'Roxy'yi de yıkıp AVM yapmak hoşlarına gider'

'Roxy'yi de yıkıp AVM yapmak hoşlarına gider'
'Roxy'yi de yıkıp AVM yapmak hoşlarına gider'
İstanbul'un en köklü müzik kulüplerinden Roxy bu yıl 20. yaşını kutluyor. Mekânın ortaklarından Cem Selcen'le buluşup İstanbul'un eğlence hayatını konuştuk. Dobra dobra anlattı...
Haber: ELİF EKİNCİ / Arşivi

20 yıl önce Roxy’yi kurduğunuzda İstanbul ’da nasıl bir eğlence anlayışı vardı?
Gerçek Galata Köprüsü, altında gerçek kahveler ve gerçek Kemancı vardı. Batı tipi küçük barlar âdetti. Ceneviz, Sekizbuçuk gibi küçük yerlerde toplanıyordu insanlar. Büyük yerler tutmuyor, kapanıyordu. 

Siz neden böyle bir işe kalkıştınız madem tutmuyordu?
Küçük bir yerim vardı zaten benim, Sefahathane, hâlâ da duruyor. Daha büyük bir işe kalkışmak istedim. Sıraselviler’deki bu mekanı aldık. Kömür deposundan bozma bir gey kulüptü burası bizden önce. Açılış gecesini bir salsa grubuyla yaptık. Belki ilk defa bir kulübe yabancı bir grup getirdik. Bütün sosyete son derece resmi, fraklarla filan geldi. İkinci gece hemen kavradılar ama mekanın ruhunu, lacoste’larını giyip geldiler. Çok güzel zamanlardı, özellikle de ilk 10 yıl. İmkanım olsa aynen yaşarım.

Hemen kabul gördü mü peki mekan?

1 ay sürdü. Biz ne yapacağız, tutacak mı falan derken 1 ay sonra binlerce insan geliyordu artık buraya. Çünkü iyi müzik vardı ve burası bir kulüptü. Yani sadece konser dinlemeye gelinecek bir yer değildi. Eşinizi, dostunuzu bulabileceğiniz bir mekandı aynı zamanda. Kulüp biraz da budur zaten. Roxy bir etkinlik mekanının fazlası oldu her zaman , başarısının sebebi de buydu bence.

Kimler geliyordu?

Abartmıyorum, gerçekten her kesimden insan vardı burada. Ali Bayramoğlu’nun buradan yazdığı köşe yazıları vardır mesela. Okay Gönensin, Ali Kırca, Murat Birsel, basın taifesi hep buradaydılar. Sabancılar, Koçlar da geldi buraya. Ama biz burada kimseye özel muamele yapmadık. Bizim olayımız şuydu: Bu kapıdan giren herkes eşit! Basın da medyatik anlamda içeri alınmadı hiçbir zaman. Roxy’yi böyle bir şey üzerinden yaşatmadık yani.

O kitle nasıl değişti peki yıllar içinde?

Son dört yıllık depresyon dönemini ayrı tutuyorum; o zamana kadar biz hep genç nesli burada yakalamayı başardık. 18 yaşı hep yakaladık burada, birçok insan 18 yaşını burada kutladı. 

Ben de 18 yaşımı burada geçirdim çünkü iki bilete bir şişe Sex on the Beach veriyordunuz...

Hâlâ da veriyoruz. Ben defalarca gördüm, çocuğun cüzdanında sadece giriş parası var. Girecek, bir şişe içkisini alacak ve sevgilisine rezil olmadan geceyi kurtaracak. O çocuğun bütün geceyi yaşayabilecek olmasına çok sevinirdim hep. 

Müzikal anlamda ne değişti Roxy’de, eskiden ne çalıyordunuz, şimdi ne çalıyorsunuz?

Aslında başından beri misyonerdik biz. Türkçe popun kötüsünü kapıdan içeri sokmadık. Özel partilerde bile çaldırmadık. Öte yandan Orhan Gencebay’ı da ilk biz çaldık, Zeki Müren’i zaten çalarız, Nurhan Damcıoğlu’nu da sahneye çıkardık burada. Şimdi müzik işi çok kolay artık. 15 dakika sonra tüm dünya duymuş oluyor müziğinizi. Biz giderdik New York’ta müzik marketlerde geçirirdik zamanımızı. CD aramaktan başımız dönerdi. Sanki çağlar öncesinden bahsediyor gibi anlatıyorum ama internet yoktu. Yoktu yani! Çok ilginç geliyor şimdi. Burayı ilk açtığımızda kasetten müzik çalıyorduk. CD’ye geçtiğimizde dünyanın en ucuz mikserini falan kullanıyorduk herhalde. Kaan (Yüceil) bazen dua ederek iterdi o CD player’ın kapağını. O da çalardı hep! Buranın öyle bir ruhu vardı. Biraz paralanıp ses sistemini elden geçirirken “Ya bunlar nasıl çalışıyormuş” dediğimiz çok parça oldu. 

Hiç teklediği olmadı mı o sistemin hakikaten?

Çok nadirdir. Olduğu zaman da zaten içeride hoşgörü gösterebilecek kimseler olmuştur hep. Çok nadir olan bir başka şey de kavgadır mesela. O hoşgörüyle alakalı belki bu da. Şimdi bakıyorum el kadar mekanlarda silahlı kavgalar çıkıyor. Bizim tarihimizde çok çok azdır kavga.

Roxy’yi açık tutmakta zorlandığınız zamanlar oldu mu?

