Sabrınızı sınamaya hazır mısınız?

Sabrınızı sınamaya hazır mısınız?
Sabrınızı sınamaya hazır mısınız?
Sanatçı İdil İlkin, ilk kişisel sergisi 'İniş İzni'ni Galerist'te açtı. Takıntılı bir şekilde 'ısrarla yapmak'la, 'tekrar'la ilgilenen İlkin, "Benim işlerimde bir çeşit yumruklaşma var aslında" diyor.
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

“İlk kişisel sergim için uzun uzun bekledim. Ve çok sıkıldım beklemekten! İniş izni verilmediğinde, uçak havada asılı kaldığında, öylece dönüp durduğunda gelen o iç sıkıntısı gibiydi o sıkıntı. Şayet bir gün kişisel sergim açılırsa ismi ‘İniş İzni’ olacak dedim.” Sanatçı İdil İlkin, ilk kişisel sergisi ‘İniş İzni’nin gelişimini anlatmaya bu sözlerle başlıyor. İlk solo sergisinde ağırlıklı olarak havacılık konusuna eğilen İlkin, sadece ‘havacılık’ üstüne çalışırmış algısı yaratmak istemese de hislerine tercüman olan bir seri olmuş sergi için yaptığı eserler. Projenin kontrol kulesi ise Galerist.
Yeditepe Üniversitesi Sanat yönetimi bölümü mezunu İlkin, yüksek lisans derecesini Chelsea College of Art and Design’dan almış. “Sanatçı kimliğimle hesaplaşmam uzun sürdü; üretiyordum ama saklıyordum” diyor İlkin. 2010’un başında, Londra’da izlediği bir bale, kararını kesinleştiriyor. “Şunu sorguluyordu o bale; bir şey tekrarlanınca özünden kaybeder mi? Ama her seferinde başka seyirciyle etkileşime girdiği için böyle bir şey olmuyordu. O baleden çıkınca evet dedim, doğru yoldayım.” Sonrası zaten kolayca gelmiş. “Sanat üreten bir insanın hayatındaki en belirgin soru belki de ‘Doğru mu yapıyorum?’. Buna karar verdikten sonra geriye sadece ısrarla yapmak kalıyordu. Bunda da hiç fena değilimdir” diyor.
‘Israrla yapmak’ İdil İlkin’in takıntılı olduğu bir nokta. “Bir şarkıyı peş peşe dinliyorum mesela” diyor, “tekrarın psikanalitik bir tarafı var hayatımda.” Burada kaydı durduruyor. “Ben size biraz Steve Reich dinletmek istiyorum. O zaman daha iyi anlatabileceğim” diyor. Öyle oluyor gerçekten de. Reich’in hipnotik müziğini transa geçmeye ramak kala kapatıp tekrar sohbete koyuluyoruz.
Bu tekrar sevdası nereden geliyor diye soruyorum İlkin’e. Başlıyor anlatmaya: “Sanatı seven bir ailenin içinde yetiştim ben. Annem tercüman, babam sürekli resim yapan bir adamdı. Evde bir koleksiyon vardı. Büyükbabam büyükelçiydi, dolayısıyla iyi bir koleksiyonu olabildi ailenin. İmzalı şeyler arasında büyüdüm. Benim için Sultanahmet’e gitmek, İslam Eserleri Müzesi’ndeki halı koleksiyonunu görmek annemle severek yaptığım rutin bir hafta sonu aktivitesiydi mesela. Eserlerimdeki bu tekrarlayan tavır, motifli hal oradan, o halılardan geliyor olabilir belki de.”
İlkin için ilk adım tekrarlama ve kolaj olmuş. Suyun saydamlığından ilhamla asetata, oradan da tekrarlayarak yapılan kolajlara yönelmiş. “2005’te bu kolajları yapmaya başlamıştım ama dijital olarak manipule etmiyordum, yalnızca tekrarlıyordum önceleri” diyor. Daha sonra Photoshop’la müdahale etmeye başlamış ortaya çıkan kolajlara. “Photoshop’ta kullandığım tool, daha çok popo kaldırma, bel inceltme gibi reklamcılık işlerinde kullanılan bir tool aslında. İyice şiddet kullanarak bozuyorum. Bir nevi içimde yaşadığım şiddeti göstermek için. Benim işlerimde bir çeşit yumruklaşma var aslında” diyerek açıklıyor bu eylemi.
Sergi bir video ve bir ses enstalasyonunu da içeriyor. Kendisinin yazdığı ve seslendirdiği enstalasyon için, “İnsanların sabrını zorlayacak” diyor İlkin. 20 dakikalık kaydın ilk 10 dakikası yine ‘tekrar’dan ibaret çünkü. Eğer siz de sabrınızı denemek isterseniz, İdil İlkin’in ilk kişisel sergisi ‘İniş İzni’, 11 Ocak’a kadar Galerist’te olacak.