Sahnede usta hayatta bilge

Sahnede usta hayatta bilge
Sahnede usta hayatta bilge
Türkiye sinema ve tiyatrosunun efsane isimlerinden Tuncel Kurtiz 77 yaşında hayata veda etti. Kurtiz son olarak 'Muhteşem Yüzyıl'da rol alıyordu.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Türkiye oyunculuk tarihinin en saygın isimlerinden Tuncel Kurtiz, 77 yaşında Etiler’deki evinde hayata veda etti. Yılmaz Güney’in Türkiye sinemasına kazandırdığı uluslararası değerlerden biri olan, tiyatrodaki performansları akıllardan çıkmayan ve Peter Brook’tan Can Yücel kadar birçok ismin de yer aldığı hayat hikâyesiyle Kurtiz, Türkiye sanatının en renkli isimlerinden biriydi. Tuncel Kurtiz, 1 Şubat 1936’da İzmit’in Bahçecik nahiyesinde doğdu. Bürokrat babasının görevi gereği ilkokulu sekiz farklı şehirde bitiren Kurtiz, ilk sahne deneyimini de Edremit’te bir ortaokulda okurken yaşadı. Cumhuriyet’ten Esra Açıkgöz’le yaptığı söyleşide pamuktan yaptığı sakalla sahneye çıktığını ve alkışları ilk kez böyle duyduğunu söyleyen Kurtiz, her ne kadar bu deneyimden zevk alsa da en başta yazar olma hayalleri kurdu. Yine farklı şehirlerde devam ettiği lise hayatını Haydarpaşa Lisesi’nde sonlandırdı. İlk önce babası tarafından hukuk fakültesine yazdırılan Kurtiz,15 gün sonra bu bölümü bıraktı ve İngiliz filolojisi bölümüne geçti, kendi ifadesiyle felsefe ve sanat tarihi bölümlerine “biraz baktı”.
İlk işi, İETT’de ışık kontrolörlüğü olan Kurtiz, İETT’de çalışan ünlülerin hikâyesinin anlatıldığı ‘İlk Durak’ belgeselinde o günleri şöyle anlatıyor: ‘‘Edebiyat Fakültesi`nde okuyordum. Yazı da yazıyordum. Orhan Hançerlioğlu, üniversitelilere part time görevler veriyordu. Gittim iş istedim. O da bana lambalara bakma görevi verdi. Bebek’ten Arnavutköy’e lambalara bakıyordum. Yanmayan lambaları Talimhane`ye bildiriyordum. Ben bu yüzden hep yukarılara bakarak dolaşırım. Benim için de güzel bir dönem olmuştur.”
Profesyonel sahne hayatına 1959’da Dormen Tiyatrosu’nda başlayan Kurtiz, tiyatro kariyerine ABD, İsveç, Danimarka, Hollanda, Almanya gibi ülkelerde devam etti. Haldun Taner, Özdemir Asaf, Münir Özkul, Can Yücel gibi isimlerle dostluk kuran Kurtiz, aynı zamanda sahne amiri olarak görev aldı, edebiyat matineleri sahneye koydu. ‘Keşanlı Ali Destanı’, ‘Devr-i Süleyman’ gibi oyunlarda rol aldı. Ancak tiyatroda en çok ‘Şeyh Bedrettin Destanı’yla akıllarda kaldı. Tiyatroda bu oyunla en güzel eleştirilerini Viyana’da aldığını söyleyen oyuncu, Bedrettin’in hikâyesini sinemaya da taşımak istiyordu.
Kurtiz’in ilk sinema filmi ise 1964’te Orhan Günşıray’ın yönettiği ‘Şeytanın Uşakları’ydı. Sonrasında sinemadan hiç kopmayan Kurtiz, röportajlarında buna Yılmaz Güney’in vesile olduğunu söyler. Üniversiteden beri arkadaşı olan Güney, Kurtiz’e film çevirmeye devam etmesinde ısrarcı olur. 1967’ye kadar 30 filmde rol alan Kurtiz, Yılmaz Güney’in senaryosunu yazıp başrolünü oynadığı ‘Konyakçı’, ‘Krallar Kralı’ gibi filmlerde oynar. Vedat Türkali’nin yazıp yönettiği ‘Sokakta Kan Vardı’da da yine Yılmaz Güney’le beraber kamera karşısına geçer.
