Sabetaycıları mezarlıkta keşfetmek

Sabetaycıları mezarlıkta keşfetmek
Sabetaycıları mezarlıkta keşfetmek
Sabetaycı olarak bilinen Dönmeler kimdir? 30 yaşındaki sanatçı ve araştırmacı C.M. Kösemen, Libra Yayıncılık'tan çıkan yeni kitabında, Sabetaycı (ya da Dönme) olarak bilinen topluluğun mezar portrelerini belgeleyip fotoğrafların büyük bir kısmında imzası olan Osman Hasan adlı sanatçıyı ilk kez ortaya çıkartıyor.
Haber: YASEMİN ELÇİ / Arşivi

İlk 12 yıllık eğitimimizin bir kısmı, şanlı tarihimizde başrolleri kapan padişah ve savaş isimlerini ezberlemekle, diğer bir bölümü ise haritada santimetrekare başına düşen madenleri, makileri, kuş seslerini, denize bir dik bir paralel uzanan dağları hatip etmekle geçti. Toprağın evrimini incelemekten, insanın değişimine bakmaya bir türlü sıra gelmedi. Etnik zenginliğimizden, bir zamanlar çok farklı grupların birlikte yaşadığı bu bölgeden ve mitolojilerinden mümkünse hiç bahsedilmiyor. Yahudi, Hristiyan ve Müslümanlık tarihinde yer etmiş, din kitaplarında adı geçen dağlar ve mağaralar, sınırlarımızın ya tam içinde, ya da iki durak ötede. Her yıl isimleri değişen sokakların, bu değişimin altında kalmayan sakinleri, coğrafya ve tarihin birleştiği noktada keşfedilmeyi bekliyor. 


C.M. Kösemen
Tarihe, mitolojiye ve paleontolojiye uzun süredir meraklı olan 30 yaşındaki sanatçı ve araştırmacı C.M. Kösemen, fosilleşmeye yüz tutmuş kimlikleri ve onların mistik dünyasını araştırıyor. Libra Yayıncılık’ın İngilizce olarak bastığı ‘Osman Hasan and the Tombstone Photographs of the Dönmes’ (Osman Hasan ve Dönmelerin Mezar Taşı Fotoğrafları) adlı yeni kitabında Kösemen, Sabetaycı (ya da Dönme) olarak bilinen topluluğun mezar portrelerini belgeleyip, fotoğrafların büyük bir kısmında imzası olan Osman Hasan adlı sanatçıyı ilk kez ortaya çıkartıyor. 2008’den beri Selanik Dönmeliği’yle ilgilenen, İstanbul’daki, özellikle 1920-30lardan kalan mezar taşlarını fotoğraflayan Kösemen, bu kültüre ait ipuçlarını ölüm geleneği üzerinden araştırıyor. Bu özgün ve cesur araştırmayla uzun süredir önyargıların, cahilliğin ve pek sevdiğimiz komplo teorilerinin hedefi olan Dönme toplumunu yeniden tanıma ve hatırlama fırsatı yaratılıyor.

PEKİ KİM BU DÖNMELER?
Üsküdar’daki Bülbüldere Mezarlığı’nda Müslümanların içeri girip mezar taşlarını harap etmelerini engellemek için güvenlik bulunuyor. Fotoğraflar, obeliskler, mermer kabartmalı yüksek sütunlar, çiçek ve hayvan motifleri, ezoterik işaretler ve şiirlerle donatılan bu mezarlar, sade ve mütevazı olması gerektiği belirtilen Müslüman mezarlarına pek benzemiyor; çünkü zaten Selanikli Sabetaycılara aitler. C.M. Kösemen, mezarlar üzerinden meslek durumları, ortalama yaş gibi bazı verilere doğrudan ulaşılabileceğini söylüyor. Peki kimdir bu Dönmeler ve İstanbul’un orta yerinde ne işleri var? Bunu anlamak için 400 yıl kadar geriye gidelim:

400 YIL ÖNCE

Sabetay Sevi
Yıl 1626, yer İzmir. Kümes hayvanları satan Mordehay Sevi ve sevgili karısı Clara’nın ortanca çocukları Sabetay dünyaya gelir. O dönem İspanya’dan kovulan, Doğu Avrupa’da sıkıntılar yaşayan Yahudiler’e Osmanlı kucak açar. Dini öğretilere karşı tuhaf bir ilgisi ve yeteneği olan Sabetay’a genç yaşında haham ünvanı verilir. Tevrat’a çabucak hakim olduğundan, bu sefer Kabbala öğretisine yönelir. 18 yaşında artık dini yorumları merakla dinlenen, kendi öğrenci kitlesini oluşturmuş bir din adamıdır Sabetay.

22 yaşına geldiğinde kendisinin Musa’nın geleceğini vadettiği Mesih olduğunu iddia eder. Hahamlar, Sabetay’ı bu iddiayı geri çekmeye ikna etmeye çalışsalar da, o çeşitli deliller ileri sürer. Birdenbire, İzmir’deki Yahudi cemaati arasında çok sayıda taraftar edinir. Sevi’nin vücudundan yayılmaya başlayan hoş kokuyu bir hile olarak gören hahamlar, Sevi’yi doktora muayene ettirirler. Bunu mesihliğin alameti sayan müritleri ise sonradan bu durumu bayram olarak kutlamaya başlarlar.

Hahambaşının tepesi iyice atar. İzmir’den Selanik’e giden, Yahudi kurallarını esnetip 18 emirlik kendi kanunlarını çıkaran, çok farklı bölgelerden on binlerce mürit elde eden bu genç adamı, saraya iletmek üzere İstanbul’daki hahamlara şikayet eder. Artık Selanik’te yaşayan Sevi, Osmanlı iradesine karşı da hafiften harekete geçer. Zira her güzel şeyin bir sonu vardır.

