Sanatçı bal siyasetçi sirke gibi

Sanatçı bal siyasetçi sirke gibi
Sanatçı bal siyasetçi sirke gibi
Gezi Parkı eylemcilerini çiçek çocuklarına benzeten Müjdat Gezen'e göre işleri bu hale getiren politikacılar. Gezen, "Sanatçıyla politikacıyı kıyaslamak, balla sirkeyi kıyaslamaya benzer" diyor.
Haber: TAN SAĞTÜRK / Arşivi

En son Gezi Parkı’nda yaşanan olayları sormak istiyorum. Böyle bir tepki geleceğini bekliyor muydun? 
Doğrusu Türk halkının ne zaman ne yapacağı hiçbir zaman belli olmamıştır. Onun için bekliyordum desem de, beklemiyorum desem de yanlış olur. Yine bundan sonra ne yapacağı konusunda da bilgim yok. 

Taksim Dayanışma hükümetle görüşüp taleplerini ilettiler. Bu talepler yerine getirilmezse halk yeniden ayaklanır mı? 

Şimdi buna ayaklanma diye bakmamak lazım, bu bir reaksiyon. Gırtlağına kadar geldi halkın. Başbakan kendi bildiği şeyleri en doğrusu oymuş gibi yapıyor. Halbuki en büyük filozoflar ne demiş: “ Bildiğin bir şey varsa o da bir şey bilmediğindir.” Her yeni gün yeni bir şey öğreniyorsun hayata dair. Şimdi kürtajı, kaç çocuk olacağını, baleyi, heykeli sen bileceksin. Sonra bir sanatçı konuştuğu zaman “Sen bunu nereden biliyorsun?” olacak. Böyle bir demokrasi yok. 

Sana göre hükümet için bu bir kırılma noktası olur mu? 

Öyle değilse bile eğilme noktası diyebiliriz. Yarın seçim yapılsa ben yüzde 50 çıkacağı inancını taşımıyorum artık. Yani hükümetin karizmasında hafif bir çizik görüyorum. Bardağa bir damla daha damlattılar, o damla da bardağı taşırdı. O damla da bence iki ayyaştı, o damla yıkarız yaparızdı, AKM’yi de yıkarızdı.

Bağımsız bir sanatçı olduğunu dile getiriyorsun ancak “Artık CHP ’nin yanında tavır almaktan başka hiçbir şekil kalmamıştır” demişsin. CHP iyi bir muhalefet mi? 
Evet, ben önümüzdeki seçimlerde CHP’yi desteklemeye karar verdim çünkü alternatif yok. AKP almış başını gidiyor ve söz dinlemiyor. “En doğrusu benim bildiğim, başka doğru yoktur” diyor. Kılıçdaroğlu bu işin üstesinden ne kadar gelebilir onu bilmem ama eğer AKP’yi desteklemiyorsak birini de desteklemek zorundayız, “Artık oy kullanmayacağım” demek size büyük bir sorumluluk getirir. Oy kullanmazsan konuşmaya da hakkın yoktur. 

Âkil İnsanlar Heyeti’ni eleştiriyorsun. Kürt meselesinde bu çözüm olmazsa çözüm nedir? 

Âkil insanlara tepki göstermiyorum, onları kullanılıyor olarak görüyorum. Hükümet lehine milletin gazını alıyorlar. Halbuki bu işi hükümetin kendisinin yapması lazım. Ne diye salıyorsun 63 tane insanı. Benim orada sanatçı arkadaşlarım da var, onların günahı ne? Şimdi onlar bir anda insanların gözünde antipatik oldular. Ben bu ülkede bir arada yaşayacağımıza inanıyorum. Türk halkıyla Kürt halkının arasında uçurumlar yok ama işi politikacılara bıraktığın zaman bunlar oluyor. 

Onursal başkanlığını Fethullah Gülen’in yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ‘Hoşgörü 1995 Ödülleri’ töreninde çekilen bir fotoğrafın yayımlanmış. Orhan Gencebay, Barış Manço, Tayyip Erdoğan ile aynı karedesin. Şimdiki 
Müjdat Gezen o ödülü almaya gitmez gibi geliyor bana… 

Sekreterim telefon etti. Yazarlar Sendikası size ödül vermiş dedi. Yazarlar Sendikası’nın üyesiyim ben. Ödülü almaya gittik. Sonra Leyla “ Müjdat yanlış geldik galiba. Diğer salonda olmasın.” dedi. Çünkü başörtülü insanlar var. Bakıyorum Yazarlar Sendikası’ndan da kimse yok. Tam giderken Toktamış Ateş’i gördüm. Ona sordum. O da “Bu iş senin zannettiğin iş değil. Şimdi protesto etme sonra ne istersen yaparsın.” dedi. Çıktık ödülü aldık. Ertesi gün telefon ettim ve ödülümü iade ettim. Cumhuriyet’teki köşemde de yazdım. Teşekkür ederim bana layık gördüğünüz için ama kabul edemeyeceğim dedim. Bana o ödülü hangi amaçla verdiklerini de bilmiyorum. 

“Bağımsızlığı seviyorum. Bağımsızlık bana geniş bir alan yaratıyor. Hiçbir şeyin adamı olmadığınızda herkes sizi kendi adamı varsayabiliyor” diyorsun. Bu cümlenin bence tam tersi olarak, Erdoğan’dan gelen cümleyi aktarıyorum: “Taraf değilsen bertarafsın.” Nasıl iki ayrı düşünce biçimi oluşuyor bugün? 