1966’da Lütfi Akad’ın ‘Hudutların Kanunu’nda rol almadan önce durumunu şöyle tarif eder: “Bana asla yapabileceğimin ötesinde bir iş vermediler. Ben hep ikinci adamdım. Bir yerde tamamlıyordum bir şeyi. Bir türlü uçmama fırsat gelmedi aslında. Uçmak istiyorum, uçamıyorum. O rol gelmiyor bir kere. Hep arada duruyorum”
1966 yapımı ‘At, Avrat, Silah’ta ilk kez Yılmaz Güney tarafından yönetilen Kurtiz, efsane sinemacıyla beraber 1970’te ‘Umut’u çeker ve Türk sinema tarihinin köşetaşlarından biri ortaya çıkar. Kurtiz, 2008’de Radikal Genç’te yayımlanan söyleşisinde Pınar Aydın’a filmin olaylı çekim hikâyesini anlatır: “Yılmaz bana ‘Umut’u yapıyoruz gel’ dedi. Yedek subayım o zaman. ‘Umut’u çekebilmek için çok samimi bir doktor arkadaşım, sen zaten delisin diyerek bana rapor aldı. 15 gün yattım ve 15 gün boyunca beni tedavi etti. Filmi bitirdik ve tayinimi Kuştepe’ye yaptılar. Terhis olduğumda filmi de bitirdik. Umut, babasının hikâyesiydi. Babası evlerinin temellerine kadar kazmış define arıyor.”
Yurtdışına çıkması yasaklanan film, ‘Çiçek’ Arif ve Tuncel Kurtiz tarafından bavulla Fransa’ya götürülür, Cannes’da gösterilip büyük ilgi görür. Kurtiz “İyi ki gitmişim. Çünkü ben gitmeseydim film gösterilemeyecekti. Bobinler karmakarışık sarılıp bavula konulmuştu. Filmi bilen tek insan bendim orada. Doğru sıralamayı yapana kadar canımız çıktı. Ama yetiştirdik filmi. Yılmaz, o sırada filmi kaçırmaktan içeri alındı. Ben dönmedim, nereye dönüyorsun. Ne diyeceğim ben kaçırmadım mı diyeceğim. Arif mi kaçırdı diyeceğim filmi” der.
Türkiye sinema tarihinin diğer klasiklerinden Tunç Okan filmi ‘Otobüs’, Erden Kıral imzalı ‘Kanal’ gibi filmlerde rol alır. 1978’de ise ‘Sürü’ gelir. Yılmaz Güney’in senaryosundan Zeki Ökten’in çektiği ve Berlin’de Protestan Film Jürisi ödülünü alan, SİYAD tarafından yılın filmi seçilen, Locarno’da en iyi film ödülünü kazanan filmi ‘Sürü’, Tuncel Kurtiz’in kariyerinde de önemli bir yere oturur. ‘Sürü’yü izleyen tiyatro yönetmeni Peter Brook, o sırada New York’ta olan Kurtiz’in peşine düşer. Ve ikili, 2.5 sene boyunca dünyayı dolaşır. Yine ‘Sürü’yü 1986’da İsrail’de seyreden Shimon Dotan, Kurtiz’e ‘Kuzunun Gülümseyişi’ filminde rol teklif eder. Kurtiz, hiç bilmediği bir dil olan Arapça oynadığı bu rolle Berlin Film Festivali’nden erkek oyuncu ödülü kazanır. Erden Kıral’ın 28 yıl sonra Türkiye’de gösterim izni alabilen ve senaryosu da Orhan Kemal’in hikâyesinden Tuncel Kurtiz tarafından uyarlanan ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’si, Yılmaz Güney’in son filmi ‘Duvar’, oyuncunun filmografisindeki diğer klasiklerden bazıları.
Senaryosunu yazıp yönettiği ve oynadığı ‘Gül Hasan’la En İyi Senaryo Altın Portakalı’nı da ödülleri arasına katar. Kurtiz, Türkiye sinemasında üretimin yavaşladığı 90’larda da çalışmayı sürdürür. Tunca Yönder’in ‘Ağrı’ya Dönüş’ü, Reis Çelik’in ‘Işıklar Sönmesin’i, Derviş Zaim filmi ‘Tabutta Rövaşata’ ve Barış Pirhasan filmi ‘Usta Beni Öldürsene’de oynar. Fatih Akın’ın ‘Yaşamın Kıyısı’nda filmiyle övgüler almaya devam etti.
Son yıllarında ‘Ezel’deki Ramiz karakteri ve ‘Muhteşem Yüzyıl’daki Ebu Suud karakterleriyle televizyon izleyicisi tarafından da tanındı. Televizyonlar için programlar yaptı.2011’de de Altın Portakal’da Yaşam Boyu Başarı Ödülü aldı.

