Sanat üreten adamın ne işi var askerde?

Sanat üreten adamın ne işi var askerde?
Sanat üreten adamın ne işi var askerde?
Reha Özcan, bu sezon 'Inishmorelu Yüzbaşı' oyunuyla sahnede. Oyunun baştan sona militarizm eleştirisi olduğunu söyleyen Özcan soruyor: "Bu ülkede pompalı tüfek satışı niçin 2.5 milyon?"
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

İrlanda kırsalında bir evdeyiz... Padraic’in can dostu kedisi Arap’ın, komşuları Davey tarafından yolun kenarında ölü bulunduğunu öğreniyoruz. Padraic’in babası Donny ve Davey, Padraic’in nasıl bir ‘arıza’ olduğunu bildiklerinden, durumu ona çaktırmamak için çözüm yaratmaya çalışıyor. Padraic ise İngiltere’de bir esrar satıcısına işkence ederken kedisinin hasta olduğu haberini alınca (daha doğrusu zaman kazanmak için uydurulan hasta yalanını duyunca), işini yarıda bırakıp soluğu babasının evinde alıyor... Donny ile Davey’nin sorgulanmasını, Arap’ın ölümünün bireyler ve örgütler arası kanlı bir çatışmanın fitilini ateşlemesi takip ediyor. Sonrası ise epey sürprizli... İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun ocak ayında prömiyer yapan oyunu ‘Inishmorelu Yüzbaşı’, nedeni unutulmuş bir şiddetin kara komedisi. Oyunu, Inishmorelu yüzbaşıyı canlandıran Reha Özcan ile konuştuk...

Yüzbaşı, kedisi Arap öldüğü için katliam yapıyor. Şiddete çok meyilli olduğumuzu gösteriyorsunuz sanki, insanoğlu böyle bir şeydir der gibi.

Biz böyle değiliz ya… Biz hâlâ bir geçiş sürecindeyiz kendi toplumumuzla ilgili. Dünyada bazı şeyler değişiyor ama her ülkenin kendi içinde gelişme süreçleri farklı. Nevrotik bir Newroz kutlanırken, Dünya Şiir Günü’nü unuttuk ve ertesi gün bu ülkede bir barış rüzgârı esti. Biraz önce Yüksekova’da askerliğini yapıp dönmüş bir arkadaş anlattı, 3 ay erken gelmiş; psikolojik tedavi görüyor GATA’da çünkü arkadaşları mayına basmış! Bu kadar hızlı gelişmek anormal değil mi? Ha demek ki her şey bir kedi yüzündenmiş! Bizim oyun tam da bunu anlatıyor aslında. “Affedersiniz, özür diledik”, “Ha tamam”, “Parasını veriyoruz”, “Tamam, sorun yok”. Burada soysuzlaşan, yozlaşan insanlar değil ama.

Nedir?

Politikalar... Hiçbir şeyin sorgusunu yapamıyorsun, birey olarak bütün haklara sahip olmakla beraber bireysel özgürlük alanlarının hiçbirini kullanamıyorsun. Ve işte oyunda da biz çevremizde her gün bir düşman kitlesinin hızla çoğalmasını, herkesin birbirini ötekileştirmesini anlatıyoruz.

Türkiye ’deki kaosu düşündüğünüzde, kedinin yerine kimi, neyi koyuyorsunuz?

Toprak, para, aşk, sınırlar, ne koyarsanız koyun. Sonuçta her şey bir kedi meselesi! Şunu söylemek istiyorum; hiçbir şey, ne toprak parçası ne sınırlar insan hayatından daha değerli değil benim için. Hiçbir kendini var etme çabası da bir insan hayatından daha değerli değil. Biz işte sahnede bunu hayata dönüştürmeye çalışıyoruz çünkü insana yaşama sevincini pekiştirmeye yönelik bir iş yapıyoruz.

Toprak parçası dediniz az önce ki ‘Inishmorelu Yüzbaşı’, yüksek dozda militarizm eleştirisi sunuyor...

Baştan sona hem de! Zonguldak’a turneye gittik, vitrinde tüfekler, tabancalar herkesin kolayca alacağı fiyatlarda. Bir insan niye pompalı tüfek alır? Ve pompalı tüfek satışı niçin 2.5 milyon? Bunu düşününce, paranoyakça tehdit unsuru oluşturuyorsun çevrene, acaba başka türlü bir şey mi oluyor diye. Askerde ben tüfek tutmayı reddettim mesela, atmadım.

Sonra ne oldu?

Gayet saygılı davrandılar. Ama gitmek şart değil… İsteyerek gitmedim zaten, sanat üreten adamın ne işi var askerde? Ama tabii parasız okullarda okuduk, böyle bir sorumlulukla gittik ama çok gereksiz yani...

Bir internet sitesinde, “Bu kedi bilinçaltımız olabilir mi?” diye bir yazı okudum; “İçimizde bastıramadığımız, stresli zamanlarda dışarı fırlayan, denetlenmesi zor, ilkel ve barbar yanımız kedi ile verilmiş olabilir mi?”

Aslında buna her türlü anlamı yükleyebiliriz, ulaşamadıklarım, bilinçaltım, çocukluk gelgitleri, ateşli hastalıklarımda görmüş olduğum halüsinasyonlarım… Bizim çalışma alanımız oyunun yazarı Martin McDonagh’la başlıyor. ‘Yastık Adam’, ‘Inishmore’un Sakatı’ ve ‘Inishmorelu Yüzbaşı’ yazarın üçlemesi ve bu oyunlarda dikkat çeken şey, toplumun denetleyicisinin olmaması! Bu kadar cinayet oluyor, ortada polis yok, yasalarla ilgili herhangi bir şey yok. Kimse onlara dur demiyor. McDonagh’ın bütün eserlerinde hiçbir şey tek bir şeyden ibaret değil. Bir sanat eseri hiçbir zaman göründüğü yerde değildir. Onun içini derinleştirdiğiniz anda başka yerlere götürür sizi. Bu bizim oyun sadece ipuçları veriyor. Dolayısıyla seyirciden “Ne lan bir kedi hikâyesi mi seyrettik biz?” deyip çıkan da olabilir. O orada onu kesti, onun kolu koptu, onun bileğini kestiler, parmak uçlarını rendelediler gibi kısımlarına takılabilirler ama bu bence yazarın halüsinasyonu filan değil, bizzat gördüğü bir şey.

Somut bir örnek verseniz...

Mesela bir sabah arkadaşın geliyor, “İsrail’e gideceğiz” diyor, “Filistin için”. “Nasıl gideceğiz?” diye soruyorsun, “Bir gemi kiraladılar” diyor. Sen de arkadaşınla gidiyorsun, yalnız mı bırakacaksın onu? Annenin, babanın hiçbir şeyden haberi yok, ertesi gün senin ölüm haberin gidiyor. Bunun bu kedi hikâyesinden ne farkı var?


16 yaş üstü izleyiciler için tavsiye edilen ‘Inishmorelu Yüzbaşı’, 30 Nisan, 1, 2, 3, 4 ve 5 Mayıs tarihlerinde Devlet Tiyatroları Cevahir Sahnesi’nde.