Sanki 19'larındalar!

Sanki 19'larındalar!
Sanki 19'larındalar!
Heavy metal'in 'mucitleri' Black Sabbath, 11 yıl aradan sonra çıkardıkları yeni albümde gençliklerinde olduğu kadar agresif. Tam da kallavi bir geri dönüş albümünden umut edileceği gibi...
Haber: BARIŞ AKPOLAT / Arşivi

Black Sabbath konusunda bazı şeylere açıklık getireyim. Heavy metal gibi bir ana türü, ardından da doom ve stoner alt türlerini ‘farkında olmadan’ keşfeden bir gruptur. Rock ’ta çağ atlanmasından bahsedeceksek sorumlusu Sabbath’tır. Birmingham’ın fabrika işçisi çocuklarından The Beatles yumuşaklığı beklemek hata olurdu ki onlar da zaten depresif, karanlık ve kasvetli müzikleriyle yola çıktılar.
‘13’, grubun 1995’teki ‘Forbidden’den beri ilk albümü. Vokalde Ozzy, basta Geezer Butler ve gitarda Tony Iommi’li son albüm ‘Never Say Die’ 1978 tarihli. Albümün efsanevi prodüktörü Rick Rubin’in önerisine kulak veren ekip, ‘13’ü sanki ikinci albümleriymiş gibi düşünüp hazırlamış ve böylece sanki 19 yaşındalarmış gibi agresif bir iş çıkmış. Dikkatli dinleyicilerin fark edeceği en önemli şey, çoğu şarkıdaki gitar soloları. Kurucu ve gitarist Tony Iommi’nin nota bastığı elindeki iki parmağının ucunu fabrikada çalışırken daha 17 yaşında kaybettiğini biliyoruz. Bu olay onun Black Sabbath’ın efsane riff’lerini yaratmasına vesile olmuştu. Tek eksiği (daha sonra bunun katkı olduğunu göreceklerdi) parmaklarını birbirinden bağımsız hareket ettirmekte güçlük çektiği için solo atmamasıydı, böylece grup kendine has bir sound yaratmıştı. Bu kendine has karakterin yaratımında bir başka etken de Ozzy’nin getirdiği söz öbekleri... Grup kurulduğu günden beri bu söz öbekleri Butler tarafından anlamlı tümceler haline getirilir ve üzerine çalışılır. Ekibin bir araya gelişi bu kimyanın tekrar ortaya çıkışına da sebebiyet vermiş. ‘13’ albümünde farklı tek grup elemanı Rage Against The Machine ve Audioslave’den bildiğimiz davulcu Brad Wilk. Esas davulcuları Bill Ward’la maddiyat ve temel haklarda anlaşamayan grup, Wilk’le anlaşmıştı. Görüyoruz ki Wilk iyi bir tercih. Tek eksik Wilk’in ihtiyarların ruhunu hissedemeyişi... Yine de grupta iyi bir kimya yaratıldığı ortada.
‘The End Of Beginning’ düşük tempolu bir açılışsa da albüm için iyi hazırlık şarkısı. ‘God Is Dead?’ biraz sönük; ilk şarkıdaki eskiyi yâd etme halini kopyalıyor. Buna rağmen kasvetli şeytani ruh etrafınızı sarıyor. ‘Zeitgeist’ grubun 1970 tarihli ‘Planet Caravan’ şarkısının adeta bir devamı gibi ama vokal melodileri Ozzy’nin son dönem solo işlerindeki melodilerine çok yakın. ‘Live Forever’ ana melodisiyle ilk üç albümün karakterine çok yakın. Gitar solosu ve harmonika solosu grubun blues’la beslenen ‘stoner’ köklerine, 1970’lerden bir selam yolluyor. Son üç şarkı ‘Methademic’, ‘Peace Of Mind’ ve ‘Pariah’ en hızlı, en vurucu ve en tepe noktası işleri. Beklemediğiniz anda vuran riffleri, enerjileri, vokal partisyonları, bas yürüyüşleri, davul cümleleri ve gitar sololarıyla albümün gözbebekleri bu şarkılar.
Üç yılda tamamlanan albümün prodüksiyonu biraz daha ilkel olsa ve Brad Wilk biraz daha ‘hissetse’ inanılmaz bir iş olacakmış ama yine de bir geri dönüş albümünden elde edilebilecek tüm haz rahatlıkla alınabiliyor. Umarız arayı bir daha bu kadar açmazlar. Amerikan hard-rock ve metal dinleyicisi gençler, bu işin Birleşik Krallık köklerini öğrenmesi için özellikle dinlemeli. Son olarak eğer Black Sabbath bilmiyorsanız bu müziğin nereden geldiğini anlamak için ilk albüm ‘Black Sabbath’, ‘Paranoid, Master Of Reality’ ve ‘Sabbath Bloody Sabbath’ albümlerinden başlayın derim.