Restorandan 'bir hatıra' alanlar

"Ailece yemeğe gitmiştik," diye hikâyesine başlıyor 24 yaşındaki reklamcı.
Haber: MELİS DANİŞMEND / Arşivi

"Ailece yemeğe gitmiştik," diye hikâyesine başlıyor 24 yaşındaki reklamcı. "İki ablam da ben de, gümüş çorba kaşıklarına hayran olduk. Bir tane alsak ne olur diye düşündük. Annem 'Saçmalamayın,' dedi ama üçümüz de birer tane almaya karar vermiştik bile. Babamın tuvalete gittiği bir sırada, kaşıkları önce masanın altına sakladık, ardından annemin çantasına attık. Hâlâ kullanıyoruz, zevkle."
Yer İstanbul'un beş yıldızlı otellerinden biri. Çok mu şaşırdınız? Yoksa bu hikâye
-obje farkıyla- size bir yerlerden tanıdık geliyor mu? Hırsızlığı sadece kanunî değil ahlakî bir suç olarak gören pek çok kişi, yemek yediği restoran ya da bardan 'bir hatıra' almakta sakınca görmüyor.
Masanın üzerinde durup 'al beni' diye bakan bardak, küllük ya da çatala karşı koyamamak, sıkça rastlanan bir durum. Bu gruba dahil olmadığınızı söylüyorsanız bile yan masadaki müşterinin, cüzdanından azalttığı ağırlığı, restoran eşyalarından biri ile telafi ettiğini bilin.
Tuvalet işaretleri şimdi nerede?
Nişantaşı'nın en ünlü İtalyan restoranlarından biri olan Mezzaluna'da kahvenin yanında ikram edilen çikolataların konulduğu tabaklar, en az çikolatalar kadar karşı konulmaz olmalı ki, yürütülenler arasında birinci sırada. İkinci sırada ise ekmekle birlikte servis edilen minik zeytinyağı tabakları geliyor. Evet, zeytinyağı tabakları! Çantaya atılmadan önce ciddi bir temizleme işlemine tabi tutulduktan sonra tabii. Likör bardakları, küllükler, tuzluk, kürdanlık ve şekerlik de sıralamada yerini alıyor. Fakat büyük parçalardan da gidenler yok değil. Tabaklar örneğin. Mezzaluna'nın işletmecisi Mustafa Çilingir, "Bir müşterimizin çantasının üzerinde görünce, adisyona ekstra olarak girdik. Sorduklarında da kibarca nedenini söyledik. Normal karşıladılar," diyor.
NuPera'nın içindeki Keyfhan'da ise kalabalıkta giden gidiyor. Özel yapım suratlı bardaklar ve Londra'daki Conran Shop'tan alınan 50 pound'luk tuzluk-biberlikler revaçta. Keyfhan'ın işletme yardımcısı Elvan Karakimseli, başlarından
geçen ilginç bir olayı anlatıyor: "İşletme müdürümüz Füsun Taşkın, gittiği bir ev partisinde suratlı bardaklara rastlamış. Ev sahibi de Keyfhan'dan yürüttüğünü söylemiş."
Sıraselviler Caddesi üzerindeki Changa'nın ortağı Tarık Bayazıt'ın anlattıkları ise film olabilecek türden. Erkekler ve kadınlar tuvaletinin kapısında asılı olan, 1.5 cm kalınlığında, 20x30 ebatta pleksiglas işaretlerin akıbetini bilen yok. "İnsan nasıl söker, hadi söktü nereye saklar?" diyor Bayazıt. "Masa üstü çiçeklerini koyduğumuz ufak kavanozlar, içki karıştırıcıları, chop stick'ler gidiyor," diye devam ediyor. Changa ilk açıldığında kredi kartı imzaları için verdikleri güzel kalemlerin bir bir yok olması, onları
'kullanmayı bırakmak' gibi bir önlem almaya zorlamış. Şimdi kullanılan kalemler ise Vakkorama'nın renkli, tüylü kalemleri. "Bir yere saklanabilecek gibi değil," diyor Bayazıt. Kalemler Changa'da, Vakkorama'daki fiyatına satılıyor da. Bütün bu ağır parçalardan sonra küllük ve mumluk için
"Standart," diyor Bayazıt.
Müşteriler neden onca para döktükleri bir restorandan, ihtiyaçları olmadığı halde masanın üzerindekilerle beraber çıkıyorlar?
