'Şan' küllerinden doğacak

İstanbullular, sayısız kere önünden geçmiştir, Harbiye-Taksim arası yolda, Surp Agop Hastanesi'nin hemen yanında, peş peşe sıralanmış dükkanların ardında, bir kültür hazinesinin yattığını bilmeyerek veya unutmuş olarak.
Haber: YEŞİM KASAP / Arşivi

İstanbullular, sayısız kere önünden geçmiştir, Harbiye-Taksim arası yolda, Surp Agop Hastanesi'nin hemen yanında, peş peşe sıralanmış dükkanların ardında, bir kültür hazinesinin yattığını bilmeyerek veya unutmuş olarak. Zaten dışarıda eskiyi hatırlatacak bir şey de kalmamış; ne bir kapı ne bir tabela. Eh, 15 yıl da az zaman değil hani artık unutmak veya öğrenmemek için... Şan Tiyatrosu'ndan bahsediyoruz. Hani şu sahnesinden sayısısız starın geçtiği, çok sayıda kişinin o sahnede star olduğu, 15 yıl önce de 'esrarengiz' bir yangınla kül olan...
Şan'ı hiç tanımamış olanlar veya eski günlerini ancak hayal meyal hatırlayabilenler, Şan'ı içten görmeli. Yarım asırlık, anlı şanlı bir tarih. Her ne kadar son 15 yılını virane olarak geçirdiyse de görkemli geçmişinin izlerini hâlâ taşıyor. Bir zamanlar İstanbul'un kültür sanat faaliyetlerinin kalbi durumundaydı. Türkiye'nin resmen katılmadıysa da etkilerini fazlasıyla hissettiği 2. Dünya Savaşı'nın akabinde, dokunaklı Türk filmleri, 'Avrupai hayat tarzını' Türkiye'nin ayağına getiren yabancı filmler gösterilirdi burada. Münir Nurettin'ler Safiye Ayla'lar, Cemal Reşit Rey'ler konserler verir, Zati Sungur sihir numaralarını sergilerdi. '70'ler ve '80'lerde Türkiye'nin neredeyse bütün starları, Şan sahnesinin tozunu yuttu. Erol Evgin, Adile Naşit, Ayşen Gruda, Mehmet Ali Erbil, Selma Güneri, Huysuz Virjin, Leman Çıdamlı, Müjdat Gezen, Perran Kutman, Sezen Aksu, Barış Manço, Ajda Pekkan, Nükhet Duru ve daha niceleri...
Rüya gerçek oluyor
Filmi biraz geriye saralım. Tarih 5 Ekim 1953. Türk sinemasının perde arkasının ünlü ismi Turgut Demirağ düşünü gerçeğe dönüştürmek üzere kolları sıvıyor. Filmlerin gösterileceği, konserlerin verileceği, İstanbul'un en nezih semti Beyoğlu'nda bir tiyatro kurmak var hayalinde. Türkiye'nin en lüks, en görkemli salonunu, gerçeğe dönüştürmek üzere de yine dönemin en ünlü mimarlarından Yertvart Şahbaz'ı görevlendiriyor. Gerçekten de Turgut Demirağ'ın Şan adını verdiği tiyatro, harika akustik salonu, görkemli fuayesi, lüks locaları ve hepsinden önemlisi 22x16 metre ölçülerindeki 'uçsuz bucaksız' sahnesiyle muazzam bir yapı olarak ortaya çıkıyor. Açılış, yine Demirağ'ın sahibi olduğu Ant Film'in Hoffman'ın Sihirli Masalları ile yapılıyor. Bir bale filmi. Öyle bir kalabalık hücum ediyor ki Şan'a, izdiham yaşanıyor. 80'li yıllara gelindiğinde Egemen Bostancı kanatlarının altına alarak bir müzikhole çeviriyor tiyatroyu ve Egemen Gösteri Merkezi adını veriyor. Müzikaller dönemi başlıyor. Yedi Kocalı Hürmüz, Hisseli Harikalar Kumpanyası, Şen Sazın Bülbülleri, Hababam Sınıfı, Ajda Pekkan Süperstar, Nükhet Duru 10 Yıl Geçti...
