Şablon kötüleri unutturacak bir kötü

Şablon kötüleri unutturacak bir kötü
Şablon kötüleri unutturacak bir kötü

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Yılın en iddialı yapımlarından biri, 3 Ocak Perşembe akşamı Kanal D'de başlayacak olan 'İntikam'ın başkötüsü Arzu Gamze Kılınç'la konuştuk.
Haber: SİNEM DÖNMEZ / Arşivi

‘Hırsız Polis’in alkolik yengesi, ‘Bir Çocuk Sevdim’in solcu teyzesi desem, hepiniz hatırlarsınız. İstanbul ’da sahnede hiç görmedik ama meğer işlerin hep arka planındaymış. Senaristlik, oyuncu eğitmenliği, yönetmenlik yapıyormuş bir yandan. Özünde tiyatroya gönül vermiş, yaptığı işleri ciddiyetle seçmiş bir kadın Arzu Gamze Kılınç. Şimdi, onu ‘İntikam’daki Şahika rolüyle izleyeceğiz. Hiç televizyonda oyunculuk yapmayı düşünmediği bir dönemde karşısına çıkan rolü kendi tabiriyle dişlerini kamaştırmış oyuncunun okur okumaz. Bugüne dek dizilerde gördüğümüz şablon kötüler ve iyileri unutturacak, derinliği olan karakterler olacağını anlatıyor…
Öncelikle diziye dahil olma sürecinizi anlatsanız bize… 
Hayatımda daha çok tiyatro vardı o dönem. Sadri Alışık Tiyatrosu’nda iki tane oyun yönetecektim bu sezon. Bir yandan da Sadri Alışık Konservatuvarı açıldı, o konservatuvarda eğitmenlik yapıyorum. Ayrıca genç tiyatro diye bir yapı oluşturduk Sadri Alışık’ta. Bir yandan da oyun yönetiyorum. Hiç vaktim yoktu aslında başka bir şey yapmak için. Fakat sonra ‘İntikam’la karşılaşınca, hem projenin cazibesi hem de rolün cazibesi bütün bunları devre dışı bıraktı.
Neyi vardı da projenin ya da rolün size bu kadar her şeyi ittirdi bir kenara? 
Şahika rolü için düşünülen oyunculardan biri olduğum gündeme geldiğinde oturup diziyi seyrettim. Birkaç bölümden sonra direkt takipçisi oluyorsunuz. İzlerken herkesin aynı şeyi hissedeceğini düşündüm. Şahika rolü gerçekten bütün kadın oyuncuların oynamak isteyeceği bir rol. Bir kadın oyuncunun başına ömrü hayatında da çok gelmez.
Derinliği olan bir rol aslında...
 
İlk baktığımızda şablon kötüymüş gibi görünüyor, çıkarcı, alt sınıftan gelip o hayata sahip olmuş bir şekilde ve bunu kaybetmemek için her şeyi yapabilecek bir yaratık olarak duruyor. Ama hikâye açıldıkça, aslında onun da sebepleri olduğu ortaya çıkıyor. Zaten oynadığınız karakteri savunmazsanız, ona hak vermezseniz oynayamayacağınıza inanıyorum. Dünyanın en kötü karakterini de oynasanız, onunla bir olmak zorundasınız.
Karakter fazla şatafatlı. Giyimi kuşamı, takıları, siz de gördüğüm kadarıyla daha doğalsınız. Adaptasyon süreciniz nasıl gidiyor? 
Benim için ilginç ve eğlenceli oluyor çünkü gündelik hayatında hiç makyaj yapmayan, topuklu ayakkabı giymeyen, öğrenciliğinden beri bitpazarından, ikinci ellerden takılan, onları seven bir insanım. Yeni bir şey benim için boynuna bir kolye taktığında boynunun iki santim daha uzaması duygusu. Biraz da Şahika bunları göstermeyi, bunlarla yaşamayı da seviyor. Sürekli parti, toplantı düzenliyor. Kulaklarımın bile küpeye alerjisi vardı, o sorunu bile çözmek benim için bir iş oldu yani.
Uyarlama için ne düşünüyorsunuz? Sıfırdan bir şey yaratılması ve onu oynamak daha kolay değil mi? 
İlk defa kamerada benden önce başkasının oynadığı bir rolü oynayacağım ama söz konusu olan zaten adaptasyon olduğu için birebir aynısı da diyemeyiz bence. Tiyatroda çok olur bu. 20 tane Lady Macbeth izleyebilirsiniz ama sinemada genelde bir kişi oynar bir rolü. Bu kısmı benim için ilginçti, başta hatta seyretmesem mi diye düşündüm, sonra dedim ki “Hayır, bizimki adaptasyon.” Ben tiyatroda da adaptasyonu çok severim. Çünkü seyircimiz tiyatroda da Joe’lar, Catherine’lerle empati kuramıyor, uzak kalıyor hikâyeye. Ancak Shakespeare, Molière oynandığında adaptasyon olduğunda hemen alışıyor, seviyorlar. Hem ortada iyi bir hikâye varsa niçin bunu biz de anlatmayalım?
Siz tiyatro kökenlisiniz değil mi?
 
