Şahsa özel fotoğrafçılık günü

Şahsa özel fotoğrafçılık günü
Şahsa özel fotoğrafçılık günü
Pazar gününün sıkıcı rutinini kıran şahane bir program: Ali Kabaş ve Yetkin Başarır'ın kurduğu DPW, 'İstanbul'da Bir Gün' workshop'unda fotoğrafçılığa dair neyi bilip neyi bilmediğinizi mükemmelen tartıp 'Tamamım' diyenleri zarifçe silkeliyor!
Haber: FEM GÜÇLÜTÜRK / Arşivi

Pazar günü ne yapıyorsunuz?
a) Arkadaşlarla brunch. Arada bir çekilebilir evet!
b) Evde bezmek. Digiturk iyi seyirler diler. O da bir yere kadar.
c) Ormanda jogging. E dün kulüpte koştun zaten, bu pazar hava güzel, bağrış çağrış mangal kargaşasına girmesen olmaz mı?
Cevap d! Birbirinin aynı yaşanan her gün kayıp.
Geçen pazar, rutinleri kırmak, sevimsiz Sevgililer Günü’nün ‘kırmızı güllerinden’ muaf olmak ve iş-ev-spor sırça kümesinden kaçıp ılıman bir pazar günü şehre başka gözle bakabilmek için Facebook grubumdan ekrana düşen ‘İstanbul’da Bir Gün’ workshop’una katılasım tuttu. Ali Kabaş ve Yetkin Başarır’ın kurduğu DPW’nun (Departure Photograpy Workshop) workshop’larından bir tanesi de bu. Bakınız www.dpw-tr.com. Şehir içi, şehir dışı ve atölyede beş saat (Fotoğrafa giriş) eğitimler düzenliyorlar.
Geçen yılımı Fototrek’te ders veren her türlü hocanın her türlü kursunda değerlendirmişken ve artık ‘Tamamım’ derken, şeytan dürttü, karındeşen Fem tavrımla Ali’ye mesaj attım, “Kaç kişiyiz, nereye gidiyoruz, kaç lira, son dakika gelsem olur mu?” diye.
Fototrek’ten alışığız, parayı veren düdüğü çalar, kaç gün önceden yazılmak lazım, kontenjan dolar, sona kalan dona kalır. Ali ise daha rahat. “Gel ya bakarız, yer olur illa ki” diyor. 

İmtihan bilmediğin yerden gelince...
Sabah 9.30; afyon patlamasına bir filtre kahve kadar yakınız. White Mill’in bahçesinde kahvaltı eşliğinde bilgi ‘tartma’ işlemi, gündelik konuşmaların arasına serpiştirilmekte. Bir-iki teknik kelime kullanmama rağmen ikna olmayan Ali Kabaş, imtihanın bilinmeyen yerden gelmesi gibi bilmediğim konuları hemen tespit edip, yüzüme vurmadan ve rencide etmeden anlatmaya başlıyor. Belli ki bihaberim olaydan. O kadar kurs boşa gitmiş adeta, daha doğrusu eksik kalmış. Ama ben neyin eksik kaldığının farkında değilim; neyi bildiğimi biliyorum da neyi bilmediğimi kestiremiyorum. Ama o anlıyor!
Yandaki inSitu Living Gallery’ye geçiliyor. Bir önceki hafta yapılacak olan bu tur, hava şartları yüzünden bu haftaya kaldı, limitli sayıdaki katılımcıların hepsi gerek Sevgililer Günü, gerek çocuğumun ayağı burkuldu (Çocuk sahibi olmanın tek faydalı yanı bahane olarak kullanılabiliyor olmaları galiba!) sebepleri ile arazi. Ben kaldım mı bir başıma!..
Hem sevinçten çıldırıyorum, özel ders alsam bu kadar olur. Hem de iki kıymetli insan, biri çantamı tutuyor, diğeri çekim yapmamı kolaylaştırmak üzere yolu tutuyor falan... Ama bir yandan da tırsıyorum acayip, bilmediğim her şey ortaya çıkacak diye...
Bu arada, Türk insanının gönderilen notları nasıl okumadığını, gelicem diyerek son dakika nasıl firar ettiğini, aslında Fototrek gibi önceden parayı alıp garantilemek gerektiğini, bu kadar kıymetli iki insanın vaktini ve hazırlığını bu kadar kolayca harcamamalarını söylüyorum. Farkındalar elbet ama iyi niyetleri ağır basıyor.
Bilgi tazeleme, olmayan bilgileri Ali’nin çektiği kareler üzerinden aktarma, görme/ algılama/gestalt/bilgi teorisi, duygusal bakış, figür/arka plan, perspektif, doku, derinlik, silüet gibi aslında bildiğimiz ama fotoğraflardan okuyarak pekiştirdiğimiz birçok konu üzerinden geçiyoruz, inSitu’nun aynı zamanda fotoğraf sergisi bulunan salonunda. Teorik kısma doyamıyorum ama günü kaçırmayalım, hem çekelim hem öğrenelim heyecanı ile yola çıkıyoruz. 

