Sanat 'sistem'in içinde ama...

Sanat 'sistem'in içinde ama...
Sanat 'sistem'in içinde ama...
İstanbul Bienali'nin Kamusal Simya programı 'Kamusal Sermaye' etkinliğiyle sürüyor. Küratör Fulya Erdemci sanat-sermaye ilişkisini ve bienali anlattı.

10-11 Mayıs’taki üçüncü Kamusal Simya programının konusu Kamusal Sermaye... Bienalin temasının açıklandığı ilk basın toplantısında ve ikinci Kamusal Simya programı sırasında protestolar olmuştu. Protestocuların temel derdi sanat-sermaye ilişkisi. Bu ‘ilişki’de sorunlu olan nedir sizce?
Bu önemli bir konu. Aslında burada sorgulanan sanatın güç politikalarıyla, iktidarla olan ilişkisi. Sanat tarihine baktığımızda kilise, monarşiler, bugün totaliter olarak adlandırılan ideolojiler sanatın üretiminde ve dağıtımında önemli rol oynamıştır. Örneğin ‘kamusal sanat’ olarak bilinen sanatsal üretim biçimleri de, sanatın toplum için ‘iyileştirici’ işlevine inanan sosyal refah devletlerinin, sanatın dikey (yukarıdan aşağıya) örgütlenme biçimini yatay bir yapıya dönüştürme çabalarının sonucunda ortaya çıkmıştır, yani sanat yine ideolojik bir aygıttan geçmiştir. Bu anlamda sanat her zaman sistemin bir parçası olmuştur. Ama aynı zamanda da yaratıcı gücünü kullanarak, kendi varoluş zeminini sorgulamış, ideolojiler tarafından perdelenmiş olana, görünmeyene işaret etmiştir.
Bugün neo-liberal ekonomik politikalar, toplumsal sorumluluklar da dahil olmak üzere, devletin geriye çekilerek (her ülkede farklı ölçü ve ölçeklerde), yerini serbest piyasa koşullarının spekülatif alanına bırakmasına yol açmıştır. Bu da devlet destekli sanat üretiminin özel alana kaymasını ve serbest piyasa parametrelerine açılmasını beraberinde getirmekte. Sanat, tarihte olduğu gibi bugün de sistem içinde hareket etmekte. Ama sanatın bu konuda naif olduğunu düşünmek doğru değil. Bugün birçok sanatçı, hem konu olarak hem de üretim kültürü olarak doğrudan (ya da endirekt) bu ilişki biçimlerini sorguluyor, açımlıyor, müzakere ediyor. Bu sistemin ötesini hayal edebilmemiz için yaratıcı imgelemi ortak deneyime açıyor.
Hem bienal sergisine hem de ‘Kamusal Simya’ başlıklı etkinlikler dizisine bu ilişkileri sorgulayan ve bunun farkındalığıyla iş üreten sanatçıları davet ettik. Bu hafta gerçekleşecek ‘Kamusal Simya’ etkinlikleri de ‘sanat ve sermaye’ ilişkisine bakıyor. Örneğin Belçikalı sanatçı düosu Vermeir & Heiremans’ın ‘Sanat Evi Endeksi’ adlı performansları, borsa ve değer üretiminin spekülatif yapılanmalarından yola çıkarak, sanatı bir borsa endeksi olarak okuyarak, bu iki dünyanın paralelliklerine işaret edecek ve böylelikle de sanatın büyük tablodaki duruşunu ve konumunu sorgulayacak.
Tekrar bienalin finansal kaynakları sorusuna dönersek, İstanbul Bienali, bir dünya sahnesi olma konumundan ötürü, belki en az yerel sponsorluklar kadar uluslararası kurumların (bağımsız ve kamu kaynaklı) destekleriyle gerçekleşiyor. Bu da aslında, dünyayla paralel olarak Türkiye ’de sanatın kendi ‘özerk’ alanını yaratma sürecine/mücadelesine işaret ediyor. Burada bienalin başarısı, uluslararası kurumların ve özel sermayenin desteğini kamu çıkarı için kullanarak paylaşıma sunmak. Burada ortaya çıkabilecek temel sorun, serginin ve sanat yapıtlarının içeriğine müdahale edilmesidir. Esas olan serginin içeriğine dokunulmaması ve eleştirel sanatsal üretimlerin desteklenmesi, yani sansürlenmemesidir. Ve eğer geniş kitleler tarafından deneyimlenecek böyle muhalif bir sanatsal duruş ve tartışma imkânı reddeiliyorsa ya da engellenmeye çalışılıyorsa, esas sorunun bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü hepimiz istesek de istemesek de bu sistemin içinde yaşıyoruz ve değişimi farklı biçimlerde müzakere ediyoruz.
Şimdi biraz bienalin hazırlıklarından bahsetmenizi isteyeceğim. Şimdi Taksim, Tarlabaşı inşaat halinde ve siz buraları bienalde kullanmak istediğinizi söylemiştiniz. Umutlanalım mı? Görüşmeler nasıl gidiyor?
Bu yerleri tartışmalı alanlar olduğu için seçtim. Gezi Parkı’yla ilgili 80 bin imza toplanmış. Örneğin Hollanda’da herhangi bir konuda 40 bin imza toplansa parlamentoda oturum açılmak zorunda. Eğer burada 80 bin imza toplanıyorsa, kamuoyunun sesinin dinlenmesi gerekiyor. Bunu önemli bir demokratik süreç olarak görüyorum. Bienale gelirsek tabii bir çok projenin gerçekleşmesi izne bağlı. Henüz izin prosedürleri tamamlanmadı ama kent yönetiminin kamusal mekânlardaki sanatsal projeler için gerekli imkânı sağlayacağını düşünüyorum, umuyorum.
Peki nerelerde projeler düşünüyorsunuz, nokta verebilir misiniz?
Taksim’den başlayan Tarlabaşı, Haliç Tersanesi ve Karaköy’de devam eden bir yürüme güzergâhı düşünebiliriz. Galata Köprüsü ve Sirkeci’deki eski İstanbul Postanesi’ni de düşünüyoruz. Tabii bu devam eden bir süreç. Buralarda mekâna-özel ve bağlamla ilişkili müdahaleler, ayrıca viral projeler olacak. Yani şehrin çeşitli yerlerinde belki de otobüs beklerken karşılaşabileceksiniz.

