Sarışının adı da var tadı da

Bir sarışın meselesidir gidiyor. Yok 'aptal sarışın', yok ağızdan ağıza dolaşan sarışın fıkraları...

Bir sarışın meselesidir gidiyor. Yok 'aptal sarışın', yok ağızdan ağıza dolaşan sarışın fıkraları... Nedir bu sarışın meselesi Allah aşkına? Bu soruyu bilim adamları da kendilerine sordu ve sarışınlar üzerindeki sır perdesini kaldırmak üzere kolları sıvadı. Antropologlar, psikologlar, genetikçiler ve dermatologlar işi gücü bırakıp, "Sarışın kadınlar aptal mı? Genetik yapıları nasıl?
İç çamaşırı reklamlarında mı yoksa çikolata reklamlarında mı daha çok iş yaparlar? Erkekler neden ille de sarışın kadın ister?" tadındaki soruların cevaplarını bulmaya
adadılar kendilerini.
Tabii her şey tamamen bilimsel!
Efsane sarışınlar
Sarışınlar, daha doğrusu sarışın kadınlar (siz hiç sarışın erkekler hakkında fıkra duydunuz mu?) etrafında oluşturulan mit, eşine benzerine az rastlanır şekilde on yıllar, hatta yüzyıllar boyunca beslendi. 1886 yılında ünlü felsefeci Friedrich Nietzsche'nin kız kardeşi Elizabeth Nietzsche'nin, bir deney yapmak üzere sarışın ve mavi gözlü bir grup Almanı Paraguay'ın balta girmemiş ormanlarına yerleştirdiği biliniyor. Kurt köpeğini
'Blondi' (Sarışın) diye çağıran Hitler'se sapkınlığı 'Ari ırkının yüz akı' sarışın ve mavi gözlüler için kurdurduğu 'doğum ve üreme
yurdu'yla zirveye taşıdı. Bu işin ideoljik yanı. Bir de sosyal, popüler yönü var.
Kendi Nazi karşıtı olsa da vanilya rengi saçlarıyla Marlene Dietrich, sarışın mitini
2. Dünya Savaşı ertesine taşıdı. 60'larda koca gözlü Bridgitte Bardot bayrağı devraldı. Korku ustası Alfred Hitchcock esas kadınlarını hep sarışınlardan seçti. Hitchcock sarışınlarını seçerken basit ama etkili şu formülü uyguluyordu: "Salonda bir hanımefendi, takside bir fahişe." Sarışın deyince elbette Marilyn Monroe'nun adını zikretmek zorunluluk. Esmer Norma Jean Baker (Marilyn'in orijinal hali ve ismi) karşısında sarışın Marilyn Monroe galip geldi, 'aptal' sarışın, dönemin entelektüellerinden yazar Arthur Miller'i kaptı. Ya beylik deyişle vücutlarıyla değil akıllarıyla bir yerlere gelen sarışınlara (sonradan olma da olsa) ne demeli: Eski İngiltere Başbakanı 'Demir Lady' Margaret Tatcher, eski ABD 'First Lady'si şimdi senatör Hillary Clinton. Çok mu uzak örnekler bize? Peki o zaman bizim sarışınlardan dem vuralım. Eskilerden Filiz Akın, Suzan Avcı, her daim 'yeni' Ajda Pekkan, politika kulvarında koşan Tansu Çiller. Liste uzayabilir.
