Sadece şüpheci

Çığrından çıkmış bir seyirci, ilk oyunlarından birinde ayağa kalkıp "Oyun yazarını öldürün!" diye bağırdığından beri, Neil LaBute gerek sahnedeki gerek sinemadaki işlerine karşı yüksek voltajlı tepkileri bekler, hatta keyfini çıkarır hale geldi.

Çığrından çıkmış bir seyirci, ilk oyunlarından birinde ayağa kalkıp "Oyun yazarını öldürün!" diye bağırdığından beri, Neil LaBute gerek sahnedeki gerek sinemadaki işlerine karşı yüksek voltajlı tepkileri bekler, hatta keyfini çıkarır hale geldi. Kadın düşmanlığıyla ve insanları sevmemekle suçlandı, "kötü niyetli kozmik şakaların Mel Brooks'u" diye ad takıldı.
İlk filmi, 1997 yapımı In the Company of Men, sağır bir kadını duygusal açıdan terörize etmeyi hedefleyen, acımasız bir intikam fantezisi üzerineydi. Ardından, romantik tatmin düşüncesinin, bu konudaki ideallerin ipliğini pazara çıkaran Your Friends & Neighbors geldi.
Psikolog karısı ve iki çocuğuyla birlikte Chicago'da yaşayan 39 yaşındaki yazar - yönetmen, kendisine kolayca bir etiket yapıştırılmasını reddediyor. LaBute, önce tuhaf kara komedi Nurse Betty'yle, şimdi de çok daha radikal biçimde A.S. Byatt'ın romantik romanı Possession'dan yaptığı zarif uyarlamayla, sanatsal duyarlılıklarında beklenmedik bir derinlik ve boyutu açığa çıkararak herkesi şaşırttı. LaBute, Premiere dergisinin yaptığı söyleşide, "Şu izlenimi bırakmak istiyorum, 'Hey, ben bu saldırgan, sert şeyleri yazıyorum ve aslında sadece yumuşak huylu, ılıman bir adamım'" diyor.
Tutku'yla birlikte, alaycıdan romantiğe geçmiş olmanız, kendinizi açığa çıkarmış veya tavrınızı yumuşatmış gibi hissetirdi mi?
Sanırım her seferinde zaten kendinizi açığa vurmuş oluyorsunuz. Sonra da geri pedal yapıp "O filmin benimle hiçbir alakası yoktu" diyorsunuz. Ama Possession projesine, kitabın tam anlamıyla bir hayranı olarak geldim. Possession'ın arsızca romantik olması isteniyordu. Beni çeken ise kesinlikle bu değildi.
Romandan nasıl etkilendiniz?
Şahane bir şekilde, iki pistonla ateşleniyor: Her şeyi bildiğini sanan ama aslında bilmeyen iki akademisyeni izlemek insana kendini zeki hissettiriyor. Bir yandan da aralarındaki oyun, duygusal açıdan etkiliyor. Çok eğlendirici bir gizem ve romantizm var. İmkânsızlıklarla kuşatılmış aşk kısmı oldukça hoştu.
Bu uyarlamayla uğraşacağı düşünülecek ilk yönetmen değildiniz. İşi nasıl aldınız?
In the Company of Men'le Sundance'teyken, biri bana hangi kitapları uyarlamakla ilgileneceğimi sordu ve ben de iki kitap ismi verdim: Possession ve A Simple Plan. Menejerimden, kimin kitabın haklarına sahip olduğunu bulmasını istedim ve kendi bakış açımdan, romandaki karman çorman hale gelmiş ilişkilerden, benim bu iş için ne kadar uygun olduğumdan bahsettim.
Roland (Aaron Eckhart) karakterindeki sürtüşme, filmde daha açık hale getirilmiş. Kitapta İngilizken küstah Amerikalı'ya dönüştürülmüş.
Roland'ı Amerikalı yapmak hem bir tehlike hem de bir tür atılımdı. En büyük mesele, hikâyenin günümüzde geçen kısmını seyircinin gözünde canlı bir hale getirmekti. Kadın-erkek sürtüşmesi dışında başka bir kıvılcım olması gerekiyordu. Kitapta, çatışma daha çok sınıfsal düzeydeydi. Ama Amerikan-İngiliz karşıtlığı, çatışma ortamı için daha fazla şans yarattı.
Brigham Young University'de öğrenim gördüğünüz dönemde, Mormon seyircilerle ilişkiniz, kampustaki şöhretiniz nasıldı?
Oyunları heyecanla beklenen kişi değildim. Orayı bıraktığımda, durum, onların tiyatrolarını kendi oyunlarım için kullanmamamı tercih edeceklerini söyledikleri bir noktaya gelmişti. Tiyatroyu kilitleyip "Bu tesisi kullanman hoş karşılanmıyor" dediler. Yeterince açıktı.
Kiliseyle iyi ilişkiler içinde olmak sizin için önemli mi?
Şu an bir dönüm noktasındayım. Bir Mormon olarak kalmak istiyorsam, hakkında yazmamam gereken konular olduğu söylendi. Özellikle ahlaki konular. Bu yüzden bu konular hakkında yazmayacak mıyım, yoksa 'artık Mormon olmayacağım' mı diyeceğim?
Neden bu mezhebe katıldınız? Öyle büyütülmemişsiniz halbuki.
Üniversitedeki eğitimimde yardımcı oldu. İyi bir okuldu ve okulda her yer dinle doluydu. İnancımı değiştirmek yeterince anlamlı geldi. Bunu arkadaş kazanmak için yapmadım.
İşleriniz, Todd Solondz, Paul Thomas Anderson gibi, nihilist, acımasız bakışı olan isimlerinkiyle karşılaştırılıyor.
Bunu daha önce de duydum. Kendimi bir nihilist olarak görmüyorum. Hatta kendimi alaycı olarak bile görmüyorum, gerçekten. Ben sadece şüpheciyim, o kadar.
Sizce hakkında yazılamayacak kadar kutsal bir şey var mı?
Hiçbir şeyin hakkında yazılamayacak kadar kutsal olduğunu düşünmüyorum. Belki bu tehlikeli bir his. Yazarlar tehlikeli insanlar!



TUTKU/ POSSESSION
Y: Neil LaBute O: Gwyneth Paltrow, Aaron Eckhart, Jeremy Northam, Jennifer Ehle. 102 dk.
A.S. Byatt'ın romanından uyarlanan film, farklı dönemlerde geçen, yolları taşlı iki aşk öyküsünü paralel biçimde ele alıyor. Romantizmle herhangi bir alışverişi bulunmayan, burnu büyük, biri Amerikalı biri İngiliz iki akademisyen, Viktorya döneminin farklı şairlerini araştırırken bu şairler arasında hiç bilinmeyen bir aşk yaşanmış olabileceğini fark ediyor. Ardından da, kendi aralarında karşı koyamayacakları bir çekim olduğunu...