Kuzguncuk’ta ‘heykel kanseri rengi’
Karaköy’den başlıyoruz çekimlere. Pazar günü hava açık ama Perşembe Pazarı kapalı. Daha da iyi, curcuna yok. Panjurlar cesurca renklerle boyalı. Detay çekimlere kaptırıyorum kendimi. Ali bir ara şöyle diyor “Yetkin, bu kız sürekli panjur çekiyor, ne yapmalı acaba?”
Kepenkler, kediler, turistler, balık yiyenler, balık tutanlar, balık satanlar, camiler, martılar, nereye bakacağımı şaşırıyorum. Kaçıncı gelişim fotoğraf çekmeye bu bölgeye ama her an yeni bir şeyler oluyor. “Hadi” diyorlar, “Vapura atlayıp Üsküdar’dan Kuzguncuk’a gidelim.” Adalar’a aile ziyareti hariç, epeydir karşıya vapurla geçmedim. Eminönü’nden vapurla Üsküdar’a geçiyoruz. Meğer ‘tek öğrenci’ olmanın bir ayrıcalığı daha beni bekliyormuş.
Kuzguncuk’ta bir küçük atölye, heykeltıraş Bihrat Mavitan’ın ufacık tefecik içi dolu turşucuk atölyesi. Kalabalık olsak giremeyeceğimiz kadar hayat ve obje dolu. Atölyenin kapısında yazılı ‘Zill the Bell’ düğmesine basıp Bihrat Mavitan’ı eşi ve oğlu ile sohbetteyken ziyaret ediyoruz.
Atölyede insan neye bakacağını, neyin fotoğrafını çekeceğini şaşırıyor. ‘Heykel kanseri rengi’ diye bir renk tarifi öğreniyorum çay içerken, yeşermiş taşın tonunu tarif ediyormuş. Nefis hikâyeler, fıkralar, sohbetler...
Gidesimiz yok ama yağmur başladı. Benim motorun bacak örtüsü var ama çanta su geçirgen, hatta pantolon da öyle. Karanlık basmadan müsaade istiyoruz, bu kez vapur değil motorla Eminönü üzerinden Karaköy’e dönüş. Cihangir’e giderek bugün çekilmiş fotoğrafları irdeleme saati! Ben korkudan ‘Yağmur başladı, sular kesildi, çocuğumun ayağı burkuldu’ gibi bir şeyler geveleyerek eve tüyüyorum. Ama kaçış yok, söz alıyorlar, hepimize uygun bir gün çekilenler kıyasıya eleştirilecek.
Lightroom ileri seviye kullanımı ve fotoğraf ‘stoklama’ konuları için yapılacak workshop’a hemen yazın beni diyorum. Aynı ortak değerler, hayata bakış ve duruşa sahip, sadece iş olsun diye değil tutku ile fotoğraf çekmeye devam eden, öğretirken de aynı heyecanı aktarabilen hocaların farkını bir kez daha takdir ederek, üşümüş, yorgun ancak mutlu ve tekrar fotoğraf konusunda umutlu halde DPW’nin açacağı her workshop’a sorgusuz ve ‘Ben tamamım, daha ne öğreneceğim’ demeden yazılmak ve bu yazıyı kotarmak üzere eve koşuyorum...  