Tarafla bağımsız başka şeydir. Ben siyasi bir kuruluş, parti ve örgütün üyesi değilim. Taraf değilim hiçbir zaman, ben bağımsızım. Seçim günü geldiğinde oyumu veriyorum. Şimdiki seçimlerde oyumu vereceğim tarafı seçtim. 

Neden bağımsız değilsin artık? 

Bağımsızım yine bağımsızım. Zaten 5 senede bir oy veriyorsun. Onun dışında oy verdiğin partinin her şeyini tasvip ediyorsun anlamına da gelmez bu. Tasvip etmediğim o kadar çok şeyi var ki anlatamam. En azından bir sanatçının yapısal olarak tabiatı itibariyle muhalif olmasından yanayım. Ben burada bir soru sormak isterim herkese. Bir sanatçı neden hükümetin yanında olur? Atatürk’e ayyaş dediği için mi, AKM’yi yıkarım dediği için mi, bu heykeli yıkın dediği için mi, resimde neymiş dediği için mi bir sanatçı böyle bir hükümetin yanında olur? Bir sanatçının buna cevap verebileceğini sanmıyorum. 

Zamanında mizahçılar devlete cesur eleştiriler yöneltirdi, şimdi bunun yapılamadığını görüyoruz. Değişen ne oldu sence? 

Senelerdir muhalif, politik tiyatro yapıyorum. ‘Tayyip’in Sinirli Lambası’nı oynadım 5 sene evvel. Genco Erkal, Ferhan Şensoy da yapıyor. 

Peki senden sonraki kuşak? 

Ben o kuşağın bu kadar bağımsız olmasından hoşlanıyorum. Mesela Gezi Parkı’nın hiçbir politik yaklaşımda olmamasından haz duyuyorum. Bağımsız, free. Bunlar bana eski çiçek çocuklarını, benim gençliğimin hippilerini hatırlatıyor. Hepsi üniversite okuyor, eğitimlerini yapıyorlar. Ben her üniversite konuşmamda şunu söylüyorum: Önce dersinizi yapın, sonra politik eylemlere nasıl istiyorsanız katılın. Ama önce başarılı bir öğrenci olun ki sizin yaptıklarınız kayda değsin. 

Bir okulun var. Sanatçılar yetiştiriyorsun. Tiyatron var, oyunlar sergiliyorsun. Oyununu sergilerken sponsor bulamadığından bahsediyorsun. Bir yandan tiyatrolar kapatılıyor. Farklı baskılar geliyor. Benim hala umudum var 
diyebiliyor musun? 

Hiç bulamıyorum ve devlet yardımı da almıyorum. Umudum var tabi. Kendi kendime bir avantaj sağladım. Kadıköy Belediyesi beni iki salondan kovdu. Biri Barış Manço, diğeri CKM idi. Orayı önce verdi sonra kusura bakma Müjdat’çım diye yolladılar. Bende gazete ilanı ile bir bina satın aldım. Evimi, dükkânlarımı, arsalarımı sattım. Her şeyimi ipotek ettim. Benim dışımda altta bir de kabare sahnesiyle Savaş Dinçer Sahnesi var. Geçen sene dört ayrı tiyatro topluluğu orada aylarca ücretsiz provalarını yaptılar. Hala da yapıyorlar. Yani benim dışımdaki arkadaşlar da yararlanıyor. Artık ben iyice özgürüm o konuda. 

Son senelerde Atatürk ile ilgili çok fazla film yapıldı. Bu filmleri başarılı buluyor musun? 

Ben sinemaya tiyatro kadar sıcak bakamıyorum. 4-5 yıl evvel ‘Mustafa Kemal’im’ kapalı gişe üç sene oynadı. Şimdi ‘1881’ ikinci senesine giriyor. Bu yıl ‘Olmasaydı’ diye bir oyun yazdım. Bandırma vapuruyla giderken İngilizler gemiye çıkıyorlar. “Who is Mustafa Kemal?” diyor İngiliz yüzbaşı. Benim deyince tarıyorlar 22 kişiyi, öldürüp gidiyorlar. Oyun bitiyor ilk dört dakikada. Anlatan diyor ki Atatürk öldü, olmasaydı ne olurdu onu merak ediyor musunuz? Oyun yeniden başlıyor. Türkiye’nin işgali başlıyor. Bize Anadolu’da küçücük bir yer bırakıyorlar... Böyle bir oyun. Ben Atatürk sevdalısıyım; insanı seviyorsan eğer insanı seven biri Atatürk’ü mutlaka sever. 

Toplumun siyasetçisi olmak ya da toplumun sanatçısı olmak; nasıl bir fark var? Hangisi daha etkili? 

İyi sözü geçen bir sanatçıysan sanatçı olmak etkili. Çünkü siyasetçiler geçici. 4-5 yılda bir değişiyor. Bir sanatçı değişmiyor. Kendi mesleğimden örnek vereyim, eskilerde kalmış ama Adile Naşit, Münir Özkul, Nejat Uygur, Kemal Sunal gibi sanatçılar halkın gönlünde taht kurmuştur. Günün birinde hepimiz göçüp gideceğiz o ayrı mesele. Her şey unutulur. Dünya unutmak içindir. Ama bir politikacıyla bir sanatçıyı karşılaştırmak bence bir balla sirkeyi karşılaştırmak gibi olur.