Romantik çiftlerin vadesi doldu

Romantik çiftlerin vadesi dolduğu için, romantik aşkı yaşayan çiftler ancak düşsel bir dünyada var olabiliyorlar.
Haber: Seçil Büker / Arşivi

Romantik çiftlerin vadesi dolduğu için, romantik aşkı yaşayan çiftler ancak düşsel bir dünyada var olabiliyorlar. Çünkü gerçek yaşam koşullarında böylesi aşklar artık görülmüyor. Özellikle de film kişilerinin yaşadığı evrende bu tür ilişkiler olanaksız. Elif (Hülya Avşar), kendisini aldatan kocasından boşandıktan sonra, eski iş yerine döner ve onuruna verilecek partiye herkesin eşleri ile gelmesini ister. Ama 'patronu' bunun olanaksız olduğunu, çiftlerin ya ayrılmak üzere ya da ayrılmış olduklarını anımsatır. Tıpkı Elif'in kendisi gibi. Oysa Elif sabah olup da gözünü açtığında, annesi ile kahvaltı ederken babası İzzet Bey ile annesinin güzel birlikteliği üzerine söyleşir. Film yaşam gerçeğinin koşullarını sergilerken, sonsuza dek yaşanacak aşk olmadığını vurgular. Koruyucu Melek Yakup'a (Haldun Dormen) karşın film bu açıdan gerçekçidir. Bu durumda aşkın başka bir boyutta yaşanması gerekir.
Yalnız gerçek yaşam koşulları açıkça ortadayken böylesi bir aşkın düşsel boyutta bile yaşanması gerçekten gülünçtür, bu aşkı yaşayanlar da 'delidir'. Bu tür koşulsuz sevgilerin artık var olmadığını bilen koruyucu Melek onları 'manyak' olarak nitelendirir. Zaten onlar da tüm deliler gibi
toplumun dışına itilmişlerdir, erkek bu boyutta da değildir üstelik, ölüdür o, vadesi
dolmadığı için dünyaya geri dönmüştür. Ama karaciğerini sevdiği kadından alabilirse doldurmadığı günlerini yaşayabilir. Ali (Kenan Işık) koşulsuz sever, bu durumda yapabileceği tek şey böylesi sevginin anlamını çok iyi bilen, sonsuz aşkın simgesi olan annesine (Çolpan İlhan'a) gitmektir. Annesi koşulsuz sevmeyi bildiği için, onu görür ve duyar, ölü oğluna sarılır. Sonsuza dek süren aşklar konusunda topluma umut veren bu kadın oğlunu kutsar. Geleneği olan elmas kolyeyi sevdiğine vermek üzere oğluna uzatır. Anne artık mutludur, gözü arkada kalmadan ölebilir.
Geçmişe özlem
Ali'nin doğum gününde Elif, önce sevdiğine masallar anlatacağını söyler, daha sonra da ona çok anlamlı bir armağan verir: "Elif Ali'yi Seviyo" cümlesi bir duvara kireçle yazılmasa da çok değerlidir. Çünkü romantik aşkın bir yerlerde var olabildiğini kanıtlar.
Çiftin yemek yediği yer ve diğer mekanlar, izleyicinin büyük bir bölümü için
'düşseldir'. Ama olsun bu onun aldığı hazzı olsa olsa arttırır. İzleyici yaşanmakta olan aşktan kendisine de pay çıkararak o aşkı yaşar ve o aşkın tadına varır. Yalnız çift bu aşkı yaşarken, çok özel olanın nasıl yaşandığını Elif yakın arkadaşına rahatlıkla anlatır. Özel yaşamın sergilenmesi, yapılan espriler ve şakalar çok doğaldır. Tıpkı televizyon programlarında olduğu gibi!
Romantik aşk yaşayacak 'gerçek' çiftler (Belgin Doruk, Ayhan Işık gibi) yaratmanın çok da anlamlı olmayacağı bir çağda, tüm ulusun bakışının nesnesi, dünyalar güzeli Hülya Avşar ile yarışma programının gizemli ve bilinmez dünyasından gelen Kenan Işık, bu aşk için çok uygun bir çift, bu durumda kendilerini oynamaları çok doğal ve bize göre olması gereken.
Ama Kenan Işık, Ayhan Işık gibi geçici bir süre için de olsa şoför kılığına girmiyor. Sevdiğini en iyi otellere, en iyi lokantalara
götürecek kadar zengin. Birbirlerini romantik
aşkın gereğini yerine getirerek 'ideal' olarak görmelerine gerek yok. Onlar zaten
'idealler'. Pierre Bourdieu eşlerin birbirlerini seçimlerinde rol oynayan toplumsal örüntülerin karmaşıklığını ve bireylerin bu konudaki bilinçsizliğini gündeme getirirken, toplumsal örüntülerin bilinçdışı düzeyi için habitus terimini kullanır. Aşklar, evlilikler de habitus'un ürünüyse, film, düşsel boyutta da olsa, aynı sınıfın kişileri arasında romantik aşkı olanaklı kılarak ve gerçek yaşam koşullarındaki 'aldatmayı' norma dönüştürerek
habitus'u kurumsallaştırıyor. Öte yandan, yine film, Çolpan İlhan ile geçmişe ve gerçek aşklara olan özlemimizi pekiştiriyor.