YIL 1666, SABETAY SEVİ ARTIK MÜSLÜMAN
Hapis ve mahkeme sürecini atlayıp sadede gelelim. 16 Eylül 1666’da Sabetay Sevi artık bir Müslümandır. Yahudi ismini geride bırakarak Mehmet Aziz Efendi oluverir. Sonuçta koskoca Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesi IV. Mehmet, onu aksi takdirde ölümle tehdit ettiğinden, o artık peygamber değil, 150 akçelik maaşıyla sarayda üst düzey memur ‘Kapıcıbaşı’dır.

Müritlerinin bir kısmı, sarı-kırmızı formayla Fenerbahçe tribününe konuşlanmış taraftar görmüşçesine tepki gösterir. Bazıları ise, Sevi’den önce oldukları gibi, Ortodoks Yahudiliğe geri dönerler. Fakat iki yüz ailelik bir topluluk İslamiyet’e geçerek Sevi’nin mesihliğine hala inandığını gösterir. Şok halindeki Yahudi dünyası ikiye bölünmüşken, Hahambaşılık bu işten pek memnundur ve Müslüman olan Sevi’yi dinden çıkmış sayar. Sevi ise ondan ayrılan Yahudilere biraz içerler elbette.

Adamın adı çıktı mı dokuza, inmez sekize. Müslüman oldu diye ‘Dönme’ diye anılan Sabetay Sevi ve müritleri, hala 348 yıl önce olanların sorumluluğunu sırtlarında taşırcasına kategorilendirilir. Fakat, bugün kulağı tırmalayan ‘dönme’ kelimesi aslında akademik çalışmalarda benimsenen bir terim. C.M. Kösemen, bu ifadenin güncel çağrışımlarının aksine, uzun zaman herhangi bir olumsuz anlam içermeden kullanıldığını açıklıyor: “Bu toplum eskiden kendine Ma’aminim derdi. İbranice inananlar demek, Arapça’daki Mü’min ile soydaş bir kelime. Günümüzde kalanlar Selanikli ya da bizimkiler gibi daha genel kavramlar kullanır. Dönme uzun zaman boyunca ‘İslam’a dönüp onurlanan’ anlamında kullanılmış. Kötü bir anlam kazanması, Cumhuriyet dönemi paranoyalarının bir ürünü olsa gerek.”



CUMHURİYET DÖNEMİNDE DÖNMELER
Cumhuriyet dönemi demişken, milliyetçi hareketlere ve 1923’teki Türk-Yunan halklarının mübadelesine değinmeden geçemeyiz. Kağıt üzerindeki Müslüman kimliklerinden ötürü, Yunanistan’dan Türkiye’ye teslim edilen Dönmeler için bunun sezon finali olduğunu umuyoruz. Durumu kuşbakışı incelediğimizde ise, Türkiye’ye etnik ve dini açıdan bir çeşni daha katıldığını, üstelik bu grubun inançlarının Sünni olmayan mezheplere de belli noktalarda yaklaştığını görüyoruz. Bazı kaynaklarda, Sabetaycılık’ın Sufilik ve Bektaşilik’ten etkilendiği söyleniyor. C.M. Kösemen ise, Selanik’teki Dönmelerin, Bektaşi ve Mevlevi dervişleri ile yakın ilişkileri olduğunu, fakat tüm gözlemlerin ortak bir teolojiye işaret etmediğini, “Ana akım Sünni İslam’dan uzak durmanın yarattığı bir paralel evrim” olarak yorumlanabileceğini ifade ediyor.

İLK MEZAR PORTRELERİ
Fotoğraflı mezarların Dönmelere has olup olmadığı da ayrı bir merak konusu. Aslında son 30 yılda yaygınlaşan bu pratikten dolayı, her gördüğümüz sakallıyı dedemiz sanmamak gerekiyor. C.M. Kösemen, bu gelenek içerisinde Dönmeleri şöyle ayrıştırıyor: “Artık Türkiye’de her mezarlıkta birkaç fotoğraflı mezar oluyor. Alevi mezarlıklarında, ve Ege-Akdeniz bölgesinde, laik hayat tarzına sahip kişiler arasında mezar portreleri çok yaygın. Dönmelerin tek ayrıcalığı ismen Müslüman olup, 1880-1930 arasında mezar portresi geleneğini ilk benimseyen grup olmaları.”

BENZERSİZ BİR ARŞİV

Osman Hasan

Toplumda, azınlığın içindeki azınlık sayılmanın verdiği çifte ayrımcılığın yan etkisi olan yokolma ve görünür olma korkularına karşın, varoluşlarına daha da gizem katan Sabetaycılar (Dönmeler), tıpkı üç ana dinin mensupları gibi, bu topraklarda uzun bir maziye sahip. C.M. Kösemen, ‘Osman Hasan and the Tombstone Photographs of the Dönmes’ başlıklı kitabı ile Dönmeleri çok farklı bir açıdan ele alarak, yeni araştırmalara ışık tutacak benzersiz bir arşiv yaratıyor. Bu çalışma ile, bir toplumu incelerken ölüm kavramının oynadığı kilit rol de bir kez daha vurgulanıyor. Mezarlıklar, hem mevcut, hem de alternatif bir hayata dair inançları yansıtıyor. Bütünü kavramak için ikilemlere muhtaç olduğumuz şu dünyada, ölüm üzerinden hayat, azınlıklar üzerinden kitleler, bastırılanlar üzerinden ortaya çıkmayı bekleyenler anlamlanıyor.