Sana geliyoruz Behzat Ç.!

Sevenleri çığ gibi büyürken, dizinin toplumsal duruşu gittikçe daha tehlikeli olmaya başladı.

DENİZ GEDİZLİOĞLU


Behzat Ç. kimdir?
Cinayet masasında bir polis. Sınıf arkadaşı mesleğinde en üst mevkiiye yükselirken o hep aynı yerde kalmış, çünkü kanun umurunda değil Behzat Ç.’nin; onun kanunu sadece vicdan. Hayatta hiç kimseye; ama özellikle kadınlara güvenmiyor. Güvendiği tek kişi kızı Berna.

Son dört haftadır bu anı kolluyorum. “Behzat Ç. çok iyi yaa!” diyen arkadaşlarımdan gözlerimi kaçırıp onaylıyorum; “Evet evet, fena değil” diyorum. Oysa büyük allahım biliyor ya, her gece sinsice hakkında neler yazılmışsa okuyup AB grubu izleyicisine lanetler okuyorum. “En iyi Türk dizisi”, “Öbürleri diziyse bu değil”, “Her şey yalan, Behzat gerçek”... Davalarına nasıl da inanıyorlar! Bu da yeni trend, kime sorsan dizisi Türkiye dizi sektöründe bir devrim. Açıkçası bence de, Fatmagül kesinlikle çok değişik bir dizi; böylesi daha önce hiç görülmedi, bundan sonra da asla görülmeyecek. En yakın rakibi ise Emmy ödüllerinin gözdesi ‘Mad Men’. Globalleşen dünyamızda sevgili okurlar, herkesin dizisi macera dolu Amerika standardındadır ve tipik Türkiye izleyicisinin boyunu muhakkak aşacaktır. Adinin de bayağısı, bayağının da aşağısı bir Türk izleyicisi olarak, ben bunların hepsini özenle, tek tek not ediyorum.

Peki ya oyunculuk?..
Yüzeyden bakarsak, Behzat Ç. ‘eli yüzü düzgün’ bir dizi. Olay örgüsü, araya sıkıştırılan mizahın dozu, karakterlerin duygusal sorunları... Bir popüler polisiye dizisinden beklenecek her şey gerektiğince var. Behzat ise genç erkeklerin kendilerini güvenle teslim ederek sonsuz bir mutlulukla özdeşleşebilecekleri biri. Asabi, umursamaz, lafını esirgemeyen, alkol bağımlısı bir adam. ‘Doktor House’ severler, tanıdık gelmiyor mu?
Neyse, bunu geçelim. Bu dizide elim bir sorun var. Bunu anlatmak için o muazzam dördüncü bölüm deneyiminden biraz bahsetmek istiyorum. Bölümün başladığı noktada, uzun saçlı, 90’ların entel klişesine uygun şekilde giyinmiş bir adam, evinde kılıçla öldürüldü. Kılıçla, evet. Adamın ölürkenki hâli bir Flash TV klasiği olan ‘Gerçek Kesit’i andırır tattaydı. Demek istediğim, adam biraz çirkin öldü. Efendi bir adamın ölüşüne pek benzemiyordu bu. Behzat ve ekibi cinayeti araştırmaya koyuldular. Ölen adam operacıydı, eskrim yapıyordu, zengindi, aynı üvey kardeşinin söylediği gibi “yavşağın tekiydi,” adı da Toygar’dı. Tezatlar âlemine hoş bulduk.

Sanki emniyet neşeli bir yer
Bizim ekibimiz; onlar meyhanede rakı içerek kafa dağıtıyorlar, türkü barda eğleniyorlar, mahallede çocukların topuna şut çekiyorlar. Zaten emniyet amirliği de sürekli oralet içilip çaya bisküvi batırılan çok neşeli bir yer. Bizimkiler, ölen adamdan hoşlanmamaya başlıyorlar ufaktan. (Arkasından biz de tabii.) Türkü barda bağlama çalan, ihtimal ki cinayetin şüphelisi olabilecek üvey kardeşin sırtını sıvazlayarak yanından ayrılıyorlar. Sonra beklenmedik bir şey oluyor. Toygar’ı aldattığı düşünülen sinir bozucu karısı sorgulanırken, Toygar’ın bu ilişkiyi bilmesine rağmen ses çıkarmadığı anlaşılıyor. Milyonların sevgilisi komiser Harun eliyle pis bir yuvarlak yapıyor. “Böyle mi?” diyor. Hah, işte şimdi oldu! Artık resim tamamdı; ölmüş olmasına rağmen hiçbir acıma hissi besleyemediğimiz ‘Yavşak Toygar’ gay’di. Dahası var: Aynı şerefsiz adam, eskrime heves etmiş yağız bir delikanlı olan öğrencisini de taciz etmişti. Gel de biçme!
Entel, halk müziğimizi küçümseyen ve tacizci. İnsanca özellikleri bir yerde unutup gelmiş gibi gözüken –ama müthiş eğlenceli!- bu adamların dünyasında eşcinsellikten anlaşılan işte buydu. Peki dizi bittiğinde bir izleyici çıkıp bunun tuhaflığından bahsetti mi? Hayır, izleyici buna kafa yoracak vakit bulamamıştı; çünkü o sırada gözündeki yaşları kurulamakla meşguldü. Mert polis ekibimizden birileri ispiyoncu çıkmıştı ve finaldeki yüzleşme sahnesi o kadar dokunaklıydı ki, Türk dizisi izlememeye yemin etmiş on binleri dahi ağlatmayı başarmışlardı. Önemli olan işte buydu.

Bu ilk vukuat değil
Bu, Türkiye’deki dizilerin ayrımcılığa ilişkin ilk vukuatı değil. Ayrıca izleyenlerin bayıldığı Behzat ve Harun’un siyaseten yanlışçılıklarının tek örneği de değil. Benim anlayamadığım, o çok eğitimli AB grubunun bu tavrı nasıl da büyük bir coşku ve sevecenlikle kucakladığı. Harbi olmak, ağzına geleni söylemek, kimseyi kafasına sallamamak şimdi yeniden moda! Madem ‘kırılıp bükülmekten’ bu kadar sıkılmışlardı, insan düşünmeden edemiyor, Recep İvedik’in günahı neydi? Behzat’ın her ağzını açana yapıştırdığı gibi “Konuşma la!” demek “Gonuşma laayn!” demekten daha mı modern, sebep bu mu? “Her şeyin bir şeyi var!” Tutumun absürdlüğüyle uyumlu bir açıklamaya kalksak varacağımız nokta ancak bu. Türkiye izleyicisi dürüst olmaya başlarsa belki daha manalı birkaç çift söz de edebiliriz.
Ondan sonra da sizinle hep birlikte Hollywood ’a gideceğiz, söz.