'Ruhi'nin ikinci hayatı

'Ruhi'nin ikinci hayatı
'Ruhi'nin ikinci hayatı
1968 model Anadol'u aldı, kalabalık bir ekiple restore etti ve bu projeyi belgesel formatında fotoğrafladı. MSGSÜ Tekstil bölümü mezunu Oğuzhan Beşikçi'yle, 'Ruhi' adını verdiği Anadol'unu konuştuk
Haber: EYLEM URAL / Arşivi

Anadol’lara ilginiz ne zaman başladı? Neden Anadol?
Tanıştığım Anadol severlerin yüzde 90’ından farklı olarak benim Anadol sevgim ailemize ait bir Anadol’da geçmiş arka koltuk yolculuklarından bulaşmış bir nostaljik tutkuya bağlı değil. Çocukluk yıllarımda komşumuzda 68 ya da 69 kasalı bir Anadol vardı. Markasını bilecek yaşta olmadığımdan görüntüsünü hafızama kazımışım. Neden Anadol? Tasarımı bir klasik otomobil olarak bana göre kusursuz çünkü.
Bu arabayı nereden buldunuz?
Anadol’umu yani Ruhi’yi yaklaşık üç sene aradım. Her gün internet ilanlarına bakıyor, istediğim kadar orijinaline yakın ve mümkünse ilk sahibinden olan Anadol’ları teker teker sabırla arıyordum. Böyle bir işe merak salmış birçok insanı ağına düşürmeye çalışan çok dolandırıcı mevcut ortalıkta. Sonra tesadüfen buldum onu 10 yıldır aralıksız uyuduğu Etiler’deki apartmanının otoparkında. İlana mesaj yazdıktan bir süre sonra Anadol’un ölen sahibinin yurtdışında çalışan kızı aradı. Arabanın bakımsızlığını özellikle vurguladı, “Koltukları filan yok” dedi. Ruhi’yi ilk gördüğümde biraz umutsuzluğa kapıldım ama rahmetli sahibinin eşi Gülseren hanımın samimi hali, “O bizim ilk arabamız yavrum, mecbur kalmasam kesinlikle satmazdım. İçim burkuluyor ama sen iyi bakacak birine benziyorsun” demesi Ruhi’yle aramda ilk bağı attı.
Neler yaptınız bu 1.5 yıllık süreçte? Nasıl bir tasarım olmasını istediniz?
Bir tasarımcı olarak bu işe kalkışmak büyük bir sorumluluktu. Herkesin benden beklediği, tasarımcı eli değmiş bir restorasyonun diğerlerinden daha titiz olmasıydı. Tasarımcı arkadaşlarımı ikna ettim, bana yardım etmeleri için. Hatırım için girdiler bu işe. Aralarında heykeltıraş, restoratör, restitüsyon uzmanı, grafiker, tekstil, çini gibi ilk başta kulağa alakasız gelebilecek bölümlerden arkadaşlarım vardı. Torpido kutusunun üzerinde yazan ‘Otosan’ yazılı kulbun silinmiş ve küflenmiş yazısını, yazıları kaybolmuş siyah orijinal vites topuzunu, çini ve eski kumaş uzmanı arkadaşım yedi-sekiz gün uğraşarak lup yardımı ve sıfır numara fırçayla, sabırla yazdı. Kelebek cam vida ve somunları, direksiyon simidi, marş motoru, kapı kolları, ayna gibi bazı zımpara ve tesviye isteyen parçaları ise heykeltıraş arkadaşımla, antik dönem heykeli üstünde çalışırmış gibi beğenmeyip tekrar başlayarak yaptık. 70’li yılların beğenisi ön planda olacaktı. Renk ve vurgu Anadol’la örtüşmeliydi. Vidalarına kadar söküldü. Her vida bizim için detay demekti. Bu arada motorun yıllar sonra çalışması, tam bir sene sonra gerçekleşti, boya dört-beş ay, elektrik tertibatı iki hafta, ufak parçaların restorasyonu beş ay sürdü. Türkiye şartlarında Edirne’den Ağrı ’ya sorunsuz gidebilecek durumda tasarlandı. Fren sistemi ve radyatör takviye edildi sadece.
Bir Anadol’a 19 bin lira harcanır mı, deli misin diyen olmadı mı?
Evet 1500 TL’ye gelen Ruhi’ye yaklaşık 19 bin TL harcadık. En iyisi olmasını istedik, her şehirden bir parça bulduk ve getirttik. Harcanan paranın, biten işin keyfinin yanında bir değeri kalmıyor. Klasik bir Jaguar bile verdiler takas yapalım diye, ama Ruhi’ye haksızlık ve yapılan emeğe saygısızlık olurdu.
Bu arabayla bütün Türkiye’yi gezmek istiyormuşsunuz, neden?
Ben aynı zamanda Japonca dilinde bakanlık kokartlı rehberim. Tüm Türkiye’de gittiğim her noktayı esas alan bir rotayla Ruhi eşliğinde gezerek bir belgesel çekmek istiyorum günün birinde, sponsor bulabilirsem.


    ETİKETLER:

    İnternet

    ,

    Türkiye

    ,

    Ağrı