Sanata 'Full' destek

Sanata 'Full' destek
Sanata 'Full' destek
İlk kez düzenlenen 25 bin TL para ödüllü 'FULL Art Prize' ödülü sahiplerini buldu. Ödülü paylaşan Aslı Çavuşoğlu ve Işıl Eğrikavuk'a hem ödülü hem de çalışmalarını sorduk.
Haber: MÜGE BÜYÜKTALAŞ / Arşivi

Bu sene ilk kez verilen ‘güncel’ sanat ödülü ‘FULL Art Prize’ çarşamba gecesi düzenlenen bir törenle sahiplerini buldu. 25 bin TL para ödülü bölünerek iki kişiye, Aslı Çavuşoğlu ve Işıl Eğrikavuk’a verildi. İnternet üzerinden oylanarak verilen halk jürisi ödülünü ise Cengiz Tekin kazandı.
Finalistler sanatçıların son beş yıla yayılan üretimlerinin bir arada sunulduğu portfolyolar üzerinden yapılarak belirlendi. Yarı finale kalan sanatçıların ayrıca bu süreçte üzerinde çalışmayı sürdürdükleri ama tamamlayamadıkları eserlerinin tamamlanmasına destek olunarak bir de sergi gerçekleştirildi.
Sergi Hasköy Yün İplik Fabrikası’nda 28 Kasım’a kadar görülebilir. Birinciliği paylaşan iki sanatçı Aslı Çavuşoğlu ve Işıl Eğrikavuk ile yarışma ve sergiledikleri işleri hakkında konuştuk.

 

Sergideki iş, Batılılaşma serüvenini konu alıyor

 Sergilenen işin üretim aşamasından bahseder misin?

 Ödül iş üzerinden değerlendirilerek verilen bir yarışma değil. Biz aslında portfolyolarımızla katıldık. Stüdyomda hep kâğıda basılı şekilde duran, çalışırken bakıp durduğum bir işin bitmiş halini burada sergilemek istedim. Gösterdiğim iş siyah beyaz bir fotoğraf. Empire markalı bir bond çantadan çıkan duman mı pamuk mu olduğunu anlayamadığımız bir nesne. İki yıldır çalıştığım bir proje bu aslında, Osmanlı’da ve Türkiye ’de Batılılaşmayı konu alıyor. Bu da projenin ilk ayağıydı.
Geçen ay Londra’da gerçekleşen Frieze sanat fuarında oldukça dikkat çeken bir sergileme gerçekleştirdin. Süreci, sergi devam ederken ve bittikten sonraki etkileşimlerden bahseder misin?
Mart ayında Frieze’in direktörü tarafından davet edildim ve bir “cart blanche” aldım. Bir nevi ne istersen yap dediler yani. Fuar süresince üç bölümlük canlı çekilecek bir dizi yapmaya karar verdim. Bir standı sete çevirdik ve bütün set ekibiyle her güne bir bölüm şeklinde dizi çektik. Her bölümü ertesi gün kaba kurgusuyla monitörden gösterdik. O esnada da yeni bölümü çekiyorduk. Tabii ki bu bir televizyon dizisi değildi, sanatla ilgili bir diziydi. Sanat eserlerinin cinayet araçlarına dönmesi hakkında bir senaryoydu. Standı ikiye böldük. Bir taraf cinayet araştırması yapılan sanat eserlerinin sergilendiği bir yer, ikincisi ise laboratuvar. Standı ikiye bölmemizin arkasındaki fikir Hollywood filmlerinde bilimin repr edilme şeklinin çok afaki ve hatta saçmalık boyutuna varan tarzda olması. Cinayet izlerini takip ederek filmin gerçekliğinde yalan söyleyerek bulmaktır aslında. Sanatta da cinayet biliminde de uzmanlar var. İkisini kıyaslamaktı niyetimiz. Fuarın ik boyutlu eserlerinden bir anda canlı bir şeyi sunmak, izleyicinin emeği görebilmesi. İzleyici açısından deneyime film çekilirken boomlar, kameralar varken duyulan heyecan da eklendi. Fuar sonrası yeni sergi teklifleri oldu ama şu an biraz dinleniyorum. Biraz bilerek biraz da bilmeyerek sanatın reprezantasyon hali nasıl kırılabilir bir sürü inanmadığımız ama hâlâ yaptığımız şeyi, örnekse grup sergisine ne kadar inanıyoruz ya da bir kuruma ne kadar inanıyoruzu sorgulamamı sağladı bu süreç. Ama ileride dizinin ikinci sezonunu da çekmek istiyorum.
Ödülün ikiye bölünmesi konusunda ne düşünüyorsun?

