Saç, kadınların başkaldırısıdır

Saç, kadınların başkaldırısıdır
Saç, kadınların başkaldırısıdır

Arzu Başaran ın sergisi 7 Aralık a kadar Nişantaşı ndaki 44a da.

'Ağ' başlıklı yeni sergisini 44a'da açan ressam Arzu Başaran, "Bu kez saçlarıyla birbirlerine tutunan, saçlarıyla ağ ören, dağılmış kimlik parçalarını bu örgüyle tutan, yok olmasını engelleyen kadınları öne çıkarmak istedim" diyor.
Haber: MÜGE AKGÜN / Arşivi

Ressam Arzu Başaran, 2000’li yıllardan itibaren başladığı kavramsal boyutun ağırlıklı olduğu çalışmalarında adım adım ilerliyor. 2004’te ‘Göze Göz’, 2005’te ‘İhlal’, 2010’da ‘Maduniyet’ ve 2012’de ‘Ağ’. Başaran’ın sanatsal sorumluluğuyla harmanladığı sosyal ve politik yolculuğu devam edecek gibi görünüyor...

İki yıl önceki ‘Maduniyet/ Eşikte Olma Hali’ adlı serginde parçalanmış, toplumun dışına itilmiş kimliklere işaret ediyor gibiydin. Bu bir devam sergisi mi? O günden bugüne olumlu ya da olumsuz yaşananlar nasıl yansıdı çalışmalarına?

Evet. Ama devam meselesi aslında daha da geriye gidiyor. 2005’te Apel’de açtığım ‘İhlal’ sergisi var. Aslında yok sayılan bir ada var ve ben o adaya bazen uzaktan bakıyorum, bazen içine giriyorum bazen de etrafında dolaşıyorum. Benim derdim ve vicdanım o adadakileri sanatın diliyle aktarmayı hedefliyor. Bu toplumda yıllardır beraber yaşadığımız ama yine yıllardır yok sayılmış, sesi baskı ve yasaklarla susturulmuş, savrulmuş insanlar, topluluklar var. Bazen farklı bir dinden bazen farklı bir etnik kökenden gelenler. Bazen de hiçbir yere ait değildirler. Onlar göremediklerimizdir. Sesi kısık olanlardır. Benim bir önceki sergide ele aldığım önünden geçip görmediklerimizdi.
Bu sergi ise bir öncekinin içinden devam eden, biraz daha kapalı, vurgusu az ama daha derine inen bir seri resimle görselleşiyor. Benzer sesleri çıkaran, ait olduğu kimlikleri taşıyan, görmediğimiz yüzleriyle anonim kadınlar var burada. Hemen her yere saçılmış, sadece saçları ile birbirlerine tutunan ve saçlarıyla ağ ören, dağılmış kimlik parçalarını, insanlarını bu örgüyle tutan, yok olmasını engelleyen kadınlar. Onları öne çıkarmak istedim bu kez.

Serginin adında yer alan Türkçe, Ermenice ve Kürtçe aynı anlama gelen sözcük: ‘ağ’ (gwıug)–tevin- ve bir de teknolojik dil tabii (web). Türkiye ’nin iki zayıf noktası Kürt ve Ermeni sorununa göndermeler var diyebilir miyiz?

Sergi kataloğunda ‘Ağ’ın Kürtçe ve Ermenicesini kırmızıyla yazarak sembolik bir gönderme yaptım, işaret ettim Kürt ve Ermeni kadınlarına... Kürt ve Ermeni alanları senin de belirttiğin gibi bu ülkenin iki zayıf noktası, iki ayıbı. Üstü örtülmüş ayıplar. 1915, kıyılmış Ermeniler, anadili yasaklanmış, Cumhuriyet eliti tarafından aşağılanmış, kırılmış Kürtler ve ezberletilmiş sözde temiz tarih. Söylenecek çok şey var. Ben de olan biteni, kendi alanımdan hareket ederek, kendi teknik dilimi kullanarak yaptığım sergiler aracılığıyla kıyısından tutuyorum.

Bana ‘ağ’ dendiğinde ya örümcek ağı ya da balıkçı ağı aklıma gelir. Şimdiki kuşaklar içinse bu sözcük sadece ‘web’. Ama senin ‘web’ bağlantını merak ediyorum.

Buradaki ‘ağ’, ağ kelimesinin her anlamını kapsıyor gibi. Örümcek ağına daha yakın diyebilirim. Hem çok kırılgan her an dağılabilecek kadar saydam ama işleviyle düşünürsek bir ev gibi, üstelik aidiyete işaret eden, saklanmayan, cesur. Ben kadınların özellikle tarihin parçaladığı, savurduğu kimliklerin kadınları, özellikle Ermeni ve Kürt kadınlarının bütün bu anlamları taşıdığına inanıyorum. Web olarak ise yine bir tür ağdan söz ediyoruz, bir tür buluşma, sosyal anlamda bir dokunma, sonsuz ve özgür geniş bir evren örgüsü.

Kadın ve kırmızı renk metaforu da daha önceki sergilerinde olduğu gibi devam ediyor. Neden kadın, neden saç, neden ağ?

Benim kırmızılarım benim sesim gibi, yaklaşmaya çalıştıklarımın bazen çığlığı, bazen sessizliği çoğu kez de korkusuzluğu gibi. Ben kadınların dirençli ve başkaldıran halleri ile ilgileniyorum. Buna bu sergide saçlar da eşlik ediyor, saça birçok farklı anlam yüklenebilir. Burada saçı başkaldırma olarak ele aldım.

Maduniyet’te parçalanmış kâğıtlarla yeni bir teknik denemiştin, bu sergide de yenilikler var değil mi?

Bu sergide benim için daha önce hiç denemediğim yeni iki teknik var. Litografi ve serigrafi gibi baskı teknikleri... Serginin ağırlık noktasını yine kâğıtlar oluştursa da bu yeni teknikler bana daha sonraki sergilerim için farklı kullanım alanları sağlayacaklar.

Maduniyet’ ve ‘Ağ’ın ardından devam sergisi gelecek mi?

Evet, bu sergi dahil üç ayrı ama birbiriyle ilişkili sergi projem var. Sergilerim farklı tekniklerde olsa da belirli bir sürekliliği işaret ediyor. Gelecek iki sergi de böyle.

İstanbul ’da hızla zenginleşen, sınırlarını genişleten sanat dünyası hakkında ne düşünüyorsun?

Bu zenginleşen gibi gözüken ve sınırlarını genişlettiği iddia edilen sanat meselesine biraz temkinli yaklaşıyorum. Yerine oturmamış çok problemli alanlar var. Şişirilmiş, borsa gibi yönlendirilmiş çağdaş sanat pazarı var. Sanat kalitesinden çok sahte alımlarla öne çıkarılan, yarısı gerçek olmayan pazar ortamına tanık oluyoruz. Bu durum genç ve parlak sanatçıların da aklını karıştırıyor. Bienallere ve büyük sergilere seçilmiş Türkiyeli sanatçıların artışını daha anlamlı buluyorum.