Müzikaller belki de devam edecekti, eğer 9 Şubat 1987 günü, Ferhan Şensoy Muzır Müzikal'ini sahnelediği dönemde, koca bina resmi kayıtlara göre 'elektrik kontağından' çıkan bir yangınla kül olmasaydı. O gün bugündür yıkık dökük bekliyor tiyatro. Şan Müzikholü Surp Agop Ermeni Hastanesi Vakfı'na ait. Bir azınlık, hadi resmi ağızla söyleyelim, cemaat vakfına ait olduğu için de yasa gereği bir türlü yenilenemiyordu. Ağustos ayında Meclis'ten geçen AB uyum yasaları arasında, azınlık vakıflarıyla ilgili düzenlemeler de var. Düzenleme, cemaat vakıflarına taşınmaz mülk edinme ve bunlar üzerinde tasarruf hakkı tanıyor. Bu sayede Şan'ın binası ve üzerinde bulunduğu arazi yeniden yapılandırılabilecek. Yani, henüz hangi şekilde olacağı kesin olarak bilinmese de, Şan yeniden hayatımıza doğacak.
Altı Şan üstü otel
Şan'ın 'sahibi' Surp Agop Hastanesi Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Greguar Akan'ın Şan için büyük planları var.
Şan Tiyatrosu'nun binası ve üzerinde bulunduğu arazi ne zamandan beri Vakıf'a ait?
Surp Agop Hastanesi Vakfı, 1930'larda kuruldu. Hastaneyi finanse eden kişiler 20 dönümlük bir araziyi satın almışlar. Hastanenin ve Şan'ın üzerinde bulunduğu araziyi yani. Sonra binalar yapılmış. Evler, dükkanlar... İlk sosyal konut örneklerindendir.
Şan'ın binasına ve üzerinde bulunduğu araziye ne kadar değer biçiliyor?
Kesin rakamlarla konuşamam ama İstanbul'un göbeğinde olduğunu düşünürseniz; çok kıymetli...
Yanmadan önce, Şan Tiyatrosu'nun geliri Vakıf'a mı gidiyordu.
Evet. Ama Şan'ın öyle büyük bir getirisi yoktu.
Vakıf, tiyatroda kimlerin çıkacağı konusunda söz sahibi miydi?
Hayır, Vakıf söz sahibi değildi. Ancak yılların belirli günleri bina Vakıf'a tahsis edilirdi. O zaman da müsamereler, özel geceler falan düzenlenirdi.
Nasıl bir önemi vardı Şan'ın?
İstanbul'un sanatsal faaliyetlerinin merkeziydi. Akustiği çok güzeldi. Filmler gösterilir, konserler verilirdi. Egemen Bostancı döneminde müzikaller sahnelenirdi.
Şan henüz faaliyetteyken de, geliştirme, iyileştirme projeleri var mıydı?
O dönemler yoktu. Egemen Bostancı işletiyordu. O zaten binayı restore ettirmişti. Hatta o zamanlar kulisin altı barmış. Orayı da şimdiki Ece Bar'ın sahibi Ece Aksoy işletiyormuş.
Tiyatronun yandığını haber aldığınız anı hatırlıyor musunuz? Ne hissettiniz o an?
Panik olduk önce. Tiyatronun hemen yanı başında benzin istasyonu, onun yanında hastane. İlk katı huzurevi. Yangın büyür, sıçrar diye kortuk.Yaşlıları tahliye etmeyi düşündük. Gök kuzguni bir renk almıştı. Sonra yangını söndürdüler.
Tiyatronun, elektrik kontağından çıkan yangından kül olduğuna dair resmi açıklamaya inanıyor musunuz? Değilse, kim neden yakmış olabilir sizce?
Benim o dönemler duyduğum yangını çıkartanların irticacı oldukları. Orada sahneye çıkan Ferhan Şensoy'un oyununun konusuyla ilgiliymiş...
Yangından sonra, - gerçi o zaman yasa elinizi kolunuzu bağlıyordu, binayı yeniden kullanıma sokmak için teklifler veya projeler var mıydı?
Vardı. Rahmetli Özal döneminde görüşmeler vardı. Hatta Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden yazılı müsade bile aldık. TEKFEN'le anlaşıyorduk. Yap-işlet-devret modeli olacaktı. Çok katlı bir yapı, otel yapmayı tasarlıyorlardı. Sonra TEKFEN işi salladı. Sanırım dış finansman eksikleri vardı. Derken Özal öldü. Vakıflar Genel Müdürlüğü ile mahkemelik olduk. Davayı biz kazandık. İzin için tekrar başvurduk ama izin vermediler.