Oldu evet. 3-4 sene evvel epey baskı altında kaldık burada. Sigara yasağı, kapatma yasakları vs. mekan neredeyse bomboş oluyordu. Sonra atlattık ama baskılar devam ediyor. İçkiye gelen zamlar malum. Ceza yükü çok fazla. 20’ye yakın vergi ödüyoruz. Eğlence vergisi ödüyoruz mesela, günlük 50 TL. Üstelik bunlar sektörü hazırlamadan yapılan uygulamalar. Bugün eğlence sektörü küçülen bir sektör.

Öyle mi gerçekten, sanki birçok yeni mekan açılıyor gibi halbuki...

Ana markalar dışında evet, küçülüyor. Kapanan çok fazla mekan var. O eski yükselişteki zamanlarımız gibi değil artık. Çünkü bunu besleyecek bir yaşam biçimi gelişmiyor. Ama biz eğlenmeye devam edecek miyiz, evet, çünkü vergisini ödüyoruz! (Gülüyor). Şaka bir yana, İKSV, Pozitif ve Roxy gibi büyük grupların hakkını vermek gerek. Bu tür kulüpler İstanbul’un dünyayla bağlantısını kuran yerlerdir. Bu grubun sunduğu hattın içinde hepimiz yaşadık. 

Sponsor ayağı çok kesildi artık. Nasıl etkiliyor sizi bu?

Canlı müzik yapan bir mekanın bilet satarak işlerini döndürmesi mümkün değil. Bunu anlamak için küçücük bir matematik işlemi yeterli. Bugün İKSV, arkasında öyle bir reklam ve medya desteği varken, 40 milyon liraya yakın bir borçtan bahsediyor mesela. Sponsor olmadan olmaz! Sigara ve içki sponsorunu kestiğiniz zaman, sektörü besleyen kaynakları da kesmiş olursunuz. Önce devletin temel mantığı değişmeli. Burada kötü bir şey yapılmıyor! İnsanların müzik dinleyip eğlenmesi için mekan sağlıyoruz sadece. Evet alkol de var, ama bu kadar alkolden kötü bir şey çıkmıyor. Rahatlanıyor burada. Bu bütün dünyada böyle. Bu hayatın bir parçası, biz de ekonominin bir parçasıyız. İşsizliğe karşı, en büyük istihdamın olduğu sektör, hizmet sektörü. Belediye görevlisi bana ceza kesmeye geliyor, burada içki içiliyor diye kapıdan içeri girmiyor. Başka yerlerden bakıyoruz hayata. Roxy’yi de yıkıp AVM yapmak hoşlarına gider mesela. Bu değiştikten sonra, seni hayatın bir parçası olarak kabul ettikten sonra bir şeyler değişebilir ancak.

‘Knockin’ On Heaven’s Door’ çalınca hazırola geçiyorduk!

Yeni müzik trendleri için ne diyorsunuz?
Aslında yeni bir trend yok. Eski arayışlar var. Bir techno arayışı var ama o hiçbir zaman oturmayacak bence. 80-90’lar da kabak tadı verdi. Elektronik müzik yıllardır revaçta ama onu da bir yere kadar dinliyorlar. Pop ve rock var yine. Bence canlı müzik ve sahne önemli hale geldi. Bizde de bu sene var.

Nedir bu sene için planlar?
Bu sene cuma günleri daha kulüp yaşayacağız. Ünlülerin DJ performansları, gruplar sahneye çıkacak, akustik programımız var, kaliteli müzik olacak. Belki küçük tiyatrolar performanslar sergileyecek. Tuncel Kurtiz bile sahneye çıkmıştı burada mesela. Cumartesileri de üniversite partileri vs. Bir de barı biraz daha büyüttük, 800 kişi rahatça hareket edebilir. 

Roxy Müzik Günleri nasıl gidiyor? Türk müzik dünyasını besleyen damarlardan biri olmasına rağmen büyük ihtimalle ona da sponsor bulamıyorsunuz artık.

Yok evet, yasak artık. Devletin buna para ayırması gerekirken, bize köstek olunuyor. Burada çocukları çıkartıyorduk, inanılmaz güzel U2 çalıyor, Guns N’ Roses çalıyor mesela adam, gözünü kapat grup burada sanırsın. Bir gün birine dedim ki; “Oğlum sizin hiç kendi şarkınız yok mu?” Sürekli ‘Knockin’ On Heaven’s Door’. Bir ara bu şarkı çalınca hazırola geçiyorduk burada, İstiklal Marşı gibiydi çünkü. Artık başka bir şey yapmak lazım dedim. Bu çocukların kendi müziklerini sektöre tanıtmak gerek. Öyle çıktı Roxy Müzik Günleri. İlk yarışmanın birincisi Teoman oldu işte. Sonra, Kurban, Direk-t, Bora Uzer, birçok insan çıktı. Türkiye ’nin her yerinden kayıtlar geliyor. 

Siz nerelerde eğleniyorsunuz peki?

Başka yerlerde çok eğlenemiyorum. Türkçe popla eğlenemiyorum. Her yerden giriyor o. Serdar Ortaç’la derdim var mesela! Ülke kültürünü mahvediyor çünkü o ve onun gibiler. Çok apolitik, çok kötü bir müzik yapıyor, hayatı ucuzlatıyor müzikleriyle. Türkçe pop kendisini de tüketti artık. Yeni şey çok az üretiliyor. Vasatlığın ülkesi olduk gitgide.