SANAT ORTAMI

İstanbul'daki bilumum sanat etkinliğine son birkaç yıldır ciddi emek veren iki kişi var.
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

Ailenizin karaborsacıları
İstanbul'daki bilumum sanat etkinliğine son birkaç yıldır ciddi emek veren iki kişi var. Ancak yeterince meşhur olmadılar sanki. Gittiğimiz konser, film, tiyatro ne varsa, her birinin sandığımızdan da 'kıymetli' olduğu hissine kapılmamıza neden oluyorlar.
Kendileri karaborsacı. Biletler, Pavarotti konserinin yahut Dünya Kupası maçlarının falan olsa, durum daha anlaşılır hale gelecek. Ama bu iki şahsı, mesela Todd Solondz'un son filminin girişinde çalışırken görüyorsunuz. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın hiçbir festivalini kaçırmazlar. Bunun dışında Park Orman, Venue gibi mekânlardaki eli yüzü düzgün konserlerde, Bağımsız Film Festivali gibi alternatif bir etkinlik varsa, orada, gizemli ikili mutlaka belirir. 3-4 milyonluk kâr için zahmete girmekten çekinmezler. Genellikle de alnında
'etkinliğe iştirak etmeye geldim' yazısı belli belirsiz okunanlarladır alışverişleri.
Elinizde fiyatından satmaya razı olduğunuz bir bilet varsa, sizden önce davranıp biletsiz garibanı kazıklamaları muhtemeldir. Veya siz içeri girmek için ölürken, bunlardan
biri satılan bileti sizden önce kapabilir. Öte yandan kavgaya, hır güre karışmamaya çalışırlar. 'Sanatsal faaliyetlerin bilet mayfası' demek haksızlık olur.
Görünmez adamlar
Borsacı ikili, garip bir şekilde görünmezdir.
Robot resimlerini şöyle çizebiliriz: Yaş 20'lerin sonlarında, 'Türk tipi' klasik kesim kısa saçlar, soluk beniz, kravatsız, koyu renk takım elbiseli (Takım elbisenin,
'enayi entellere' iyi giyimli görünmek için seçilmiş olması muhtemel).
Böylece "Fazla bileti veya davetiyesi olan?", "Bilet almak isteyen?" diye bir şeyler geveleyip dururlar. Hep aynı iki kişi. Ne eksik, ne fazla. Hiçbir konsere falan girmemekle birlikte, giriş kapısından eksik olmadıklarına göre, gazetelerin kültür-sanat sayfalarını da iyi takip ediyor olmalılar.
Şimdi bu iki adamı, başka hiçbir karaborsacının aklına gelmeyen mekânlarda iş çevirdikleri için takdir mi etmeli, yoksa bilet parası bulmak için bir tarafından ter damlayanları zora soktukları için başka bir şey mi? Ya da acaba, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı bile yavaştan daha dolgun ceplileri sahasında görme gayretine girerken,
İstanbul'un 'kültür-sanat etkinlikçileri' yolunması vacip olacak kadar sosyetikleşti ve bunu ilk fark edenler de bu iki karaborsacı mı oldu?