Şakacıyım, genelde keyfimin peşindeyim

Şakacıyım, genelde keyfimin peşindeyim
Şakacıyım, genelde keyfimin peşindeyim

Fotoğraf: TOLKA AKTAŞ

Naz Elmas, bu kez 'Güzel Çirkin' adlı polisiye dizide cinayet masasında çalışan 'topuklu' komiser Nazlı olarak karşımızda. 1 Temmuz'da Kanal D'de başlayacak dizisini Elmas'tan dinledik...
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Şu ara gündemimde yeni dizimiz ‘Güzel Çirkin’ var. İşimle yatıp kalkıyorum gibi bir durum oldu, çok yoğun ve çok keyif alarak çalışıyorum sette… Çok benim tarzımda bir oluyor, o yüzden çok hoşuma gidiyor. Ben gülmeyi çok severim. Durum komedilerine de bayılırım, sette hele işimi yaparken keyif alıp eğlendiğim zaman uzun çalışma saatleri özgürlüğümü alıyormuş gibi gelmiyor. Tam tersine eve gelip yeni bölümün senaryosunu okuyup uyuyorum mesela.
‘Güzel Çirkin’ polisiye bir dizi ve iki zıt insanın beraber aynı ortamda çalışması üzerine… İki cinayet masası komiseri… Canlandırdığım Nazlı çok idealist, doğrucu, hakkın, adaletin yanında, mükemmeliyetçi, işinde çok titiz... Washington’da hukuk okumuş, baba da avukatmış ama kötülere hizmet eden bir avukatmış. O yüzden Nazlı, buraya getirip avukat olabilecekken komiser olup doğruların yanında durmak istiyor. Bir sürü insan “Bu erkek işi, sen hanım hanımcıksın” filan diyor, iş arkadaşları zaten keza “Amerikan filmi mi çekiyoruz, böyle bir komiser nereden çıkıyor?” filan şaşırıyor, Nazlı topuklu ayakkabılarla, bayağı şık ve bakımlı bir kız çünkü… Ama cinayet masasında harıl harıl çalışıyor. Zıddı olan polis, Ali Sunal’ın oynadığı Murat. Teknikleri çok farklı Murat’la, o daha arabesk, daha alaturka. İkisinin en önemli özelliği çok doğal, kendileri gibi olmaları. O yüzden durumlar çok şeker oluyor.
Nazlı ve Murat birbirlerini iterken çekecekler ve bence onların bunu kendilerine itiraf etmeleri bile zaten bayağı zor olacak. Çünkü Murat’a kalsa Nazlı’yla nasıl evlenilir, çok soğuk kız bilmem ne... Nazlı’ya kalsa Murat öküzün teki, nerede ne diyeceğini bilmeyen, sert, kaba konuşan bir adamla nasıl birlikte olunabilir. Ama gün gelip o birbirlerine karşı oluşacak durumları bakalım kendilerine nasıl itiraf edecekler.
Bir polisi oynarken bir meslek dalını daha test etmiş, deneyimlemiş oluyorsunuz. Her iş gibi onların işlerinin de zorlukları var. Ben mesela onların nasıl eğlendiklerini de merak ediyorum. Her meslekte hepimizin keyif aldığı bir yan olmalı. Cinayet masası, tabii çok farklı olaylarla karşılaşıyoruz. Mesela dizide Murat’ın yakaladığımız her kişiyi suçlu zannetmesi durumu var, epey komik. Acaba diyoruz orada da öyle oluyor mu, o kadar şüpheler müpheler... Acaba dedim şüpheler, kaygılar oluyor mu, çünkü herkese aynı şeyi söylüyoruz: “Lütfen bize haber vermeden, bir yere ayrılmayın. Yakınları ya da sevmeyenleri var mıydı?” Hep aynı laflarla suçluları buluyoruz.
Diziye hazırlanırken polislerle, kadın polis nasıl oluyor, olayları nasıl çözüyorlar, nasıl yakalıyorlar, suçlularla konuşurken vücut dilleri nasıl oluyor, bunların hepsini konuştum. Konuşmanın dışında ‘CSI: Miami’, ‘Love & Order’, ‘Shield’ gibi polisiye dizilere artık alışık olduğumdan, oralardan da bir şeyler almaya çalıştım. Bir de poligona gittik, ateş etmeyi öğrenmeye. Hiç alakam yoktur silahla ama ilk atışımda 12’den vurdum valla. Biraz orada ara ısındı ama hiçbir zaman aram da çok olsun istemiyorum. Sadece mesleğim icabı, silahı tutuşu öğrenmem lazım… Çünkü polisin en büyük aracı silah, kelepçe...
