Saf savaş simülasyonu

Black Hawk Down / Kara Şahin Düştü'nün hem savaş filmleri tarihinde hem de aksiyon sinemacılığı tarihinde kendine...
Haber: KUTLUKHAN KUTLU / Arşivi

Black Hawk Down / Kara Şahin Düştü'nün hem savaş filmleri tarihinde hem de aksiyon sinemacılığı tarihinde kendine önemli bir yer edinmesi kuvvetle muhtemel. Başka hangi film öyküden, bağlamdan ve hatta anlamdan kendini büyük ölçüde muaf tutup, iki saati aşkın süresinin tamamına yakınını silahlı çatışmaya ayırır ki?..
Diğer taraftan, bu tür bir filmin birkaç senedir sinema kültürünün kıyılarında gezinip, aralık kalmış bir kapı aradığı da kesin. Yıllar önce, bugünün 'oyuncunun gözünden' oynanan bilgisayar aksiyon oyunlarının babası kabul edilen Doom'un bir film uyarlamasının yapılacağı söylentisi çıktığında, artık Amerikan sinemasının ilham kaynağı bulmak için karaktere ve olay örgüsüne ihtiyaç duymadığını kavramış olmalıydık zaten (Oyun önüne çıkan her şeyi havaya uçurmaktan ibaretti). Doom'un önayak olduğu bilgisayar oyunu teknolojisi, son yıllardaki Delta Force gibi taktik savaş oyunlarının önünü açtı. Ve çeşit çeşit oyunla artık neredeyse dünyaca tanınır hale gelmiş Delta Force'lar, Ranger'lar gibi
'Amerikan elit savaşçı grupları'nı bütün fiyakasıyla görücüye çıkarmak için pusuda bekleyen Amerikan sineması, sonunda dertsiz -tasasız, oyun gibi bir savaş filmi çıkarmayı başardı.
Deneyimin zirvesi
Black Hawk Down'ın oyun gibi olmasının tek sebebi, pratikte koca bir çatışmadan ibaret olması değil. Bu filmde siyasi, sosyolojik, felsefi, hatta psikolojik imaları bulunabilecek her tür kavram, bir şey söylemek ya da öyküye bir katkıda bulunmak için değil, atmosfere ve üsluba katkıda bulunmak için kullanılıyor. Yani genel olarak, Scott'ın somut kılmak için tüm hünerini sergilediği 'deneyim'e katkıda bulunmak için. Filme kaynaklık eden kitap,
'orada olan biteni' aktaran bir gazetecinin (Mark Bowden'ın) çalışması olabilir ama Ridley Scott için yazılı deneyimle görsel deneyim her zaman apayrı şeyler olmuştur. Görüntüyle aktarılabilecek her şeyi görüntüyle aktaran ve merkeze senaryoyu değil, kendi yarattığı görsel dünyayı oturtan Scott gibi bir yönetmen için, savaşı gösterebiliyorsan anlatmana, açıklamana gerek yoktur. Deneyimin zirvesi budur.
Bu yüzden Amerikan ordusunun 1993'te Somali'de yaptıklarının nedenini - niçinini, arka planını filmde pek aramayın. "Kafanın yanından ilk kurşun vızıldayıp geçtiğinde, politika pencereden aşağı uçar," repliğiyle ipin ucunu alıyor ve Ridley Scott usülü çatışma simülasyonuna dalıyoruz. Rangers - Delta Force çekişmesinden tutun da, Amerika'nın orada ne işi olduğuna dair mırıldanmaların, yardımın nerede bitip müdahalenin nerede başladığına dair imaların bağlamdan yoksunluğuna kadarher şey, başka bir yönetmenin elinde filmi naiflik ya da anlamsızlık seviyesine çekmekle bırakmaz, tam bir komediye dönüştürebilirdi. Ancak Scott'ın filmlerinde istikrarlı bir doğrultu elde etme ve görsel açıdan her kareyi, her sahneyi 'taklit' yaftasından uzak tutabilme konusundaki becerisi, Black Hawk Down'ı hiç olmazsa kendine özgü bir kaos haline getiriyor.
Paket kahramanlar
Özellikle Speed / Hız Tuzağı sonrası aksiyon filmlerinde, seyirciye özdeşleşeceği karakterler konusunda asgari bilgi verme konusunda bir yarış başladığı söylenebilir. Artık kahramanlarımızı hazır paketler halinde alıyor, bir lokmada bir öğün yemiş gibi oluyoruz. Black Hawk Down da en kalabalık arketip nüfusuna sahip olan savaş filmleri pınarından dilediğince faydalanıyor.
Çatışma görmeye heveslenen askerden tutun da, suskun yalnız kurda, yaptığı işin hayrı -şerri konusunda kafası bulanmış askere, kaşarlanmış savaşçıya kadar herkese rastlayabilirsiniz bu filmde. Hepsi Ridley Scott'ın tamamen janr, üslup ve aksiyon sinemasının sınırları üzerine yaptığı bu deneyde birer piyon. Ewan McGregor, Josh Hartnett, Tom Sizemore, William Fichtner, Orlando Bloom gibi kalburüstü isimler tarafından canlandırılmalarına rağmen, karakterler seyirciyi önce ürküten, sonra giderek sersemleten çatışmaların ortasında, yüzlerini yitirmeye başlıyor. Scott'ın tasarladığı cansız, renksiz, adeta kumla inşa edilmiş dünyanın içinde, sadece özdeşleşecek kişilerin değil, olayların da izlerini kaybetmeye başlıyoruz; hatta bu bir günlük macera, kendini sık sık tekrar etmeyi bile başarıyor.
Belki filmin hedefi, 'gerçek savaş'ın tam da böyle bir şey olduğunu göstermek. Saving Private Ryan / Er Ryan'ı Kurtarmak'ın artık popüler sinema kültüründe kanlı canlı bir varlık halini almış o 'çıkarma sahnesi'nin araladığı kapıdan içeri dalan Scott, belki burada savaş üzerine bir film değil,
'savaşın filmi'ni yapmaya çalışıyor. Zengin görsel dimağı ve aksiyon sinemasındaki hüneri sayesinde, 'saf savaş'tan mürekkep, ustalıklı bir film yaratıyor. Sorun şu ki, "ilk kurşun vızıldayıp geçtiğinde" sadece
politika değil, tutunabileceğimiz hemen her şey de onunla birlikte pencereden aşağı uçuyor. Bu yüzden Black Hawk Down onca gürültünün - patırtının, şokun - paniğin ortasında insanı sadece sersemletmekle kalmayıp, umursamaz hale de getirebiliyor.