Sanat yazısı devam ediyor: Formu değişti

Sanat yazısı devam ediyor: Formu değişti
Sanat yazısı devam ediyor: Formu değişti

Sanat dünyası, 1969 da Davranışlar Form Olduğunda sergisi sırasında sanat yapma biçimlerinin nasıl çeşitlendiğinin farkındaydı.

Yargıç konumundaki eleştirinin bittiğinden bahsediliyor bugün. Bunu bitiren bir şey varsa eğer, o da sanat yapma biçimlerindeki değişim...
Haber: ALİ AKAY / Arşivi

Eleştiri üzerine kurulu bir söylem, içinden çıktığı 18. yüzyıla aitti. Burada iki isim var karşımıza çıkan: Biri Kant, eleştiri ve yargıgücü kavramları üzerine bir felsefeyi başlattı; ikincisi ise Diderot, kraliyet dönemi Fransası’ndaki eserler üzerine sanat yazıları yazdı.
Bu döneme ait bir yargıgücü kavramı ortaya atılmıştı. Eleştiri yargıgücünün bir tavrıydı. Sanat eserinin beğeni üzerine kurulu dönemine ait olarak eleştirmen, eserleri yargılamaktaydı ve dolayısıyla dönemindeki sanat kriterlerini belirliyordu. Böylece ‘yargıç olarak bir eleştirmen’ tipi belirdi. Bu dönemde sanatçılar ve eserleri eleştirmenler tarafından desteklenmekteydi. Bu tutum 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam etti. 20. yüzyıl sanat eleştirmenleri arasında en çok konuşulanlardan biri olan Clement Greenberg, Amerikan formalist sanatının savunusunu yaparak dönemindeki eleştirel hâkimiyeti kurdu. Eleştiri yapan bir yargıç konumu, aslında belki de, 1960’larda Pierre Restany’nin adını yaygınlaştırdığı ‘Yeni Gerçekçilik’ akımıyla Fransa’da kırılmaya başlamıştı. Hâlâ sanat eleştirisi kavramının geçerli olduğu bir dönemdeydik; ama, aslında, sanatçıların sanat yapma biçimleri gitgide çeşitlenmeye başlamıştı. Sanat dünyası, 1968 dönemine tekabül eden Harald Szeemann’ın ‘Davranışlar Form Olduğunda’ (1969) sergisi sırasında bu çeşitliliği çoktan fark etmişti bile.
1990’lardan itibaren ise eleştirel yargıgücü üzerine kurulu olmayan, yeni bir dönemi başlatan ‘sanat yazısı’ ortaya çıkmaya başladı. Eleştirel yargıgücü neyin hoş, neyin güzel, neyin yüce olduğunu belirliyordu. Yeni sanat yazı yazma biçimi bunların yerine, sanat dilini ön plana çıkardı. Önceleri yapısalcı bir bakışın takibinde ‘gösteren analizleri’ yapılmaya başlandı. Ancak bu analizler hâlâ eleştirel dünyanın izlerini taşımaktaydı. Sanatın iç öğeleri üzerinden bakan bu eleştirinin Türkiye ’deki en belirgin temsilcisi ise, herhalde, Sezer Tansuğ oldu.

Eserden dışarıya taşanlar
Diğer yandan, sanat üzerine başka bir yazı biçimi ortaya çıkmaktaydı. Bu, sanat eserine eleştirel bakış yerine sanatçının diline doğru eğilerek, esere iç özellikleriyle değil, eserin ortaya çıkış koşullarındaki bağlamla analizini iç içe geçiren bir yazı oldu. Bir yandan eserin içine bağlam ve hatta bağlam dışını koymak (Derrida’nın “sadece bağlamlar (contexte) değil, aynı zamanda bağlam dışılıklar (hors texte) vardır” ifadesine yakın bir bakış), diğer yandan ise, ‘gösteren’ üzerine değil ama işaretler ve eserden dışarıya taşmalar üzerine yoğunlaşmaya başlayan bir yazı yazma biçimi. Yazar, eleştiri yapan, yani yargılayan değil; dili sorgulayan, dile sorular soran bir tavır takınmaya başladı. Tabii bunun nedenlerinden birisi de sanat üzerine soruların değişmesiydi. Her malzemenin, hatta her şeyin sanat eseri olabildiği bir dönemde “Sanat nedir” sorusu yerini “Sanat hangi dille ve hangi koşullarda yapılmaktadır” ve “Kim yapmıştır” sorusuna bıraktı. Sanat eserini yargılamaktan çıkan yazı, artık sanat dilinin kime ait olduğunu sormaya başladı. Eseri dışarıya taşıyan bir yazı girişimini başlattı. Artık bir bilgi türü olan sanat hoşlanma ve beğeni kıstaslarından uzaklaştı.
Yargıç konumundaki eleştirinin bittiğinden bahsediliyor bugün . Evet, bunu bitiren bir şey varsa eğer, o da sanat yapma biçimlerindeki değişimdir. Yargılayan eleştiri döneminin bittiği, paradigmatik olarak doğrudur. Ama, sanat üzerine yazı yazmak sadece biçim değiştirmektedir. Bir şeyin bittiği üzerine kurulu bir düşünce her zaman ve her alanda üzücüdür. Bu da üzüntü ve nostalji üzerine kurulu bir romantizm olarak durmakta.
Romantizm ise çok sorunlu bir dönem: Bize ulus-devlet üzerine kurulu, folklorik modern bir savaş dünyasını emanet etti. Bugün bu dönemden çıkışın sancıları yaşanmakta, siyasi alanda olduğu gibi, sanat yazısı alanında da. Tabii ki, eleştiri özsel ve ontolojik bir dünyaya ait değil; insan doğası gibi yazı yazma biçimleri de dönemlere göre değişiyor. Değişim, değişme, değişiklikler ve farklar daha moleküler ve diyalektik olmayan bir bakışa aittir. Ama sanat üzerine yazı yazmanın sonu gelmiş değildir. Yazı tam tersine ileriye doğru bir oluş içine girmiştir. Bırakılan kelime ise eleştirel yargıgücü olmuştur. Mahkemeler kurulup eserler yargılanacağına, yazı başka yerlere kaymaktadır. Bu ise üzüntü verici olmaktan çok uzaktır. Bunun dışında, eleştiri özleyenleri kendileriyle baş başa bırakalım; kendi kendilerine işkence eden, kamçılayan sanat dindarı yargıçlar istediklerini yapsınlar.


    ETİKETLER:

    Fransa

    ,

    Türkiye

    ,

    sanat

    ,

    Bugün

    ,

    Modern

    ,

    yazar

    ,

    bakan

    ,

    zaman

    ,

    siyasi