Yeni yasayla azınlık vakıfları için ne değişti?
Ben de bilmiyorum nelerin değiştiğini, hep birlikte göreceğiz. Kağıt üzerinde bazı değişiklikler var ama uygulamayı görmek gerekiyor. 1999 yılında azınlık vakıfları ile bir genelge yayınlanmıştı ama bu genelge bize tebliğ edilmemişti. Statükoculuk var yani...
Şan ile ilgili olarak yeni projeler, teklifler var mı?
Görüştüğümüz kişiler var. Eskiden bir çok kişi geliyordu, bize verin, şöyle yapalım, böyle yapalım diyorlardı. Ama şimdi yer gerçek değerini bulacak. Hastane ve sıra evlere dokunmamak şartıyla, Şan ve hemen arkasındaki otoparkın yerine çok katlı bir kompleks düşünüyoruz. Otel olur, alışveriş merkezi olur, iş hanı olur... Vakıf da böylece gelire kavuşmuş olacak. Vakıf'ın gayesi, yoksul öğrencileri okutmak, düşkünlere bakmak, hastanenin koşullarını iyileştirmek.
Peki sizin hayalinizde ne var?
İlle de içinde Şan'ın olduğu bir yapı. Üst tarafı ne olursa olsun, otel, iş merkezi, farketmez ama içinde Şan olmalı mutlaka. Eski dönemde olduğu gibi, nostaljik konserler verilsin isterim.
Bina ve araziyi satacak mısınız?
Hayır, elden çıkartmayacağız.
Son kertede Şan'a ne olacağına kim karar verecek?
12 kişilik bir yönetim kurulumuz var. Yönetim kurulu son kararı verecek. Fakat böyle büyük bir projeyi tabii ki cemaate açarız. Cemaatin de fikrini alırız. Ama tabii hangi projenin Vakıf için daha karlı olacağı da önemli.
Yeni Şan Tiyatrosu'na ne zaman kavuşacağız?
Tarih hiç belli değil. Ama teklifler gelmeye başladı, biz de değerlendiriyoruz.



"Elektrik kontağından yanmadı"
Elektrik kontağı, resmi soruşturmalarda yangına neden olarak gösterildi. Oysa ne, o sahnedeki son oyunu sergileme talih ya da talihsizliğine uğrayan Ferhan Şensoy, ne de sanat çevreleri bu açıklamanın gerçekliğine hiçbir zaman inanmadılar. Muzır Müzikal oyununu sergileyen Şensoy'a (ve birçok kişiye) göre yangını çıkartanlar dincilerdi. Kendi ağzından dinleyelim hikâyeyi:
"Tarih 9 Şubat 1987. Muzır Müzikal'i oynuyorduk. Başından beri çok elektrikli bir oyundu. Özellikle dinci-gerici kesimden büyük tepki gördü. Ama yalnız bunları anlatmıyordu. O zaman çıkan bir 'muzır yasası' vardı. Playboy dergisini poşete sokan; bu müstehcen şu müstehcen diyen bir yasaydı. Bir sürü şeye değinen, bu muzır yasasıyla biraz dalga geçen bir müzikaldi. Ama dinci kesimden çok tepki gördü. Oyun sırasında da dönem dönem oyuna gruplar halinde gelerek slogan attılar. Kavgalar çıkardılar. Olay tiyatrosu biçimine dönüşmüştü. Bundan ötürü bizim hakkımızda mahkeme açıldı. Bu mahkeme de sürmekteydi. 9 Şubat 1987 gecesi kuşkulu bir biçimde çok seri bir biçimde yandı tiyatro. Daha sonra da buna elektrik kontağı denildi. Çok da kurcalanmadı bu konu açıkçası. Bence bu bir elektrik kontağı değildi, bir sabotajdı ama elimde bunu kanıtlayacak hiçbir şey yok. Sadece bir his. Kimin çıkarttığını bilmiyoruz, ortaya çıkmadı ki. Bizi korumakla yükümlü bir grup polis vardı. Ciddi bir koruma altındaydık. Bu ciddi koruma altında bu kadar kolay yanması insanda şüphe uyandırıyor tabii. Mutlaka orayı birisi yaktı. Birden bire kendi kendine elektrik kontağından yanmadığını biliyorum ben. Daha önce de zaten tehditler alıyorduk. Çok saldırılar oldu oyuna. Hem bizi hem de tiyatroyu korumak adına sıkı bir koruma vardı.