Evet. Dil Tarih Fakültesi mezunuyum Ankara ’dan. Sonra 10 yıl kadar Antalya’da tiyatro yaptım okuldan arkadaşlarımla beraber. Biri de Muhammet Uzuner (eşi) Okulda çok iyi arkadaştık biz. Sonra o okulu bitirip Antalya’ya gidince ben çok inandım onun yapmak istediği işe, peşinden gittim. Antalya’da belediyede tiyatro atölyesi diye bir yapı kurdu. O yaşlarda var olanla, kurumsal tiyatrolarla barışamama durumu vardı, biz de gittik oraya, destek vermeye karar verdik. Orada hayatımızın tiyatro anlamındaki en mutlu günlerini geçirdik diyebilirim. Fakat belediye bünyesi içerisinde olduğu için belediyede beş yılda bir yönetim değişiyor, ilk yönetime anlatıyorsunuz, uzlaşıyorsunuz, tam güzel şeyler oluyor, o esnada yönetim değişiyor.
Siyasi kulis yapsaydınız bari.
 
Hiç, hiç beceremiyoruz. Strateji yok, politiklik yok, dürüst, şeffaf çocuklarız yani, öyle şeyleri beceremeyiz. Şimdiki aklımda orada olsam, tozunu attırırdım oranın! Bir süre sonra son yönetimle hiç anlaşamadık, repertuvar dayatmaları başladı ve anladık ki zamanı geldiğinde vazgeçmek lazım. İstanbul’a geldik. İstanbul’a geldikten sonra uzunca bir süre hiç tiyatro yapmadım. Ve ben uzunca bir süre senaryo kursuna gittim. Üç ay Macit Koper’den ders aldım, sonra Levent Kazak’la profesyonel olarak çalışmaya başladım. Herkesin mesleği başka ve oyunculuk yapmak isterken, ben oyuncu olup senaristlik yapıyordum. Senaryoda ilerledim, hatta oyunculuktan kazandığım paranın daha fazlasını kazandım ama bu beni sadece mutsuz etti.
Biz sizi ilk ‘Hırsız Polis’ dizisinde gördük sanıyorum değil mi? 
Öncesinde ufak tefek bölüm oyunculuklarım var ama gelip geçiciydi. Akılda kalıcı bir şey oynamadım. O dönem Hırsız Polis’te oynarken bu kadını nereden buldunuz, AMATEM’den mi getirdiniz gibi iltifatlar duyuyordum. Alkolik bir kadını oynadığım için bana iltifat oluyordu yani… Sonra Sadri Alışık’ta eğitmenlik yapmaya başladım. Sonra Gönülçelen ve en son Bir Çocuk Sevdim. Hani bir şey oynuyorsunuz ve üzerinize yapışıyor ve artık herkes sizi ona benzer bir şey için çağırıyor ya, hiç başıma gelmedi benim. Sadece onun için çağrıldığımda gitmedim çünkü hayatımın merkezine televizyonu koymadım. Hiçbir zaman da koymayacağım. Gerçekten oynamak istediğim bir şey olduğunda oynuyorum. ‘İntikam’ da bu yüzden çok güzel bir noktada geldi.
Evet, radikal bir geçiş olacak… Hatta insanlar biraz yadırgamış olabilirler. Çok fazla röportaj da vermem, magazinel bir tarafım da yok. Aslında ben de kendimi ilk kez grantuvalet görüyorum, ne ‘İntikam’mış diyorum, 40 yaşından sonra bana takma kirpik taktırdı! Mesela benim hiç aklıma gelmemiş takma kirpikle nasıl olurum diye ve dolayısıyla denememişim. Makyajlı oynadığım ilk rol olacak bu. 

Daha evvel oynadıklarınız biraz daha izleyiciye yakın karakterler. Bir Çocuk Sevdim’de özellikle. Yani herkesin ailesinde olan, bildiğimiz hikâyelerdir 80’li yıllarda yaşanan kayıplar. Dizide Cumartesi Anneleri ile ilgili bir bölüm vardı, yani günlük hayata daha yakındı. Bu hikâye ya da bu rol uzak değil mi?
 
Oradaki daha toplumsal bir mücadele veren bir karakterdi. Cumartesi Anneleri sahnesi de benim için çok özeldi. Gerçeğe değdiği için oynamaktan keyif aldım. Cumartesi Anneleri bu kadar görmezden gelinirken, milyonların seyrettiği, gücü çok yüksek diye düşündüğümüz bir dizide bu kadarcık bir hatırlatmayı bile çok mühim bulmuştum. Herkes televizyonu öteler ama ben popüler kültürü geneli çok etkileyen, belirleyen, iktidarların kullandığı, o yüzden de sanatçıların da kullanması gereken bir şey olarak görüyorum. Tabii ki sanat yapamazsınız televizyonda ama en azından politika üretebilirsiniz. Bu rol tabii ki ondan çok farklı ama bunda sevdiğim taraf şu: Genelde son yıllara kadar dizilerde hep şablon kötüler oldu. Bu işi sevme nedenim, bütün bunların altını karıştırması, ortaya çıkarması. Bizim Yağmur karakterimiz de seyircinin çok alıştığı bir esas kız değil. Bu işin kötüleri de şablon kötü değil. İnsanlık hallerini, zaaflarını bence çok güzel anlatıyor. Şimdi bu rol için tutunduğum nokta bu. Zaafları nedeniyle benzer şeyler yapanlar kendileriyle yüzleşebilirler bu karakter üzerinden.
‘Yanlışlıklar Komedyası’nı yönetiyormuşsunuz. 
Shakespeare’in en kötü komedisi diye geçer, ben de pek sevmem. Kerem Alışık hadi dedi, yap. Okudum, yine sevmedim. Tutunacağım tek şey var, ekip. Afife Jale Sahnesi’nde oynuyorlar, Profilo’da, bir de Cihangir’de Çolpan İlhan Sahnesi açıldı, orada oynanıyor.