Romanların koruyucu babasıydı...

Romanların koruyucu babasıydı...
Romanların koruyucu babasıydı...
Bursa'da Roman haklarına hayatını adayan Efkan Özçimen'in vurulmasından saatler önce, kurucusu olduğu Romanspor'un şampiyonluk maçını izlemeye gidecektik, gidemedik. O genç yaşta öldü, mücadelesi kaldı yadigâr. Burak Kuru'nun Socrates Dergi için yazdığı yazıyı paylaşıyoruz...
Haber: BURAK KURU - burak.kuru@radikal.com.tr / Arşivi

“Biliyorsun biz Romanız. İstediğimiz yerde istediğimiz an eğlenebiliriz. Kutlama sorun olmaz yani.”
Telefon konuşmamızın ortasında “Şampiyon olursanız, kutlamayı ne zaman yapacaksınız?” diye sorduğumda böyle bir cevap almıştım karşıdan. Konuşmanın sebebi Bursa’ya yapılacak bir ziyaretti: 2. Amatör Küme 3. Grup’un namağlup lideri Romanspor, ligin son maçında sahasında takipçisi Geçitspor ile karşılaşacaktı ve beraberlik hâlinde bile şampiyonluğunu ilan edecekti. Ben de 31 Mayıs Pazar günü oynanacak maç için fotoğrafları çekecek Can Eskier ile beraber Bursa’ya gidecektim. Plan oydu. Hatta Romanspor’un kurucu başkanı Efkan Özçimen’in aynı telefon konuşmasındaki daveti çok şey vaat ediyordu: “Siz gelin abi Bursa’ya, ben burada sizi bir güzel ağırlayayım; sonra kazanırsak, benim kuzenimin düğünü var akşam, takımı oraya götüreceğim, orada beraber eğleniriz.”
“Tekrar haberleşiriz o zaman” diyerek telefonu kapatmamla birlikte bir mesaj geldi: “abi aradı burak bey, bi aksilik olmazsa maça gelcem dedi. bilgin olsun.” Mesajın sahibi Efkan Özçimen’di. Yanlışlıkla bana göndermişti mesajı. “Abi yanlış yere attın. Burak benim” diye yanıtladım, “pardon ali abi’ye diye sana atmışım” cevabını aldım. “Ali Abi kimdir” mesajımı da havada bırakmadı: “Ali, CHP Meclis Üyesi Beyoğlu, aynı zamanda Kudüs TV’de Açık Atlas program yapımcısı.”

KUTLAMA YÜZÜNDEN ÇIKAN KAVGADA…
Maç günü başka işler çıktığı için ben gidemedim fakat aynı haberi Cumhuriyet Gazetesi’nin Sokak eki için yapmak üzere Ebru Çapa Bursa’ya gitti. Yanında da foto muhabiri olarak Can Eskier vardı. Efkan Özçimen’in onları bir güzel ağırladığını, ellerini ceplerine attırmadığını, Bursa’yı gezdirdiğini, yenilgiye ve kaçan şampiyonluğa rağmen düğünlerine davet ettiğini Ebru Çapa’nın yazısından öğreniyoruz. Zaten bundan şüphe duymamıştık. Aynı gece ajanslara düşen ‘Düğün tarandı’ haberinde ölen üç kişiden birinin o olduğunu da o yazıdan öğrendik ki o çok üzücüydü. “Bizde kutlama sorun olmaz” diyen kişi, düğünde ‘kutlama’ yüzünden çıkan kavgada öldürülmüştü.

Sizin hayatınıza bir telefon konuşması kadar etki etmiş bir kişinin ölüm haberini gazetede görmek hayli ilginç bir şey. Sözünüzde durabilseydiniz, o düğünde belki de sizin de kurşunlara hedef olabileceğinizden tutun da “En azından bir muhabbet etmiş olurduk” pişmanlığına kadar aklınıza bir sürü şey düşüyor. Efkan Özçimen’in çok daha fazla etkilediği hayatlar var elbette. Romanlar için yaptığı çok şey, sürdürdüğü çok mücadele vardı zira.

BURSA’DAKİ ROMANLARIN KORUYUCUSU GİBİYDİ…
Burada Efkan Özçimen’in kim olduğuna değinmek gerekiyor sanırım. Ebru Çapa’nın portresinden alıntılayalım: “Güney Marmara Roman Dernekleri Federasyonu Başkanı’ydı Efkan Özçimen. Aynı zamanda Roman Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği’nin Başkanı… Ve Roman Gençlik Spor’un kurucusu… Bursa’da ilk Roman derneğini kuran kişiydi.” Bir de 32 yaşındaydı tabii.

