Robotlar rotayı gelecekten disko çağına döndürdü!

Robotlar rotayı gelecekten disko çağına döndürdü!
Robotlar rotayı gelecekten disko çağına döndürdü!
Daft Punk yeni albümü 'Random Access Memories' ile, dans müziği üretiminin yalnızca elektronik loop'lar, drum machine'ler ve işlemlerden geçirilmiş seslerle mümkün olduğunu sanan bir kuşağı, disko ruhunun kökenlerine götürüyor.
Haber: YAPRAK MELİKE UYAR / Arşivi

Biz Daft Punk’ı gelecekten gelen, gizemli dans müziği dâhileri olarak bildik. Ancak Fransız ikili sekiz yıl aradan sonra, geçen hafta piyasaya çıkan ‘Random Access Memories’ albümü ile dans müziği gündeminde adeta bir paradigma kaymasına sebep oluyor. Çünkü dans müziği üretiminin yalnızca elektronik loop’lar, drum machine’ler ve işlemlerden geçirilmiş seslerle mümkün olduğunu sanan bir kuşağı, disko ruhunun kökenlerine götürüyor.
Yayınlandığı gün, bir gün içinde en çok paylaşılan parça olarak rekor kıran ‘Get Lucky’ single’ı; abartılı pazarlama stratejisi ile negatif yaklaşımlara da yol açarken, bir yandan Daft Punk’ın yeni albümünün bizi oldukça şaşırtacağının sinyallerini veriyordu. Parçaya asıl karakterini veren Nile Rodgers’ın süzme funk gitar riffleri; hip-hop dâhisi, attığı adım groove kokan Pharrell’in tertemiz vokali, haylaz ve arsız sözleri; robotların ustalıklı prodüksiyonları ile birleştiğinde adeta son yılların en sürükleyici ve nitelikli pop parçasını ortaya çıkarıyor. ‘Random Access Memories’, Daft Punk’ın kendileri ile özdeşleşen house, elektro ve synth pop etkileri ile bezeli elektronik prodüksiyonlarından, akustik seslerin önemli yer tuttuğu bir dans müziği algısına yöneldiği bir albüm ve bu anlamda müzik gündeminde oldukça çığır açıcı.
Albümde her parçanın kendine özgü bir hipnotize etme gücü ve kolunuzu başınızı oynatan bir dinamizmi var. Albümün açılış parçası ‘Give Life Back to Music’, 80’lerden miras synth pop telaşesi ile bir anda ‘It’s Raining Men’e dönüşecek gibi başlıyor; ama pek akılda kalıcı melodisi ile bir funk hitine dönüşmesi fazla zaman almıyor. Albümün kuvvetli parçalarından ‘Instant Crush’, hayal kırıklığına uğratan bir aşka sitem ederken, The Strokes’un esas adamı Julian Casablancas’ın bol dijital işlemden geçirilmiş vokalleri ile naif bir synth pop balladı. ‘Touch’ albümün en avant-garde açılışını yapıyor; Paul Williams’ın David Bowie’yi anımsatan melodik cümlelemesi ile devam edip, birkaç kez form değiştirerek albümün en derin parçasına dönüşüyor.
Daft Punk nasıl 18 sene önce ‘Da Funk’ parçasının dijitalliği ile pop gündeminin geleceğini öngörüyorsa, yeni albüm ile yaptıkları da bundan pek farklı değil. Artık elektronik müzik prodüksiyonunun bir bilgisayar , iki program ve ideal bir ses kartı ile evlere indiği bir çağda; Daft Punk dinleyiciye kendi yapamayacakları müziği sunarak, RAM hafızasından insani yetilere geri dönüş yapıyor. Fütüristler aslında rotalarından sapmıyorlar, yalnızca enformasyon çağının gündelik tüketiminden ve dijitalizm sıkılacağımızın, sanaldan gerçekliğe olana dönüşümüzün popüler müzik dünyasındaki ifadesini sunuyorlar.