Sanal lincin son kurbanı: Ekşi Sözlük

Sanal lincin son kurbanı: Ekşi Sözlük
Sanal lincin son kurbanı: Ekşi Sözlük

Sedat Kapanoğlu

Sosyal medyada Ekşi Sözlük aleyhine yükselen 'peygambere hakaret' tartışması giderek büyüyor. Topa en sonunda devlet büyükleri de girdi. Olan biteni Ekşi Sözlük'ün kurucusu Sedat Kapanoğlu'na sorduk.
Haber: Alpbuğra Bahadır Gültekin - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

İnternetin ‘kutsal bilgi kaynağı’ Ekşi Sözlük sanal bir linçin kurbanı şu sıralar… Bir sözlük yazarının Hz. Muhammed’i kastettiği aşikâr bir hakaret entry’si, başta Twitter olmak üzere pek çok sosyal mecrada kıyameti kopardı. #SoysuzEkşiSözlük hashtag’leri altında gösterilen tepkilere zaman zaman milletvekili ve hatta bakanlar bile katıldı.

Ne var ki, ilgili entry mayıs ayında girilmişti… Entry, sözlük yetkilileri tarafından hemen silinmiş, yazar da Ekşi Sözlük’ten uçurulmuştu. Ne oldu da aradan iki buçuk ay geçtikten sonra böyle bir kriz patlak verdi? Olan biteni Ekşi Sözlük’ün kurucusu Sedat Kapanoğlu’na (ssg) sorduk.

Twitter'da kampanyaların düzenlenmesine neden olan o malum başlığın mayıs ayında açıldığı görülüyor. Ne oldu da bu başlığın yarattığı tartışma bugünlerde tekrardan alevlendi?

Kemal Kılıçdaroğlu Ekşi Sözlük yazarlarıyla bir kahvaltıda buluştu. Ve bana gaz maskesi ile bir takdir belgesi hediye etti. Hemen arkasından da bu linç serisi geldi. Bunun muhafazakâr medyada CHP 'nin dokunduğu her şeyi itibarsızlaştırma refleksinin çıktısı olarak görüyorum. Ekşi Sözlük yerinde X mecrası olsaydı ona da yalan haber yaparlardı.

Atılan tepki tweet’lerinde buluşmada çekilen o fotoğraflar da paylaşılıyor. Ek olarak konuya hükümet kanadından da bir tepki geldi. Acaba Ekşi Sözlük siyasi bir mücadelenin ortasına mı çekilmeye çalışılıyor?

CHP'nin Ekşi Sözlük'le görüşme davetinin arkasında böyle bir motivasyon olduğunu zannetmiyorum. Tam tersine böyle olduğuna dair bir emare olsa en büyük tepkiyi Ekşi Sözlük yazarlarından alırdı. Kahvaltıda da edindiğim intiba CHP'nin gençlerle olan ilişkilerini kuvvetlendirme çabasıydı. Yani aslında olması gerekeni, diğer partilerin de yapması gerekeni yapıyor. Öte yandan buna gelen muhafazakâr medya tepkisi ise bahsettiğim türde bir ilkel refleks.

Aylardır bir internet sitesinin haberlerine de konu oluyorsunuz. Tepkilerde bu tip platformların da kışkırtmaları olduğunu düşünüyor musunuz?

Tek gerekçenin muhafazakâr medya kışkırtması olduğunu düşünüyorum. Tek bilgi kaynağı bunlar olan insanlar otomatikman okuduklarını doğru farz edip üstünden linçe girişiyorlar. Muhafazakâr medyanın kışkırtmasının Gezi Olayları’nın başından beri düzenli artış gösterme sebebi de tam olarak iktidarın Gezi sürecinde uğradığı zafiyet. İktidarla muhafazakâr kesimin yaşam alanı arasında kopmaz olduğu düşünülen bağa karşı da savunma refleksi böyle iptidai formlarda çıkıyor.

Peki, bu tip tartışmalar internetteki içeriklere yönelik bir denetim mekanizmasının kurulmasını hazırlayan bir çalışmanın fitilini ateşleyebilir mi? Bu konuda şüphe var mı içinizde?

Elinizin altında her tür yalan haberinize inanıp masum insanları ölümle tehdit edecek kadar cahil bir kitle varsa ek bir sansür mekanizmasına ihtiyacınız yok. Türkiye'de otosansür bu yöntemlerle gayet iyi işliyor. Medyanın kendisi de benzer bir sansür altında. Onlar da finansal ölümle tehdit ediliyorlar. Bunun üstüne daha bir şey koymaya gerek yok bence. Twitter denen bir bela var ona bir şey yapmak gerekebilir.

Bilmeyenler için soralım. Ekşi Sözlük'teki bazı 'hakaret olduğu ifade edilen' entry'lerden de şahıs olarak sizi sorumlu tutan bir kesim var. TCK'ya göre suç unsuru taşıyan entry'lere karşı prosedür nasıl işliyor?

5651 sayılı kanunda bu sürecin işleyişi çok net tanımlı. Biz iletişim kanallarımızdan bu konuda gelen şikâyetleri değerlendiriyoruz. Sakıncalı olanları siliyoruz. Oldu da biz sakıncasını anlamadık, o zaman mahkeme içeriği çıkartma kararı veriyor içerik yine kaldırılıyor. TCK'ya göre suç hiçbir girişe izin verilmiyor bu şekilde. Eğer denetim ekibimiz bu içeriği kendi denetiminde yakalarsa yine müdahale ediyor. Ciddi bir suç ya da kasti bir zarar verme girişimi söz konusuysa kullanıcı hesabı tamamen kapatılıyor, tüm yazdıkları siliniyor.

