Saf Coen

Saf Coen
Saf Coen
Coen'ler bir kez daha en iyi yaptıkları şeyde karar kıldı, serinkanlılığından taviz vermeyen şaheser bir karakomedi 'Sen Şarkılarını Söyle'yle seyirci karşısına çıktı. Peki bu şahesere gözünü kapatan Oscar'a ne demeli!
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

SEN ŞARKILARINI SÖYLE ****
Orijinal adı: Inside Llewyn Davis
Yönetmen: Ethan Coen, Jeol Coen
Oyuncular: Oscar Isaac, Carey Mulligan, Justin Timberlake
Yapım: 2013/ ABD
Süresi: 104 dakika.

Gerçek bir serinkanlılıkla mizahı yan yana görebildiğimiz örneklerin zaman ilerledikçe ne kadar azaldığının farkında mısınız? Şaheser kontenjanından ileriki zamanlara kalacak serinkanlı bir komedi görmeyeli ne kadar oldu? İnsanı ikinci, yetmezse üçüncü kez sinema salonlarının yollarına düşürecek, televizyonda her denk gelindiğinde koltuğuna mıhlayacak türden filmlerden bahsediyoruz. Uzun zamandır görmüyorduk. Ta ki Coen’ler işin başına geçip en iyi yaptıkları şeyi yapmaya karar verip serinkanlılığından taviz vermeyen yeni karakomedilerini çekene kadar. 

‘Inside Llewyn Davis / Sen Şarkılarını Söyle’, izleyicisiyle birebir ilişki kuran, “artık bütün hikâyelerin tadı kaçtı” denen bir dönemde hikâyeciliğin hâlâ değerinin olduğunu gösteren bir film. Müzisyen biyografilerinin “ne badireler atlattı ama yine kazandı, değeri bilindi” diye de özetlenebilecek sıkıcı formülünün yanında panzehir gibi gelecek bir kaybeden hikâyesi anlatılan. 1960’lar New York folk ortamında tutunmaya çalışan Llewyn Davis (Oscar Isaac) şöhrete kavuşmaması için hiçbir sebep olmayan yetenekli bir ozan. Ama Coen Biraderlerin dünyasında Llewyn’i dinleyip yeteneğini keşfeden, ona 60’lar New York’unun altın anahtarını veren prodüktörler, o sahneye çıkınca kendinden geçen seyirci kitlesi gibi unsurlar mevcut değil. 

Zaten Coen’ler, Amerikan popüler kültür tarihinin derinliklerinden çıkarttıkları hikâyelerde hiçbir zaman böylesi güzellemelere girişmediler. (‘Barton Fink’te Hollywood’un hiç de masum olmayan tarihini nasıl parmaklarında oynattıklarını ya da ‘The Hudsucker Proxy’de 1930’ların şirket komedisi janrını nasıl bir kapitalizm eleştirisine zemin yaptıklarını hatırlayın.) Haliyle ‘Sen Şarkılarını Söyle’de de bir 60’lar folk ortamı güzellemesi yok. Tutunmaya çalışanlar, sürecin galipleri ve mağlupları, eninde sonunda cebine girecek paraya bakan prodüktörler ve mekân sahipleri var. Bu yarışta daha beyaz ve parlak yüzlü olanların şansı daha yüksek… Hikâyenin kazananı Jim’i Justin Timberlake’in canlandırması gayet manidar, tabii performansı kusursuz. Llewyn Davis, bir kaybeden ama haksızlık kurbanı bir ‘bataklıktaki gül’ değil. Aksine tüm ilişkilerini, çıkarları belirliyor, etrafındakileri sömürdüğü gerçeğini saklama gereğini duyduğu anlar yok denecek kadar az. Tabii, 60’lar New York folk ortamına rehberlik yapması için Jim gibi bir kahraman yerine böyle bir anti-kahramanı seçmek de tam bir Coen tavrı. Bu sadece etik bir duruş ya da “kaybedenin yanında olma” sorumluluğu değil. Aynı zamanda çokça anlatılan, söz konusu edilen dönemleri, sayısız benzeri bulunabilecek karakterleri anlatırken hikâyeyi tersyüz etmek için de bulunmaz bir fırsat. Malum, böylesi hikâyelerde de kendilerini onlar kadar rahat hisseden başka bir isme rastlamak da zor. 

Coen’ler, bir kahramanın önüne engeller koyup onu yeni bir insana dönüşümünü izlemek yerine karakterinden taviz vermeyen anti-kahramanları konu alıyorlar. Yan karakterleri kahramanı destekleyecek unsur olmaktan çıkartıp neredeyse filmin merkezine yerleştiriyorlar. Tarihe aşk mektubu yazmak yerine samimi saygı duruşunda bulunuyorlar. Ve ortaya sinema deneyimi nitelemesini layıkıyla hak edecek bir film çıkıyor. ‘Sen Şarkılarını Söyle’ gibi bir yandan T-Bone Burnett’ın müziklerini ustalıkla kullanıp diğer taraftan folk müziğin romantize edilmesi beklentilerinin altını oyabilen bir film, kâğıt üstünde yazılı olmayan çatışmaları, tutarsızlıkları hissettirdiğine göre saf bir sinemasal deneyim olmalı. Haydi en iyi filmi geçtik, ne bu müzikleri ne de başroldeki Oscar Isaac’ın üstün performansını kaydadeğer görmeyip Oscar’a aday göstermeyen Akademi ise ne olmalı, hepimizin malumu.