20 dakikada kül oldu
O akşam 76. kez oynadık. Biz çıktık tiyatrodan. O saatte yemek yeriz biz. Ortaköy'deki Ziya Restoran'a gittik. Derya (eşi Derya Baykal) ile birlikte. Yemek yerken bir taksi şoförü geldi: 'Abi tiyatronuz yanıyor,' dedi. Benim tiyatrom Beyoğlu'ndaki Küçük Sahne o zaman. Şan'da prodüksiyon olarak sahneye çıkıyoruz. Senin tiyatron deyince benim de aklıma ilk önce Küçük Sahne geldi. Deli gibi, Küçük Sahne'ye geldim taksiyle. Dönerken yolda aklıma geldi, orası yanıyor mutlaka diye. O zaman Beyoğlu trafiğe açıktı. Hızla oraya gittik. Gittiğimde yanmaktaydı. İtfaiye gelmiş, su sıkıyordu. 20 dakikada yandı tiyatro. Bayağı da büyük bir yerdi. Yanması zordu o kadar kısa zamanda. Üstelik, dört tane de patlama duyuluyor yangın öncesinde. Şahitler var. Elektrik kontağı bomba gibi patlamaz. Açıklama çok erken yapıldı zaten. Daha itfaiye içeri girmeden, sayın vali elektrik kontağı açıklamasını yaptı. Korkunç bir his tabii insanın tiyatrosunun yanması. Üstelik, Lokomotif Orkestası'nın her şeyi yandı, bütün müzik aletleri. Bizim de dekorumuz, kostümlerimiz yandı. Ertesi gün beş parasız kaldılar. Maalesef aletleri sigortalı değilmiş. Onlar için oyunlar oynadık, para topladık. Kampanya açarak onları tekrar aletlere kavuşturduk. Dramatik olaylar oldu. Gece bekçisi Niyazi Amca yangında hayatını kaybetti. Yangın başladığında içerdeydi, çıkamadı. Zaten bu da yangının ne kadar seri olduğunu gösteriyor. 40 yıllık gece bekçisi, çıkılacak yerleri, her şeyi biliyor. Üstüne gidemedik tabii olayın. Benim de mahkeme sürüyordu, suçlananlardan biri olarak. Ortada bir iz de yoktu, sadece yamulmuş demirler kalmıştı. Elektrik şalteri kapalıydı. Çıkarken şalteri indirmiştik. Şalterin indirilmesi demek, elektriğin kolay kolay bir yere sirayet etmemesinin sağlanması demek. Evet olabilir, zayıf bir ihtimal de olsa çıkabilir, ama elektrik kontağından çıkan yangınla koca bina 20 dakikada kül olmaz."


Hukuki süreç
1936'dan sonra edindikleri malları ellerinden alınan cemaat vakıflarının her türlü yolla taşınmaz mal edinmelerini ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunmalarını engelleyen uygulama, 14 maddelik Avrupa Birliği Uyum Yasası'nda yer alan düzenlemeyle değişiyor. 3 Ağustos 2002'de Meclis'ten geçen Uyum Yasası'nın, 6 maddesinin iptali için MHP, Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. MHP'nin itiraz ettiği maddelerden biri de, Medeni Kanun ve Lozan Antlaşması'na aykırı olduğu gerekçesiyle, azınlık vakıflarının hareket alanını genişleten düzenleme. MHP ve ANAP arasında sorun yaratan cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinmeleri ile ilgili üzerinde son rötuşlar yapılan yönetmeliğin Bakanlar Kurulu kararı ile değil de bakanlık yetkisi ile çıkarılması planlanıyor. 13 madde ve beş bölümden oluşan yönetmelikle, cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinmeleri için ekspertiz raporu istenecek, vakıfların başvurularının karara bağlanacağı yer de Bakanlar Kurulu olacak. Yönetmeliğin Bakanlar Kurulu Kararıyla mı, yoksa bakanlık yetkisi ile mi çıkacağı tartışması sürerken, yönetmeliğin ilgili kurumların son görüşlerini bildirmelerinin ardından şu günlerde netleşmesi bekleniyor.