Ton farkı
Psikolog, biyolog ve çift terapisti Stephan Lermer'e göre sarı, açık bir renk olmasından dolayı, güneşi, aydınlığı, saflığı simgeliyor. Sarışınların tarihi tanrıçaların ve baştan çıkarıcıların tarihi. Botticelli'nin Venüs'ü, tüm insanlığın anası Havva (ki esmer olduğu bilimsel olarak kanıtlandı) tablolardan sarışın ve güzel birer kadın olarak gülümsüyorlar. Rapunzel veya Sindirella'nın payına hep sarı bukleler düşerken, ortaçağ Avrupa'sında kızıl ve siyah saçlılar cadı diye diri diri yakıldı. Fakat bütün sarışınları bir kefeye koymamalı,
sarışından sarışına fark var. Mesela Dietrich
ve Monroe modeli, platin ve gümüşi sarılar
'hafifmeşrep' sayıldığından, deterjan veya margarin reklamlarında pek rastlayamıyoruz. Playboy'da (bkz. Pamela Anderson!) ve bizdeki 900'lü hatlarda daha çok iş yapıyorlar. Kızıla çalan sarı tonlar ve altın sarısı saçlar ise her halükârda
'evlenilecek kadın' çağrışımı yapıyor zihinlerde.
Gerçek sarışınları sahtelerinden nasıl ayırt edeceğinize gelince. Bir kere öncelikle anne-babaya bakın, ikisi de sarışınsa rahat nefes alabilirsiniz: Kolunuzdaki sarışın orijinal. Anne-babadan bir taraf sarışın diğer taraf esmerse, çocuğun esmer olma ihtimali daha yüksek, çünkü koyu saç geni sarı saç genine oranla daha dominant (baskın). İstatistiksel açıdan bakacak olursak şu sonuç çıkıyor: Sarışınların nesli tükeniyor! Bir de dünya genelinde fakir güneyden (esmer) zengin kuzeye (sarışın) doğru sürekli bir göç olduğunu hesaba katarsak, vay sarışınların haline! Zaten kozmetik devi Wella'nın araştırmaları son 20 yılda sarışınların sayısının hayli azaldığını ortaya koyuyor.
Kaprisli prenses önyargı mı?
Prof. Lermer'e göre bilinçaltına kazınan
'özel olma' duygusu sarışınların müthiş bir özgüven geliştirmelerine neden. Çocukluktan itibaren 'aman da sarı şekerim' misali sözlerle şımartılan şarışınlar dikkat çekmek veya başarılı olmak için özel bir çaba göstermek zorunda hissetmiyorlar kendilerini.
Eh durum böyle olunca, ilişkilerinde sarışınların 'zor kadın'ı oynamaları şaşırtıcı değil. Bakın sarışın uzmanı Lermer ne diyor. "Sarışın birdenbire tıpkı sıradan ölümlüler gibi kırmızı ışıkta durması, kasada sıraya girmesi gerektiğini anlar ve mutsuz olur. Hep prenses muamelesi gördüğünden sabretmeye, ödün vermeye alışık değildir. Bu yüzden sarışınlar kaprisli olur." Valla biz onun 'yalancısıyız'!
***
'Küçük' erkekler sarışın sever
Kiel Üniversitesi antropologlarından Prof. Hans Wilhelm yıllarını sarışınlara veren bir bilim adamı. İlginç bir deneyin sonuçlarını bizlerle paylaşıyor. "İki gazetede birbirinin
neredeyse aynısı iki ilan verdim. 'Hemşire (26) uygun eş arıyor.' İki ilan arasında tek bir fark vardı. Birinde hemşirenin sarışın ve mavi gözlü olduğu belirtilmiş, diğerinde ise esmer olduğu yazılmıştı. Sonuç ilginç oldu: Esmer hemşirenin ilanına sarışınkinin üç katı kadar talep geldi. Esmere gönlünü kaptıranların mektupları çok daha açık seçik ve ateşliydi. Ama evlenmek isteyen çıkmadı. Sarışın hemşireye mektup gönderenler ise yeşil panjurlu ev ve çoluk çocuk hayallerinden söz ediyorlardı." Psikolojide bu durumun bir adı var: 'Small-Man-Syndrome',
yani KüçükErkek Sendromu. Özgüveni az olan erkekler sadece gerçek bir sarışın gibi az bulunur bir 'şey'e sahip olduklarında kendilerini değerli hissediyorlar. Zira gerçek sarışın ender bulunuyor.
(Derleyen: Yeşim Kasap)