Efkan Özçimen’in nasıl biri olduğunu bir de Can Eskier’den dinleyelim. Onun hayatta olduğu son gün onu gören, onun belki de son fotoğrafını, videosunu çeken kişiydi: “Efkan’ın aktivistliğinde beni büyüleyen nokta Romanlar ile girdiği tartışmalara dair anlattıkları oldu. ‘Her grup elbet kendi haklarını savunacak ama bizimkiler öyle alışmış ki ezilmeye, bir hakları nihayet teslim edildiğinde bir de kalkıp teşekkür ediyorlar’ diyordu. Efkan da ‘Neden teşekkür ediyorsunuz? Etmeyin teşekkür, hakkınız o sizin’ diyormuş.
Fazla iyi, fazla açık sözlü… Eski kahramanlık hikâyelerinden çıkıp gelmiş gibi, sözünü sakınmadan, her türlü grup, siyasi parti ve toplumsal oluşumu eleştirmeye açıktı. Korku ya da tedirginlik asla yoktu gözlerinde de sözlerinde de. Düğün kavgası çıkmış, Efkan vurulmuş haberini aldığımda büyük bir üzüntü kapladı yüreğimi ama hiç şaşırmadım. Gün boyunca da şahit olduğum gibi; bir huzursuzluk, bir haksızlık gördüğünde hızla ileri atılıp önce tartışmayı yatıştırıp sonra da tarafları birbirinin haklarına saygılı olmaya davet ettiğine eminim. Bursa’daki bütün Roman popülasyonunu tanıyor, sanki onların hiç haberleri olmadan koruyup kollayan babaları gibi davranıyordu.”

Efkan’ın cenazesine her kesimden katılım olmuş. Yaşantısına uygun bir tablo elbette. Ama geride yarım kalan birçok mücadele bıraktı. Başta Romanlar olmak üzere çok insanın hakkı için mücadele ediyordu. O mücadele, şimdi onu sevenlere miras. En çok da onun cenazesine katılan, ardından Türkiye’nin ilk Roman vekili olarak tarihe geçen, Efkan Özçimen’in hayattaki son gününde “Orada herkes var. Bir tek Romanlar yok ve hiç olmadı. Şimdi o 550 kişiden biri de Roman olacak, düşün” diye tarif ettiği Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili Özcan Purçu’ya.

ROMANLAR İÇİN ÇIRPINAN EFKAN’LA CİNAYETE KURBAN GİTTİĞİ O SON GÜN/EBRU ÇAPA

Tam bir hafta önce bugün, 31 Mayıs sabahı, aklımızı Gezi’nin yıldönümü olduğu için İstanbul’da bırakmış, Bursa yollarına revan olmuşuz.
Neyse ki gidiş sebebimiz, yüreğimize su serpiyor: Geçmişi bir seneyi bulmayan, 2. Amatör Küme 3. Grup’un namağlup takımı Romanspor’un, kazanması hâlinde şampiyonluğunu ilan edeceği maçı izlemeye gidiyoruz.
Üzerinde Ankaragücü formasıyla takıma destek verecek olan, Geri Dönüşüm İşçileri Derneği eski başkanı, CHP Beyoğlu Belediye Meclis üyesi Ali Mendillioğlu’nun yanına yancı yazılmışız. Mudanya’da feribottan inince, bizi onun yakın bir arkadaşı karşılayacak.
Efkan Özçimen’le böyle tanışıyoruz. Mudanya’da, “Merhaba, ben Efkan” diyerek gülüm gülüm bir gülücükle elini uzatıp iki yanağımızdan öptüğü an dank ediyor ki, forsumuz büyük. Bizzat, takımın kurucusu bizi karşılayan kişi.
Tanıştığımız andan, bizi yine feribota bıraktığı ana kadar geçen 12 saat boyunca, ağzını her açtığında söylediği sözlerle; şehrin her köşesinde, her yaştan ve kesimden insandan gördüğü itibar ve hürmete tanık olduğumuz Bursa rehberliğiyle; lafını sakınmaz, zihni de gönlü de son derece açık, zehir gibi zeki, bal gibi espritüel üslubuyla; içten misafirperverliğiyle, tadından yenmez, şapşahane bir gün geçirtiyor bize.