TÖREN BUGÜN 11.00’DE

Tuncel Kurtiz için bugün saat 11.00’de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tören yapılacak. Kurtiz yarın Balıkesir’in Güre Kasabası’na bağlı Tahtakışla köyünde toprağa verilecek.

Milyon şey söylesek yetmez ki...

Erden Kıral (Yönetmen): Çok eskiye dayanıyor tanışıklığımız Tuncel Kurtiz ile. Biz birlikte başladık film yapmaya. ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ filminin ortağıydı. Çok zorlu bir dönem geçirmiştik birlikte. ilk filmim ‘Kanal’da da oynamıştı. Hatta senaryosunu yazmıştı. Sıkı bir işbirliğimiz vardı ama daha sonra nedensizce uzun yıllar görüşemedik. Çok üzgünüm. Çok yönlü bir insandı. Sadece sinema değil, tiyatro, şiir ve edebiyatla da çok yakınen ilgilenirdi. Klişe bir laf vardır ya; “yeri kolay kolay doldurulmaz”, işte öyle biriydi.
Reis Çelik (Yönetmen): Tuncel Abi için bir şey söylemek ne ki, yetmez, milyon şey söylemek gerek. Türkiye, sanatın, kültürün bütün belleğini bir insanla kaybetti. Onu tarif etmek, anlatmak imkânsız bir şey. Çok büyük, kültürle birlikte yaşayan, çağı kapatan insanlardan biri oldu bana göre. Hocamdı benim, onun yanında öğrendim, kültürlendim. Bütün filmlerimde onunla çalıştım. Böyle bir dervişin, öğretmenin yanında olmaktan gurur duyuyorum. Türkiye böyle bir insanı yetiştirdiği için övünmeli ancak ona acılar çektirdiği için üzülmelidir.
Ahmet Boyacıoğlu (Gezici Film Festivali): Daha çok film yapacaktık aslında. Erken oldu. Ve de beklenmedik oldu. Çok üzgünüm.
Nedim Saban (Tiyatrocu): Tuncel Kurtiz’i Türk televizyonları çok geç keşfettiği için, onun sadece Ramiz Dayı olarak tanınıp anılmasına isyan ederim. Yılmaz Güney filmlerine hayat veren önemli bir oyuncuydu. Unutulmaz sesini ucuz Türkçe dublajlarda değil, topluma güzel bir dünya için ses vermesiyle hatırlayacağız. İlerici bir insandı, aydındı, örnek duruşuyla suya sabuna dokunmayan bazı ustalarımıza ders vermesi gereken bir insandı… Benim için ölümsüzleştiği an 1990’larda Brooklyn Academy Of Music’te izlediğim 10 saatlik Peter Brook rejisindeki enerjik ve heyecan verici performansıydı. Dünyanın her yerinden seçilmiş, farklı oyuncuların oynadığı ‘Mahabarata’da oynayan tek Türk oyuncuydu.
Sanırım Ramiz Dayı kadar, bu da hatırlanmalı…
Erkan Can (Oyuncu): Babayla oynamak bize nasip oldu. Onun gibi dev, onun gibi derin bir oyuncuyla oynamak nasip oldu. Ben ona yetiştim, kendimi mutlu sayıyorum. Çok üzgünüm.
Hasan Saltık (Kalan Müzik): Bizim Kalan Müzik’in stüdyosuna aniden gelip, “Ben şiir okuyacağım, kaydet Hasan” demesini özleyeceğim. Onunla dostluğumuz işin de ötesindeydi, Kaz Dağı’na beni o çağırmıştı, orada komşu da olduk. Neredeyse bütün Türk şiirini ezbere bilen bir adamdı. Yılmaz Güney’le çok anıları vardı, hep anlatırdı. Dünyanın her yerinde tiyatro yapmış, edebiyatı da, sinemayı da, tiyatroyu da bilen, gerçekten entelektüel, dolu bir oyuncuydu. Herkes oyuncu olur, ama böyle bir oyuncu bir daha gelmez.

‘Bugün acının adı Tuncel Kurtiz’

Taner Birsel: Sen ne deli vatmandın be ihtiyar…
Yekta Kopan: Hani bir muhabbette “Hepsi hikâye,” demiştin ya... O noktada bırakıp gittin be Tuncel Abi. Oldu mu böyle?
Barış Falay: Yaşlanmaktan hiç hoşlanmadın, yaşamayı ciddiye aldın çünkü sen hep gençtin Tuncel Kurtiz, ondan yakışmadı bu gidişin. Üzdün be Abim...
Ali Poyrazoğlu: İyi oyuncu, düşünce adamı Tuncel Kurtiz yok artık. Durusunu, düşüncelerini, ustalığını büyük bir cömertlikle paylaştı. Umarım ıskalamamışınızdır
Babazula: 1996 yılında Tabutta Rövaşata filmi sayesinde tanışmıştık Reis’i Çok Özleyeceğiz Yolu ışık olsun.
Nazan Öncel: Bugün acının adı Tuncel Kurtiz’dir, mekânın cennet olsun büyük usta.
Elif Şafak: Tuncel Kurtiz’i yitirmişiz. Çok üzüldüm. Saygım da sevgim de büyüktü sanatına, duruşuna. Mekânı cennet olsun…
Sema Kaygusuz: Tuncel Kurtiz’i Şeyh Bedrettin’den ötürü bilirim. Ne güzel bilirim.
Kardeş Türküler: Birlikte çalışma fırsatı da bulduğumuz, çok sevdiğimiz ağabeyimiz Tuncel Kurtiz’i kaybettik. Başımız sağ olsun...
Ahmet Hakan: Bir güzel insan: Tuncel Kurtiz
İlker Aksum: Bir otel odasındayız TUNCEL ustamla. Dedi ki, yaşamın kıymetini bil, benim gibi dolu dolu yaşa. Söz veriyorum ustam söz, öğrettiğin gibi yaşayacağım.
Şenay Gürler: Tuncel Kurtiz kişiliğiyle, hayatta duruşuyla, oyunculuğuyla insan gibi insan... Seni özleyeceğiz…