Seyirci bizi neden izlesin? İzlesinler çünkü dizilerde bir bölüm önce ne oldu, ne bitti, bağlı kalmadan o an kendinizi içinde bulabileceğiniz, her bölüm yeni bir konusu olan, akıcı, neşeli, insanı güldürebilen aynı zamanda bir şeyler katan, öğreten bir dizi ‘Güzel Çirkin’. Ben de bütün dizilerde ona bakıyorum. Ağır çalışma temposunda, daha dramatik, daha ağır bir tempoda değil de 3 bölüm önce ne olduğunu takip edemediğin halde önüne çıktığında keyifle izleyebilecekleri bir dizi…
Oyunculuk konusunda ailem çok çok büyük destek olmadı, ben kendim çok mücadele ettim konservatuvar okumak için. Okuldayken hiçbir zaman dizi yapmak istemedim. 1., 2. ve 3. sınıftayken de bir sürü teklif geldi ama ben kabul etmedim. Hayatta büyük konuşmayacaksın hiçbir konuda. Son sınıfta ‘Haziran Gecesi’nin gelmesi ve işin gerçekten oyuna dayanıklı bir iş olması, başroldeki kızın fiziksel özelliklerinden ziyade orada bir oyun performansı dikkatimi çekti. Rahmetli bölüm başkanımız Füsun Akatlı’yla konuştum, “İstemiyorum ama böyle böyle bir dizi geldi, ne yapayım” diye sordum. Ve gidip oynamam yönünde oldu hocamın da doğrultusu. Öyle başladı... Bir başladığınız zaman beğendiğiniz roller ve işler olduğunda ardı arkası kesilmiyor. Biliyorsunuz bazen ara veriyorum. Eğer arka arkaya oluyorsa vardır belli bir şeyi benim için. Duruyorsam da bir nedeni vardır. Çok titiz davranırım işlerimi seçme konusunda. O yüzden de tiyatro olsun da aman aradan çıksın öyle bir şey değil.
‘Haziran Gecesi’nden bu yana oynadığım rollerden çok memnumum. Hiçbiri birbirine benzemeyen, hepsi bana yeni şeyler katan, yeni karakterlerim için cebimde çok malzeme toplamama yardımcı olan rollerdi. Oyunculuk bana çok önemli şeyler öğretti: Hayatta hiç kimseyi yargılamamak ve “Eğer ben öyle olsaydım, eğer onun yerinde olsaydım” dememek… Empati kurabilmek. “Ben onun yerinde olsaydım böyle yapardım”, böyle bir şey yok. Kimse kimsenin yerinde, durumunda değil. En küçücük ayrıntı bile psikolojik olarak çok şey değiştiriyor.
Ben genelde neşeli, pozitif, gülmeyi seven bir insan olduğum için, şakacı da bir tipim, genelde keyfimin peşindeyim. Benim hayallerim… Genelde hayalden ziyade, ideallerim olur. Onlar da gerçekleştirmek için çaba sarf edeceğim şeyler olur. Çok hayalperest değilimdir, daha gerçekçiyimdir. O anki durumuma göre ideallerim değişiyor.
Diziler çekiyorum ama tiyatronun geride kaldığını hiç düşünmüyorum. Tiyatro zaten geride kalmayacağı için şu anda tiyatro yapmıyorum. Haftanın altı günü sette olup aynı zamanda tiyatro yapabilmenin mümkünatı olmuyor ve genelde yapım şirketlerimiz de pek izin vermiyor. Şehir Tiyatroları’nda ‘Romeo ve Juliet’ oynayacaktım, sınavlarına girip kazandım ama yapamadım çünkü diziye bir şekilde ara vermem gerekiyordu. Tiyatroya profesyonelce bir zaman ayrılması gerekiyor. Setten oraya, oradan oraya gibi bir şeyin olması mümkün değil. Tiyatro benim asıl hedefim, oyunculuk yapma nedenim. O yüzden belirli bir zaman sonra zaten tiyatro yapacağım. Oyunculuğu dizi ayrı, sinema ayrı, tiyatro ayrı gibi düşünmeyelim bence. Oyunculuk her yerde oyunculuk, her yerde aynı enerji, aynı dinamik... Ama tabii sahnede olmak ve canlı bir performans sunmak başka bir şey. Benim en yapmak istediğim şey ve yapacağım da. Sanırım bu diziden sonra ben tiyatro yapacağım.