Sakin olsun bizim olsun

Sakin olsun bizim olsun
Sakin olsun bizim olsun

Gümüşlük, Bodrum u Haydi şimdi bütün eller havaya temalı çılgın eğlence toprakları olarak tanımlamayanların güzide tatil yerlerinden.

Yazın popüler destinasyonlarını artık ezberledik; Türkbükü, Alaçatı. Peki tatilden, gerçekten güzel bir su kenarında dinlenip kafa boşaltmayı anlayanlar ne yapacak? İşte o güzergâhlar...

Güneşin doğuşu da batışı da bir başka



GÜMÜŞLÜK
Bodrum’u ‘Haydi şimdi bütün eller havaya’ temalı çılgın eğlence toprakları olarak tanımlamayanların güzide tatil yerlerinden biridir Gümüşlük. Dolunay en güzel burada gösterir yüzünü. Güneşin doğuşu-batışı bir başkadır. Denize girdiğinde ‘Aman ayağıma yosun takıldı’ diye sinir krizleri geçirenlerdenseniz deniz terliği giymelisiniz. Sörf sever bir kişiyseniz rüzgarlı zamanlar uygundur. Deniz keyfiniz bittiğinde akşamüstü dinlenmesi için meydandaki kahve sizi bekler. Köylüler tavla oynar, şairler üç-beş satır karalar.
Genelde sakin Gümüşlük, güneşin batmasına doğru Bodrum ve civarından gelenlerle şenlenir. Sıra sıra restoranlar kapı önlerinde sergiledikleri taptaze balıkları tanıtırlar. Yenilebilecek en şahane lezzet, ızgara bebek kalamarlardır. Bunun da en lezizi Myndos’tadır. Şıklık ve de romantik bir atmosfer arıyorsunuz Mimoza Restoran’ı seçebilirsiniz. Deniz kenarı restoranlara alternatif, günbatımını tepeden seyredebileceğiniz Limon Cafe’dir.
Gece eğlenmeden duramayanlar için tiyatrocu, sinemacı, yazar ve çizerlerin bol bulunduğu pansiyonların ilki Haşmet’in Yeri’nde (Club Gümüşlük), ya da az ilerideki İstanbul Jazz Cafe’nin Gümüşlük versiyonunda eğlenebilirsiniz. Zaman zaman bazı pansiyonların barlarında yarı Bodrumlu Nejat İşler’i de plakların, albümlerin başında rock’n’roll çalarken görebilirsiniz. Tarih kokulu bir yerdir Gümüşlük aynı zamanda. 600 yıllık Rum-Ortodoks Kilisesi’nde sergi gezip Myndos kalıntılarının üstünden yürüyerek bir zamanlar onlarca tavşanın olduğu Tavşan Adası’na gidebilirsiniz.



Yaylalarda yayılma zamanı 


DOĞU KARADENİZ
Birinci seçenek: Trabzon’a kendi olanaklarınızla gidip orada araç kiralayabilir, Trabzon, Rize ve Artvin’deki doğa harikalarını görüp Kars’a ulaşabilir ve tercihiniz havayoluysa buradan geri dönebilirsiniz. Bu yöntemde konaklama için çadır bir tercih olabilir. Daha konforlu bir tatil istiyorsanız, bölgedeki önemli doğal güzelliklerin olduğu merkezlerde bulunan pansiyonları da seçebilirsiniz. İkinci seçenek: Tur şirketlerinin üç günden 10 güne kadar uzanan programlarına katılabilir ve planlı bir doğa tatili geçirebilirsiniz. Her iki durumda da, izlemeniz gereken rotayı şöyle sıralayabiliriz. Trabzon’da Uzungöl ve Sümela Manastırı’nı tavaf ettikten sonra, rotayı Rize’ye çevirip Fırtına Vadisi, Ayder Yaylası ve Kaçkarlar’da soluğu alın. Artvin’e geçmeden önce çok şanslıysanız ve güneş varsa Karadeniz Sahil Yolu’ndan şimdilik nasibini almamış ender yerlerden olan Hopa’daki Kopmuş Plajı’nda denize girmeyi ihmal etmeyin. Artvin’e geçip dünyada botanik zenginliğiyle meşhur Borçka’da Macahel ve Karagöl’ü görüp, Yusufeli’nde rafting yapıp, sonra Şavşat’ta Yalnızçam ve Arsiyan yaylalarına uzanan bir rota sizi mutlu edebilir. Buradaki Karagöl’ü de unutmamak lazım.