Sosyal medyadan anladığımız kadarıyla Ekşi Sözlük aleyhine en fazla yapılan şikâyet 'dini değerleri aşağılama' ile ilgili. Yani TCK 216-3. Peki işin yasal boyutunu ele aldığımızda durum nasıl? Twitter'dan gösterilen tepkiler, yasal bir sürece ulaşıyor mu?

Bu konularla ekiplerimiz çabuk ilgilendiğinden yasal sürece düşen olmuyor. Buna tek istisna 2011 yılında Adnan Hoca (Oktar) çevresinden insanların tamamen masum içeriklerle ilgili suç duyurularında bulunup ifade sürecinde yazarların bilgilerinin açığa çıkmasına yol açtığı bir olay oldu. 300 kadar yazarın IP bilgilerini yasal yükümlülüklerimiz gereği vermek zorunda kaldık. O davaların hepsi tek tek düşüyor şimdi ama yazarların gerçek kimlikleri dava dosyasına geçtiğinden kamuya açık hale geldi. Bu anonimliği yok ettiğinden korku yaratıyor ve otosansüre dönüşüyor. Yasal süreç böyle bir dalganın yeniden başlatılmasının da önüne geçmiyor. Tabi kullanıcı bu durumda Twitter gibi Türkiye'yle bilgi paylaşmayan mecralara gidiyor doğal olarak.

Yargının bu sürece tepkisi nasıl oluyor? Aynı tepki bir başkası için kutsal ifade edilen değerler söz konusu olduğunda da işliyor mu?

TCK 216, içindeki "kamu barışını bozma" kriteri yüzünden halkın azınlığına dair neredeyse hiçbir koruma sağlamıyor. Zira azınlığın ne olursa olsun kamu barışını bozma gibi bir gücü yok, hâkim gözünde en azından. O yüzden TCK 216 sadece çoğunluğu oluşturan kesim için anlamlı şu haliyle.

Son üç ayda Fazıl Say, Sevan Nişanyan gibi isimlerin de dahil olduğu birkaç kişi aynı suçtan dolayı mahkum oldu. İfade özgürlüğü ile nefret suçu arasındaki o ince çizgi hakkında fikirlerinizi merak ediyorum. Türkiye bu tartışmalara uygun bir zemine sahip mi?

Nefret suçlarına dair kanunlar esas olarak kendisini çoğunluğa karşı koruyamayacak olan grupları korumak için vardır. Bunlara 'koruma grupları' ya da 'yaralanabilir gruplar' denir. TCK 216 şu anda tam tersi şekilde işliyor. Sesi çıkan, gücü yetenin mağdur sayıldığı bir şekilde. Bunun komple değişmesi lazım.

15 Mayıs 2011 tarihinde 'İnternetime Dokunma' eylemi için on binlerce kişi sokağa çıkmıştı. O günden bugüne geçen iki yılda, ifade özgürlüğü kapsamında geldiğimiz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok enteresan bir dönemden geçiyoruz. Bir yanda "biz Diyarbakır'ı 30 yıldır bu TV'den mi izliyormuşuz?" diyerek, aslında bugüne kadar gözlerini kapadıkları başka bir dünyaya, başka bir gerçekliğe gözlerini açanlar, öbür yanda ise empoze edilmeye çalışılan "aralarında camiye ayakkabıyla girenler var o zaman bunlar kesin haksız" bakış açısı. Türkiye'de taşlar pek çok yerinden oynuyor ama yerine oturduğunda ifade özgürlüğü nerede olur şu noktada kestiremiyorum. Dileğim siyasilerin fikir ifade özgürlüğünün sağlıklı demokrasi için en temel gereklilik olduğuna en kısa zamanda uyanmaları.

Eskiden salt Ekşi Sözlük ve yazarları üzerinden dönen tartışma şimdilerde sizin üzerinizde yoğunlaştı. 'Kripto Yahudi Sedat', 'OTPOR'cu Sırp Sedat', 'Dış mihrak Sedat'... Sizin gelen bu nitelemelere tepkiniz nasıl/ne oldu?

Hepsi ayrı komik. Bir yandan da bugüne kadar başkaları hakkında duyduğum bu tarz iddiaların da ne kadar uydurma olabileceğine uyandım o açıdan iyi oldu. Aslında Gezi süreci bizi genel olarak "bilgiyi teyit etme" pratiğiyle çok yakınlaştırdı. Kanıt olmayan o kadar boş laf gördük ki, artık vız geliyor. Muhafazakâr medyanın okurları da bu aydınlanmayı yaşasa Türkiye süper bir ülke olur.

Twitter'dan gelen tehditlere karşı hukuki bir girişiminiz olacak mı?

Evet.

Son olarak, yaşanan bu olaylardan sonra devlet nezdinde Ekşi Sözlük aleyhinde herhangi bir girişim oldu mu?

Olmadı. Aslında bu olaylardan önce de hükümetten baskıcı bir tutum görmedik. Sorunlarımız neredeyse tamamen 5651 no'lu yasal düzenlemeyle alakalı. Onun altında sadece hükümet değil CHP ve MHP 'nin de imzaları var. Muhafazakâr medyanın kışkırtıcı yalan haberleri ise zamanında kurulup bırakılmış robottan beklenen türde saçmalamalar. Arkasında bir sağduyu yok.