VEDALAŞIRKEN SON SAATLERİ OLDUĞUNU BİLMİYORUZ
Vedalaştığımız sırada, tez vakitte Bursa’da ya da İstanbul’da yeniden görüşmeyi dilerken, yaşadığımızın, Efkan Özçimen’in bu hayattaki son saatleri olduğunu bilmiyoruz henüz. Ertesi sabah, onun ölümüne dair haberlere gözümüzü açacağımızı bilmiyoruz.

ÇİNGENE DİYE DERNEĞE KİRALIK EV VERMEDİLER
Güney Marmara Roman Dernekleri Federasyonu Başkanı’ydı Efkan Özçimen. Aynı zamanda Roman Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği’nin başkanı… Ve Roman Gençlik Spor’un kurucusu… Bursa’da ilk Roman derneğini kuran kişiydi. Mücadeleye, tek başına başlamıştı. Çok erken vuku bulan terk-i alemine kadar çok şeyi değiştirmeyi başarmıştı. “Başka herkes dalga geçti benle biliyor musunuz?” diye gülerek anlattı o gün hikâyenin başını: “Deli misin, işin mi yok, dediler, bizim Romanlar… Yedi tane adam bulamadım derneği kurmak için. Dedim size ayakkabı alacağım, elbise alacağım; adamları kandırıp öyle aldım kimliklerini… Ciddi söylüyorum. Arkadaşlarım hepsi, beni de çok seviyorlar ama korkudan kimliklerini vermiyorlar! Ben diyor, başıma bela alamam devletle. Çingene mantığı o zamanın; ta sekiz yıl önce başlayan olay bu. Bize gene tabii dernek binası vermedi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları. Çingene diye, kiralamaya çekiniyorlar. Ablamın evini dernek yaptım ben de.”

Romanspor’u kurmaya niyetlenmeleri de Roman mahallelerinde uyuşturucunun yaygınlaşması üzerine olmuş. Altı yıl kadar önce durum böyle vahim değilmiş fakat sınır güvenliğin artırıldığı, TIR’ların durdurulmaya başladığı dönemde, “o pimi çekilmiş bomba” Türkiye’de patlamış: “Hem intikam aldılar, hem de iç pazar oluşturdular. Sen benim yolumu kapatırsan, ben de senin gençliğini bu hale getiririm, dediler. Bugün gençliğin belasıdır uyuşturucu. Nerde patlar? Varoşlarda patlar. Baronların mekanı oldu her yer. Adam getiriyor, arabayla ücretsiz bırakıyor alıştırana kadar. Alışınca da hem içiyor hem satıyor çocuk. Düşünsene, düne kadar çöpe giden, hurdaya, geri dönüşüme giden adam, ertesi gün havalı kıyafetlerle geziyor… Bu şekilde uyuşturucu patlayınca, önüne geçemedik. Mahallemizden genç çocuklar ölmeye başladı. En son bonzaiden ölen çocuk 17 yaşındaydı. Dedik ki bu böyle olmayacak; Romanspor’u kurmanın adımını attık.”

KULÜP KURULURKEN PARA MESELESİNİ VALİ ÇÖZDÜ
Kulüp kurmak, hiç de sandıkları kadar kolay olmamış. Dernek kurmaktan daha teferruatlı iş tabii… Yok lisansı, yok yatırılacak paraları… Ki, söylemeye hacet var mı; onlarda para yok. Başvuruların sonlanmasına iki saat kala çözülebilmiş mevzu: “6 bin TL’ye ihtiyaç duyduk. Amatör Futbol Federasyonu bu para yatmazsa olmaz, diyor. Bazı Romanlar, zengin olanları, tefecidir. Sana bin lira verir, bir ay sonra bin 500 geri alır. Bankanın farklı bir versiyonu. O kadar şaşırdık ki, kafaya da koyduk, faizle, tefeciden para arıyoruz. Çocukların hepsinin moraller bozuk, ümitler bitmiş tükenmiş… Dedim durun ya, bana birkaç saat müsaade edin. Çıktım direkt valiye. Üç saatten fazla valiyle görüşmeyi bekledim; randevusuz gitmişim çünkü. O kadar saat bekledikten sonra, girdim, oturmadım bile, iki dakikada derdimi anlatıp gideceğim… Dedim böyle böyle, şu saate kadar yatırmazsak, bizi müsabakalara almayacaklar. Vali sağolsun, tamam dedi; Allah için iki dakkada işimi çözdü. Yanımdan telefon etti, biz parayı yatıracağız, siz evrakların hepsini imzalayın diye. Ben dönüp iş çözüldü dediğimde nasıl sevindi çocuklar, görmenizi isterdim.”