Ödül on dokuza da bölünebilirdi. Neyse ki bölünebilen bir sayı (gülüyor). Çok memnunum Işıl’la paylaşmaktan.



Üretim öncesi destek çok önemli

Sergilenen işten bahseder misin?

 İşin adı ‘Anı Müzesi’, bir video çalışması. 2010’da Almanya’da bir residency kapsamında yaptığım bir iş. Almanya’da müzeye dönüştürülmüş eski bir madende geçiyor. Hasköy İplik Fabrikası da benzer bir dönüşüm yaşadığı için iki mekân arasındaki ilişkiden yola çıkarak işi burada sergilemeye karar verdim. Almanya’ya ilk giden jenerasyon 60’ta kömür madeninde çalışmak için gitmiş. Uzun bir süre çalıştıktan sonra üçüncü jenerasyon zamanı artık Alman hükümeti madenleri kapatmış. İşsiz kalıyorlar ama orada yaşamaya devam ediyorlar. Onların yaşamlarından yola çıkarak kurgu bir hikâye yazdım. Adı ‘Anı Müzesi’. Almanya’da yaşayan bir Türk Almanya’nın en büyük yatırımlı müzesini kuruyor. Fakat müzede hiçbir eşya ya da sergilenen şey yok. İşsiz insanları işe alıyor ve o insanlar gelenlere anılarını anlatıyorlar. Video gerçekmiş gibi bunu anlatıyor. Bir yandan bu kişilerden Haluk Köker’le yaptığım gerçek röportaj var. İki kanallı, aynı anda ikisini de izleyebiliyoruz. Sergilemede yerlere kömürler de koydum mekân olarak da.
Geçen ay hem Salt’ta bir performans gerçekleştirdin ve performansın videosu şu an SPOT’ta sergilenmeye devam ediyor. Bu işin yaratım süreci nasıl gelişti?

Yaptığım işler genellikle gazeteciliğin de getirdiği bir etkiyle gündemle alakalı oluyor. Son performansım da Taksim’in yaşadığı dönüşümle ilgili, ‘Dönüşüm Muhteşem Olacak’ isimli bir işti. Aslında tüm dönüşüm mekanizmalarından yola çıkıp Taksim’i bunların ortasına koyduk. Hem sosyal hem de mimari dönüşümü ele aldık. Yine kurgu bir hikâye var. Bu defa hikâye meydana piramitlerin getirilmesi, 99 yıllığına kiralanması yoluyla bunların Taksim Meydan’ına dikilmesiyle ilgili. Oyunculardan biri performansta anlatıyor. Performans bir talk şov şeklinde geçiyor, yanı sıra bir de şarkı var. Soundtrack internette dolaşıyor.
Ödül ikiye bölündü.
Ya evet keşke bölünmeseydi (gülüyor). Orada söylediğim gibi bir şeyi yaptıktan sonra değil yapılmasından önce de destek almak çok önemli. Çoğumuz çalışan insanlarız ve bu arada bir de sanat üretmek oldukça zor. Sanatçıya verilen destek sadece duvarına asmak ya da koleksiyonuna katmakla sınırlı olmamalı. Öncesinde de bir üretim yapması için finansal destek vermek ya da onore etmek çok önemli.