Avla, ayıkla, pişir!
Fotoğraf işi çığırından çıktı, dijitalle kolaylaşan ‘fotoğraf pratik etme’ mevzuu, başka açılardan zorlaştı. Herkes avcı ama yakaladığını pişirmeyi de öğrenmek gerek. Ali’nin deyişiyle hatalı çekilmiş bir fotoğrafın bilgisayarda kurtulabilirliği çekenleri tembelleştirdi. RAW çek, kadrajı yakala gerisini ‘masaüstünde’ toparla. Dia ile yetişmiş, hayatını ‘Çek, yıkatana kadar sonucu bilme, masaya yatır, mercekle bak, seç, not et’ ile geçirmiş eski toprak fotoğrafçıların dijital meseleye sempatiyle değil, biraz mesafeli ama kaçınılmaz bir teslimiyet ile yaklaşmaları kabul edilebilir bir durum. Masaüstü çalışmalarını asistanlarına yaptırmak zorunda olan birçok kıymetli ama teknoloji fakiri iyi sanatçı var. Yatırımı yıllar ve müthiş bir emek olan analog bilgisi, artık lightroom / photoshop veya iyi bir bilgisayar kullanımı olmadan eksik kalıyor. Fotoğraf tekniğini bilmekle başlayıp pusulayı editing ve retouch’a çevirmek gerekli.
Sanat dallarının birbirine dokunduğu ve hatta birbirine geçtiği bugün, fotoğrafı contemporary art ile harmanlama yolunda, önce avlarken, sonra ayıklarken, sonra da pişirirken, DPW’den öğrenecek çok şey olduğunu fark etmek, ertesi gün pazartesi olduğu için iç sıkan bir pazar gününde kendime yapabileceğim en güzel şeydi.
Artık bilmediğimi biliyorum!
Ey müşteri, bahane üretmeye devam et, bundan sonraki kurslarda ben gene tek başıma kalayım (Evet, bencilim)! 

Kim kim ki bu DPW’de?
ALİ KABAŞ
Sanatçı bir aileden gelen Ali’nin fotoğraf yolculuğu çocuk yaşta başlıyor, ABD’de iş ve sanat eğitimi yıllarında sürüyor. Worcester Polytechnic Institute’tan BS ve Columbia Üniversitesi’nden MBA derecesi var. Stüdyo ve dış mekânda çekim yapıyor. Dijital teknolojilerde uzman. İstanbul PG Art Gallery’de ‘DüşDünya’ (2002), ‘Höyük-Sessiz Köyler’ (2005), ‘Recto-Verso’ (2006), ‘Yüksek Açı’ (2008) ve New York’ta ‘Bir İstanbul Kutlaması’ (2005) sergilerini açmışlığı var. İlgi alanlarına sanat, reklam, gezi, hava ve sualtı dahil. American Society of Picture Professionals üyesi ve Getty Images Photo Assignments fotoğrafçısı... www.alikabas.com

YETKİN BAŞARIR
1971 İstanbul doğumlu. İlk ve orta öğrenim döneminde resim, heykel yarışmalarında ödül alıyor, lise yıllarında Mengü Ertel tasarım ofisinde çalışmaya başlıyor. 1991’de Mimar Sinan Üniversitesi Grafik Tasarım bölümüne giriyor, 97’de mezun oluyor. 1997-2007 yıllarında Bülent Erkmen’le çalışıyor. Katıldığı tasarım ve çağdaş sanat sergileri arasında ‘Zagreb International Exhibition of Graphic Design and Visual Communication’ (1995), ‘Brecht 100 Plakate’ Berlin (1997), ‘Second International Triennial of Stage Poster’ Sofya (1997), Hafriyat Sergisi - İstanbul (1999), ‘Under the Beach: The Pavement’ Proje4L İstanbul (2002), ‘Turkish Art Today’ The Museum of Modern Art Saitama Tokyo (2003), ‘Istanbul Exhibition’ IFA Gallery Stuttgart ve Berlin (2004) var... 

Kayıt ve bilgi için info@dpw-tr.com
DPW: Aslan Yatağı Sok. Sedef Palas Apt.
No: 19/9 Cihangir-İstanbul