'Bu kadar para döktüm, hakkım' düşüncesiyle mi?.. "Hatıra almak için," diye düşünüyor Bayazıt. "O geceye ait bir şeyi saklamak. Hani insanlar konser biletlerini saklarlar ya, onun gibi bir şey." Tabii bu düşünce, tuvalet kapısından sökülen işaret konusunda geçerliliğini yitiriyor. 'Ben bunu yürütebilir miyim?' diye düşünen birinin işi olabileceğini söylüyor Bayazıt. Ya da iddia sonucu. Belki bir şaka. "Ama kötü niyet yok."
Not: Bu haber hazırlanırken Changa ekibi, Alessi biberliğin de yok olduğunu fark etti.
Turizm belgesi yok oldu
Kapı girişinde yere sabitlenmiş olan koskoca nazar boncuğu, Buz'un kayıpları arasında.
"Batıl itikatlarımız yoktur ama yine de gidip yenisini aldık," diyor Buz'un ortaklarından Ender Sanal. Girişte duran cam şemsiyelik de bir daha haber alınamayanlardan. Fakat en çok giden şey bardak altlığı.
Kuruçeşme Boxer Cafe'nin Alessi şekerliği ise, içindeki şekerle birlikte götürülmüş. Kafeden düzenli olarak eksilenler arasında dergiler de var. İşletmeci Avram Habif, "Ay başında 20 dergi aldıysak, ay sonunda 12-13'e düşmüş oluyor," diyor.
Liman Lokantası'nın ay-yıldızlı gümüş çatal-bıçak takımları 1920'den beri kullanılıyor. Bu takımları sorarak da alan oluyor, sormayarak da. Herkesin gözü önünde, çatal-bıçağı peçeteye sarıp çantasına koyan müşterilere rastlanıyor. Üstelik 10 kişilik bir masada!
Roxy'nin Halkla İlişkiler Sorumlusu Nevin Öngür anlatıyor: "Bir gece fark ettik ki, Turizm Bakanlığı'nın verdiği turizm belgesi yok olmuş." Kim bilir şimdi hangi evin duvarında asılı olan bu belgenin hatıra diye yürütüldüğünü düşünüyor Öngür. Shot bardaklar
ise ebatlarının da etkisiyle olsa gerek, en çok gidenler arasında.
Bardak, küllük, mumluk gibi yürümesi garanti olan objeler arasında muhtemelen sizi en çok, Changa'nın tuvalet kapılarından sökülen işaretler ya da Roxy'nin turizm belgesi şaşırttı. Fakat henüz Brasserie D'oeuf'ün müdürü Atakan Atamaner'in söylediklerini okumadınız: "Tuvalette asılı olan 35x40 tablo..." Aynanın üzerine yapıştırılmış olan çiçek de cabası.
İntikam, intikam!
Hiçbir restoran ya da bar sahibi, karşılaştığı olaylar karşısında hukukî bir yola başvurmuyor. Müşteriler ya kibarca uyarılıyor ya da yapılana göz yumuluyor. Peki müşteri neden böyle bir davranış sergiliyor? Psikolog Ayşe Kayhan,
"Hırsızlığın üç temel nedeni vardır," diyor. Birincisi ekonomik zorunluluk, ikincisi kleptomani, üçüncüsü ise öç almak, iktidar ilişkisinden galip çıkmak. Bu durumu da son kategoride ele alacak olursak eğer, 'Bu kadar hesap ödüyorsam, bunu da alırım,' gibi bir düşünce söz konusu. Ya da kendisine yönelik davranışları beğenmediği, iktidarı ele geçirmek istediği için bu şekilde davranıyor olabilir. Müşteri ve işyeri ilişkisi aslında toplumun yansıma biçimidir. Yöneten ve yönetilen taraflar söz konusudur. Ve her ilişkide zarar verme eğilimi vardır."
İstanbul'un beş yıldızlı otellerinden biri olan Conrad'da çalışırken, otelle anlaşamayarak işten ayrılmaya karar veren 28 yaşındaki restoran işletmecisinin hikâyesini kendi ağzından dinleyelim: "İstanbul'da altın kaplama çatal-bıçak takımı kullanan tek oteldir Conrad. İşten kötü bir şekilde ayrıldım ve sırf intikam almak için bir kişilik çatal-bıçak-kaşık takımını montumun içine koyup eve götürdüm."
Sonuçta, sebep ister öç, ister hatıra almak olsun, işletmelerin kaderinde yürüten müşterileri ağırlamak hep olacak gibi görünüyor.