Kamusal sermaye ve sanat pazarı

13. İstanbul Bienali’nin kamusal programı Kamusal Simya’nın üçüncü etkinliği ‘Kamusal Sermaye’ başlığı altında özel sermaye ve güncel sanat üretimi arasındaki ilişki ile büyüyen sanat pazarını tartışmaya açıyor. Etkinlik bu akşam 18.30’da The Marmara otelinde Vermeir & Heiremans’ın ‘Sanat Evi Endeksi’ adlı sunum ve performasıyla başlayacak. Yarın saat 10.30’dan itibaren Salon İKSV’de devam edecek ‘Kamusal Sermaye’ kapsamında Meksika’daki Américas Puebla Üniversitesi’nden Alberto López Cuenca (İş, Duvarlar, Zenginlik: Sanatsal Emek ve Herkesin Erişebildiği Kaynaklar), Goldsmiths Koleji ve Londra Üniversitesi’nde öğretim üyesi Suhail Malik (Güncel Sanat / Pazar / İktidar), Galeri Nev İstanbul’un kurucusu Haldun Dostoğlu (Güncel Sanat Pazarı) sunum yapacak. Etkinlik Salt Araştırma ve Programlar Direktörü Vasıf Kortun, küratör, sanat eleştirmeni Maria Lind, Budapeşte Ludwig Güncel Sanat Müzesi’nin yöneticisi Barnabás Bencsik ve Varşova Özgür/Yavaş Üniversite kurucusu Kuba Szreder’in katılacağı ‘Kamusal Kurum / Özel Sermaye’ paneliyle sona erecek.