ROMAN ÇOCUĞU OKUYOR AMA ÇİNGENE DİYE İŞ YOK
Uludağ yolundaki çay bahçesinin yamacına sereserpe yayılmış Bursa’yı işaret ederken gözleri parlıyordu: “Şurayı tümden verseniz bana, çocukların o mutluluğunu paylaştığım anki duyguları yaşayamam belki.”

Amatör Kulüpler Birliği de bu namağlup performansından sonra onları takdirle izlemeye başlamış; gururla beyan ediyordu: “Tüm Bursa aslına bakarsan şaşkınlıkla izliyor bu olayı. Dokuz ay önce takım kuracaksın, 20 yıl önce kurulmuş kulüplere kök söktüreceksin… Bu başarı değil de ne? Demek ki nedir; çingenelere imkan sunulması gerek… Bizde şu anda 20’ye yakın üniversite bitirmiş Roman çocuğu var dernek kurulduğundan beri okumuş olan. Ama o çocuklar çingene diye iş bulamıyorlar. Bizim esas problemimiz eğitim değil, ırkçılık. Aaa bunlar kapı gıcırtısında çok güzel oynar! Aaa, çok güzel müzik yaparlar, bak Hüsnü Şenlendirici nasıl çalıyor! Hepimiz Hüsnü’yüz sanki; çok kolay yetişiyor ya Hüsnüler bu ülkede!.. Bu gözle baktıkları zaman da hiçbir şey değişmiyor yani. Son zamanlarda bizi cumhurbaşkanlığı resepsiyonlarına falan davet ediyorlar ya hani, benim oralara girişim komedi: Sanki ünlü bir yıldız kırmızı halıdan geçiyor. Herkes benle tokalaşıyor. Niye? Kameralar var çünkü. Resepsiyonda büyük ilgi falan… Bize farklı gözle bakmamaları gerek, insan gözüyle bakmaları gerekiyor.”

DÜŞÜN, 550'DEN BİRİ ROMAN OLACAK... 
2011 seçimlerinde AKP’den aday adayıydı. Geçtiğimiz aylarda, desteğini CHP’ye verdiğini açıklamış, AKP’den aldığı iki maaşı, elinin tersiyle itmişti. CHP’nin İzmir 1. Bölge’den milletvekili adayı Özcan Purçu’nun meclise girmesinden duyduğu heyecanı tarifte zorlanıyordu. İlk kez olacak bu, diyordu, tarihte ilk kez…. Orada herkes var, diyordu; bir tek Romanlar yok ve hiç olmadı. Şimdi o 550 kişiden biri de Roman olacak; düşün: “Romanların var olması için siyaset yapması gerekiyor. Çünkü var olamadan yok olacağımız bir ortam var Türkiye’de. Sizin gibi normal bir mücadele yürütemem ben, çünkü o güce sahip değiliz. Yeni yeni örgütlenme aşamasındayız. Özümüzde çok birlik beraberlik içindeyiz, toplu Roman mahallelerinde yaşarız, ayrı yaşayamayız biz ama iş hak arayışına gelince yok… Bu bizim hakkımızdır demeyi bilmiyor Romanlar. Rica ediyoruz hep. Verir misiniz, yapar mısınız; rica minnet hep… Hakkımız neyse söke söke almamız lazım. Çünkü politikacılar Romanları kandırıyorlar. Sekiz yıldır 13 aile var çadırda. Çadır ya, bildiğiniz çadır!.. Anneler çocuklarını fare yiyecek diye korkuyor. Atı çadırın dibinde bağlı; tezek kokusu içerde. Ezilenlerin de ezdiği tek millet, çingenelerdir dünyada. Kürtler eziliyor diye iddia edilir, doğrudur da; onlar bile bizi eziyor. Bu derece… Mesela bazıları ‘Ben Roman mahallesinin kenarında oturmuştum’ der. Kimisi, çıkar ‘Ben Romanlarla aynı apartmanda yaşıyorum’ der, mütevazı ya!.. Birisi çıkar, yok ‘Biz Romanlarla camiye beraber gidiyoruz’ filan… Bilmeyerek yapıyorlar bunu. Nasıl, bu ülkeye yerleştirilmiş bir sistemse, söylediğinin ne anlama geldiğinin farkında bile değil, iyi bir şey söylemiş olmak için söylüyor bunları. Onu sana söylerken o, senin gönlünü yapmaya uğraştığını zannediyor.”
Bu muhabbetten sonra, çay bahçesinden kalkıp, Bursa’nın 600 yıllık dev çınarının civarındaki el işi pazarını dolanıp, mahallenin ordaki Çalgıcı Mektebi’nin önünde çay içip, Efkan’ın maça gelecek insanları organize edişini izleyip, Roman mahallelerini dolaştıktan sonra, misafirin elini katiyen cebine attırmayan Efkan’ın ısmarladığı köfteleri yiyip, belediye binasının önündeki taraftar konvoyuyla buluşarak maça doğru yollandık.

