşımışlar. Üç boyutlu cami ziyareti ne işe yarar, sevabı var mıdır, o kısmını biz bilemeyiz. Fakat duyurularında bu camilerin, Türkiye dışında dünyanın her yerinden sanal olarak gezilebildiğini belirtmişler. Taban Google Earth, ama internet mefhumu tam kavranamamış sanki. Olsun; niyet güzel...
Bu yine konsept dahilinde ama normalde kafa masaj aletiyle Ramazan’ı bağdaştırabilir misiniz? Onun da bülteni geldi efendim. Cellini 500 adlı masaj aleti, açlığın yarattığı baş ağrısı ve halsizliğe karşı iddialı. Baş ve migren ağrılarının azalmasına yardımcı olan icat, özel kulaklığı sayesinde hafızasına yüklenen kuş, deniz gibi ses efektleriyle ‘daha sakin zamanlar yaşama fırsatı’ da veriyormuş. Ayrı bir Ramazan keyfi yani...
Ramazan’ın mübarek referandum öncesine gelmesine özel vakalar da var tabii. Memur-Sen’e bağlı Sağlık-Sen’in Nevşehir şubesi imsakiyesine, referanduma sunulan 16 maddeyi, bir de ‘Evet’ çağrısıyla basmış. Birbirlerinden haberdarlar mı bilmiyoruz ama CHP’nin Uşak teşkilatı da kendi imsakiyelerini Atatürk’ün Uşak ziyaretinde müftüyle dua ettiği fotoğrafını koyarak dağıtmış. Seneye bunlar göremezsiniz.
Tükenmek bilmeyen ‘Orucu ne bozar’ listeleri, Ramazan’ı bir zayıflama ve anti-aging faaliyetine çevirmeye çalışan ‘new age’ gayretler, Esenler Belediyesi’ninki gibi 40 bin kişilik iftar sofralarıyla Guinness zorlamaları, ‘İftardan ne kadar sonra seks yapılır’ temalı haberlerle bir eklektik Ramazan’ı daha idrak ediyoruz. Hayırlara vesile olsun. 

Karayiplerden iftariyelik, alkolsüz mojito bulunur
Karagöz ile Hacivat’ı Che Guevara’yla aynı karede, insan sadece camları açık bıraktığı bir gün sabaha karşı rüyasında görür gibi geliyor. Ama yok... İstanbul , Tünel’de hizmet veren Cuba Bar’ın Ramazan ayına mahsus afişinde birlikteler; üstelik daha fazlası da var. Küba caddeleriyle özdeşleşen mavi bir antika otomobil, leziz bir taco, en önde de kızıl yıldız... Cuba Bar’ın işletmecilerinden Taylan Özgür Yalçın, geçen yıl Ramazan’da böyle bir program hazırlamaya cesaret edemediklerini söylüyor. En çok çekindikleri, mekâna gelip giden Küba Konsolosluğu kadrosu olmuş. Sonuçta Castro ve Che fotoğraflarıyla açılan bir web sitesine sahip mekânın konsoloslukla organik olmasa da bir gönül bağı mevcut. Konsolosluğun çeşitli etkinlikleri de burada yapılıyor. Önce iftar programını fazla yerli bulacaklarından endişe etmişler. Ama bu yıl onların da fikre sıcak bakmasıyla fark etmeden ‘devrimci’ bir harekete imza atmışlar.
Bu ay boyunca Yalçın’ın ‘Caribbean’ olarak telaffuz etmeyi tercih ettiği Karayip müzikleri programı bâki. Mönüde de radikal bir değişiklik yok. Geleneksel Küba pilavı Arroz Congri de, picadillo da yiyebiliyorsunuz. Sadece, iftar için hazırlanan yemeklerin hiçbirine Küba mutfağında sıkça kullanılan alkol eklenmiyor.
Alkolsüz meyve kokteyllerini sorarken el artırıp ‘alkolsüz mojito’ yapıp yapmadıklarını sordum. Ben utandım; tabii ki varmış. İsteyene iftar sonrası mojitolar sadece şeker şurubundan...
Peki sahur? Yalçın, “O kadar uzun boylu düşünmedik” diyor gülerek ama Cuba Bar sabah 5’e kadar açık. Castro duymasa iyi olur.