Sahnede bir 'bebek avukat'

Baby Lawyer bir dansçı. Daha bir hukuk öğrencisiyken dans hayatına atılınca, ona 'bebek avukat' anlamına gelen bu isim verilmiş. O bir 'drag queen.'
Haber: İSTEM ERDENER / Arşivi

Baby Lawyer bir dansçı. Daha bir hukuk öğrencisiyken dans hayatına atılınca, ona 'bebek avukat' anlamına gelen bu isim verilmiş. O bir 'drag queen.' Türkiye'nin ilk drag queen'i. Yani gösterişli kostümlere, şaşaalı aksesuvarlara bürünüp, kulüplerde, partilerde dans ederek, müzik ve insanlar arasında bir katalizör oluyor. Kendi ifadesiyle 'müziğin götürdüğü yere giderken onlara rehberlik ediyor.' Bir anlamda eğlenceyi ateşliyor.
Adı Murat. Gece hayatında ise Baby Lawyer olarak tanınıyor. En yakın arkadaşları bile ondan bahsederken bu ismi kullanıyor. Muğla'da, 1975 yılında doğmuş. Ailesi hâlâ orada, o da İstanbul'da. Muğla'dan çıkar çıkmaz, daha İstanbul'u bile görmeden Londra'ya, dil öğrenmeye gitmiş. Dönünce de Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne...
Peki, bu tür 'misyonların' pek rastlanmadığı Türkiye'de nasıl ortaya çıktı Baby Lawyer? Sorduk cevapladı:
Drag queen olmaya nasıl karar verdiniz?
Her şey Londra'da başladı. Arkadaşlar zorla beni kulübe götürüyordu. Oradaki dansları izlemeye, kulüp kültürünü öğrenmeye başladım. Sonra buraya döndüm ve kendime, Londra'da gördüklerim ve istediklerim doğrultusunda bir ortam yaratmaya çalıştım. Zaten sene 1993'tü. Club 20 (Twenty) en ihtişamlı dönemlerini yaşıyordu. Üniversitedeki arkadaşlarım beni burada bir partiye davet etti. Hollanda'dan dansçılar gelmişti. Neden Hollanda'dan geldiklerine anlam veremedim. İstanbul'a da yeni geldiğim için, Türkiye'de Türk dansçı olmadığını bilmiyordum. Ben de Londra'da gördüğüm kostümlerin aynılarını kendime diktim ve bu işe atıldım.
Daha önceden bir terzilik yeteneğiniz var mıydı? Kostümleri hazırlamak zor olmuş olmalı.
Aslında yoktu. Ya da nasıl kullanabileceğimi bile bilmiyordum. Ama bu iş yapılacaksa, tabii ki kostümle yapılacaktı. İlk yapmak istediğim kostüm, peluşlardan yapılmış bir kovboy kostümü olacaktı ama aradığım malzemeyi burada bulamadım. Her yeri araştırıp o malzemeye benzer bir şeyler buldum. Terzilere gittim ama anlamadılar, dikemeyiz dediler ya da sahne kıyafetleri için istenen yüksek rakamları istediler. Ben de gidip kendime bir makine aldım ve üç günde dikiş dikmeyi öğrendim!
Kostüm hazır, gösteri için nasıl anlaşıldı?
Bir DJ arkadaşım sayesinde oldu. O yıllarda 20'nin işletmeciliğini yürüten Ceylan Çaplı'ya benden bahsetmiş. Ceylan Çaplı da gelsin görelim demiş. Böylece ilk kez 1993 yılında oldukça kalabalık bir çarşamba gecesi sahneye çıktım. Herkes beni nereden getirdiklerini sormuş.
Sonrasında?
Bundan sonra 1996 yılına kadar Hollanda'dan gelen dansçı kızlarla çalıştım. Her hafta sonu 14 ve 20'de düzenli olarak dans etmeye devam ettim. Bir yandan da gündüzleri okul.
Tepkiler nasıldı?