Yol ve maç boyunca, bir davul, üç zurna, bir de darbukadan oluşan tribün orkestrası hiç susmadı. Gelsin Bir Tanem Söyle Canım, gitsin Kimbilir…
Tribün bir içim su. Yan taraftaki rakip takım seyircisi bile maçtan ziyade, Romanspor’un tribününü izledi durdu. Önümdeki sırada çocuğun biri ağzını bozacak gibi mi oldu, yanındaki dirsekle dürtüp, beni işaret edip susturdu: “Hanımlar da var, lütfen…”
Gel gör ki maçın sonu, arzulandığı şekilde gelmedi. İlk yarı yenilen iki golü, ikinci yarı penaltıdan atılan bir gol telafi etmeyince, 2-1 mağlup olan Roman Spor, şampiyonluk hevesini play-off’da alınması gereken altı puana bıraktı. Çıkışımız buruktu. Efkan, bir yandan kural hatası yapan hakemle ilgili işlemler konusunda görüşmeler yapıp, bir yandan oyuncu ve seyirci çocukları morallerini bozmamaları için avuttu durdu.

BİZ O DÜĞÜNE GİDEMEDİK, EFKAN ORADA GÖÇTÜ GİTTİ... 
Akşama düğün vardı, suratlar sallanmasındı. Düğüne çağırdı herkesi. Bizim son feribotu yakalamak için, dönme kararımızı da üzüntüyle karşıladı.
Hani söz vermiştik; düğüne kalınmaz mıydı yahu? Hem zaten bunu saymıyordu. Tez vakitte, yine ziyaret edilsin; iş güç hesabına değil, gezmeye eğlenmeye tekrar gidilsindi, e mi? Bak, mutlaka bekliyordu…
Akşamki düğünün haberini okumuşsunuzdur belki. Biz oradan ayrıldıktan birkaç saat sonra, abuk subuk bir tartışmadan dolayı, düğün alanı tarandı o gece ve daha kimbilir neler yapacak, halkının, gençlerinin hayatını ne şekilde değiştirecek olan Efkan Özçimen, olayda hayatını kaybeden üç kişiden biri oldu. 32 yıllık ömrüne, bebek oğluna, kurduğu takımın başarılarına doyamadan göçtü bu dünyadan. İnsanın aklı hafsalası almıyor; beyni, yüreği kaldırmıyor.

Efkan Özçimen’in defnedilişinin ardından Ali Mendillioğlu’yla konuşuyoruz. Cenazede her kesimden insanın toplandığı büyük bir kalabalık olduğunu, şehir dışından Romanların da geldiğini, şu geçtiğimiz birkaç günde, üzerinde Efkan’ın isminin olduğu yeni formalar yaptırıldığını, çocukların play-off maçına o formalarla çıkacağını, yeni yönetim oluşturulmaya çalışıldığını anlatıyor. Efkan’ın hatırası adına, yola daha da güçlü devam edileceği umuluyor.
Bu yazıya nasıl bir nokta konulur? Bir GS ve KSK taraftarı olarak, tuttuğum takımların üçe çıktığını söylesem, Efkan oradan duyar mı?
Gönlümden geçenin tribün tezahüratıyla ifadesi, totemden sayılır mı?: Olacak, olacak, Romanspor olacak… Olacak, olacak, şampiyon olacak…

*Bu yazı, 8 Haziran tarihinde Cumhuriyet Sokak‘ta yayımlanmıştır.