Leziz kahvaltılar 


ÇIRALI-KAŞ
Ulaşım için ister havayı, ister karayı seçin, hafiften eziyetli ama değer. En güzeli temmuz, ağustos sıcağı bastırmadan gidip kalınacak pansiyondaki portakal, limon ağaçları altında serin serin yayılıp dünyaları unutmak. Denize karşı sıralanmış, bahçeli, ağacı bol, taze domatesli, leziz peynirli kahvaltılar, çıtır mezeli akşam yemekleri hazırlayan makul fiyatlı pansiyonlar; sabah vakti, akşamüstü orman yolunda saatlerce bisiklet sürebilmek (hem de ücretsiz), akşam elde soğuk biralar belki bu sefer görünürler umuduyla sahilde Caretta caretta peşine düşmek... İpuçları bileni çoktan mestetmiş, duymayanı meraklandırmıştır. Methiyeler yazın sakin Akdeniz köşesi Çıralı’ya gidiyor.
‘Bu kadar huzur fazla, insan da görmek isterim’ derseniz, bisikletleri sizden sonrakiler için yerine park edip çantayı toplayın. Denizi ve havası Çıralı’nınkini aratmayan Kaş, dört saat mesafede... Taksiyle anayola çıkın, atlayın sizi Kaş’a götürecek minibüse. Büyükçakıl, Küçükçakıl plajları emrinize amade. Küçükçakıl’ın ahşap platformundaki şezlonglu, minderli alanları seçerseniz, öğleden sonra 16.00 gibi elde tepsi, ‘Brownie çıktııı!’ diye dolaşan, nev-i şahsına münhasır servis elemanlarıyla muhabbete dalma ihtimali de var. Ama Küçükçakıl nasılsa bütün pansiyonlara iki adım mesafede diye kolaycılığa kaçılmasın, merkeze birkaç kilometre mesafedeki Büyükçakıl’da da denize girilmeden dönülmesin. Güneş uzaklaşırken, Büyükçakıl’daki ‘Mehmedin Yeri’nde mezeler söylensin, eski fotoğrafçı, nicedir restorancı Mehmet Usta’nın karides tavası mideye indirilsin.
Akşam bastırdığında, uğultusu eksik olmayan Kaş klasiği, meydandaki Mavi Bar’da ya da Dejavu’da denize tepeden bakıp bir şeyler yudumlamak da güzel seçenek ama ‘Hideaway’in bahçesinde yazlık kokteyller ve mekânın şahane müzik seçimleriyle kendinden geçmek atlanmaması gerekenlerden. Fiyatlar biraz tuzlu ama Kaş ziyaretlerinin değişmezidir; bahçeye kurulduğunuzda (rezervasyonsuz gidilmesin) kadehlerle vedalaşmakta zorlanacağınız Bahçe Balık’ta bir akşam ziyafeti çekilir. Levrek marine, ahtapot ızgara ve midyeli dolmaya ‘hususi ilgi’...
Ayrıca çarşının girişinde, kırmızı ahşap masalarıyla dikkatleri anında çeken ‘SpaghettiCi’de envaiçeşit makarna yiyip şarap içmeden; Kaş Spor’un bahçesinde yanık dondurmayı tatmadan, Kaputaş Plajı’nda dalgalarla boğuşulmadan da dönülmesin mümkünse. Bir de, aman Kaş’a havaalanı falan inşa edilmeye kalkılmasın, biz böyle pek iyiyiz...