Çok beğenen de oldu, yakıştıramayan da. Ben bir şeyi ilk defa yapmanın maliyetini ödedim. Bir işi ilk defa sergiliyorsanız, ters tepkilerle karşılaşabiliyorsunuz. O yüzden Türkiye'de de yeni olan kulüp kültürünü bilmeyen insanlar tuhaf karşıladı. Bir Türk nasıl böyle kostümler yapabilir, böyle dans edebilir dendi. Yine de uzun bir süre Hollanda'dan gelen dansçı olarak gösterildim.
Şimdi de Tokyo'da dans ediyorsunuz. Tokyo macerası nasıl başladı?
Sene 1998. Twenty'de dans ediyorum ve boyum kendi yaptığım ayakkabılar sayesinde yaklaşık 2.5 metre. İçeride benim bir rehber arkadaşımın getirdiği Japon konuklar var. Bu minik insanlar beni görünce çok etkileniyor. İçlerinden birinin de Tokyo'da bir kulübü var. Beni kulübünde görmek istediğini söylüyor.
Bu devamlı bir iş mi?
Şimdiye dek üç kez gidip geldim. Yolculuk bir facia. 12 saat uçuşun ardından akşam müthiş bir kalabalık. Oradaki kulüpler bizimkilere de benzemiyor. Bizim burada düzenlediğimiz büyük bir parti orada herhangi bir geceye eşit. Çok büyük kulüpler, çok özgür insanlar var. Bir parti yapıldı, ben de dansçı olarak gittim ama orada dansçı mıydım değil miydim anlamadım. Öyle bir giyiniyorlar ki, sizin yaptığınız marjinallik olarak görülmüyor. Buraya geldiğimde bu yüzden bocaladım. Orada insanlar ceplerinden çıkardıkları makinelerle sokakta yollarını bulurken, burada seçimler bile çıkmayan boyalarla yapılıyor.
Peki sahneye çıktığınızda nasıl bir ruh durumuna giriyorsunuz?
Bu iş sadece kanat takıp çıkmak değil. Kostümün ruhuyla, yapılan dans figürlerinin ruhunun örtüşmesi gerek. DJ'in çaldığı müziğe, yaptığı geçişe göre hareketler de değişiyor. Oradaki insanlarla bakışarak etkileşime geçiyoruz. Bambaşka bir enerji akışı söz konusu.
Bundan sonra da hayatınızı dans ederek sürdürmeyi mi düşünüyorsunuz?
Aslında dans yaşamının zirvesindeyim ve burada bırakmayı düşünüyorum. Çünkü benim bir ekibim var. Her şeyi artık onlar yürütsün, ben onları çalıştırayım, koreograf ve kostüm tasarımcısı olarak yer alayım istiyorum. Tabii bazı özel arkadaşlarımın özel partileri hariç. Zaten ekibim çok başarılı. Yine 'Baby Lawyer' ismini devam ettirecekler.
Dans grubu nasıl oluştu?
1995 yılında Hollandalı dansçılar ülkelerine döndüler. Baktık ki bir grup ihtiyacı var. Yurt dışından getiremiyoruz çünkü ekonomi pek iyi durumda değil. Kulüp kültürüne aşina ve bu işi yapmak isteyen kız arkadaşlarımıza söyledik. Küçük bir eleme yapıldı ve iki bayan arkadaşla işe başladık. Sonra bu bayan arkadaşlar değişti. İşler büyüdü ve ekip de büyüdü...
'Drag queen'lik kurumunu Türkiye'ye tanıttınız. Şu anda bu konuda Türkiye'deki kulüpler ne durumda sizce?
Bu konuda içim rahat değil. Türk halkı yurtdışından gelen, 'yabancı marka' şeyleri seviyor. Bu yüzden bazı kulüp sahipleri hala yurtdışından dansçı getiriyor. Acaba ülkemizde neler olup bitiyor, yurtdışından getirdiğimiz dansçılar ne düzeyde diye bakmıyorlar. Halbuki çoğu, gerek kostüm, gerek dans açısından bizden geri durumda.