Ruhuma belki ama bedenime asla!

Ruhuma belki ama bedenime asla!
Ruhuma belki ama bedenime asla!
Berlin'de açılan 'Beden Basıncı', insan bedeni tasvirlerinin geçirdiği dönüşümü topluca görmek için ideal. Paul McCarthy de sergide, Marina Abramovic de...
Haber: GÜLNAZ CAN / Arşivi

Berlin Nationalgallerie’nin modern parçası olan Hamburger Bahnhof’daki ‘Beden Basıncı/Body Pressure’ sergisi, 60’lardan bu yana insan bedeni ve tasvirlerini bir araya getiriyor. Dolayısıyla hem sanatçının kendi bedeni ile muhasebesini konu eden sanat eserlerini, hem topluma mal olmuş bedenleri ve bunun üzerinden kurulan kimlikleri; hem göz, meme ucu, dudak gibi makro hem de binalar, iskeleler gibi mikro bedenleri sunuyor. Olması gereken herkes varmış gibi duruyor sergide.
Mekânın giriş holüne özensizce serpiştirilmiş gibi duran heykellerle sakince akıp giden bir ‘heykel bahçesi’ oluşturulmak istenmiş. Bununla, heykelin kamusal alandaki politik rolü de vurgulanmış, bu rolün geçirdiği evrim de... Materyal, konu, izleyiciyle kurduğu ilişkinin keskin bir kırılma yaşadığı 1960’lardan bu yana heykel biraz daha karmaşık ve çok yönlü.
Figüratif heykel artık kamusal temsil, gücün gösterisi, din yahut mitolojiyi sembolize etmiyor; bir anıt olarak görev görmüyor. Sergide sanatta feminist eleştirinin yeri de öne çıkarılmış; 1970 sonrası heykeller ‘performatif’in içinden geçmiş, onunla hemhal olmuş. Haliyle sanatçının, sıradan insanın bedeninin gösteriselliği ve temsili, ciddi bir değişime uğramış.
Berlinde de Bruyckere, Marina Abramovic, Gilbert & George, Urs Fischer, Martin Kippenberger, Duane Hanson da sergide, Paul McCarthy’nin kucağında maymunu ile altın Michael Jackson tasviri ve Marc Quinn’in içini kakasıyla doldurduğu cam büstü de... Sergi Bruce Nauman’ın, bedenini duvara bir basınç unsuru olarak sunduğu 1974 tarihli performansından alıyor adını. 2005’te ise Marina Abramovic, bedenini büyük bir cam kütlesine bastırarak bu performansı tekrarlıyor.
Bir de listede adı bulunmayan bir sanatçıdan şüpheleniyorum ki ufak bir internet araştırmasıyla ortaya çıkıyor şüphemde haklılığım. Yumuşak bir melodiyi yaklaşık 5 dakikada bir tekrarlayan güzel sesli müze görevlisi kadın meğer “Tino Sehgal Hamburger Bahnhof’da, bu bir propaganda, biliyorsunuz” diyormuş. Durumlar yaratan, katılımcı sanatın öncülerinden Sehgal, çağdaş sanatın enteresan isimlerinden. Hiçbir nesne üretmeden, inşa edilmiş durumlar yaratarak icra ediyor sanatını. Sehgal’in Tate, Guggenheim ve Moma’nın koleksiyonunda eserleri var; bu eserler, teatral bir etkinlik olarak sergileniyor, sözlü bir anlaşmaya dayanıyor ve kesinlikle video/fotoğrafları bulunmuyor.
Bu heykeller antik dönemlerden beri süregelen heykelin sanat tarihsel olarak kırıldığı günlerden bu yana bir yeni geleneği işaret ediyor ve belki kimileri güncel toplumların politik araçları olarak ‘yeni’ yerlerini alıyor.