Sarışınların dünya turu

Kahramanlarına devri alem yaptıran Spy Game'in fragmanı, filmin konusunu bilmeden izleyenlerde bir takım soru işaretlerine kapı açabilir...

Kahramanlarına devri alem yaptıran Spy Game'in fragmanı, filmin konusunu bilmeden izleyenlerde bir takım soru işaretlerine kapı açabilir; bunca serüven nereye sığmış, nasıl olup da ortak bir hikayede buluşmuş diye. Tam olarak buluşmuyor zaten, ya da daha doğrusu uç uca ekleyince aralıksız bir zincir oluşturmuyor. Buna yeltenmiyor da.
Filmin tam olarak ne hakkında olduğu, gerçek bir ahret suali. Beri yandan cevaplanmasına lüzum da yok. Dostluk, aşk (Catherine McCormack unsuru!), ideal olanla yapılması gerekenin çatışması ve daha birçok temaya, çeşitli anlarında yakınlık gösteriyor. Hatta dünya dengeleri, çoğunluğun hayrı için azınlığın feda edilip edilemeyeceği gibi ağır meselelere de değiniyormuş gibi yapıyor.
Aldırmayın. Çünkü Spy Game'in sınırları içinde fazla ileri gidemezsiniz. Ama ilginizi
bir an olsun kaybetmeden, filmdeki hadise paketlerini izlemeniz mümkün. Şayet Spy Game'i izlerken bu sizin için de mümkün oluyorsa, yönetmen Tony Scott (Açlık, Top Gun, Devlet Düşmanı) başarıya ulaşmış demektir. Çünkü her zamanki gibi, sıkılmayalım diye gerçekten çaba harcıyor. Ritmin aksayabileceğini hissettiği her ana, kurgusunu ya da kamerasını hızlandırarak, helikopterle kahramanlarının tepesinde daireler çizerek, mekana göre bukalemun gibi değişen müziğe yüklenerek müdahale ediyor. Bir - iki doz şişirilmişliğine karşın, usta müdahaleler söz konusu.
Yutturan yemler
Spy Game, ileri bölümlerinde birleşen iki koldan akıyor. Bunlardan birinde, CIA ajanı Nathan Muir'le (Robert Redford), Vietnam'da gözüpek ve keskin bir nişancı olarak tanıyıp yetiştirdiği, teşkilata alıp birlikte serüvenden serüvene koştuğu, akıl hocalığı yaptığı Tom Bishop'ın (Brad Pitt) ilişkisi var. Filmin şimdiki zaman bellediği 1991'de geçen diğer kolda ise, Bishop Çin'de giriştiği başına buyruk bir operasyonda yakalanmış; 24 saat sonra idam edilecek. Muir de, üst düzey CIA yetkililerini Bishop'ın kurtarılması için ikna etmeye, son çare olarak da bizzat kurtarmaya çalışıyor. Muir, Bishop'ın nasıl bir işe bulaştığını anlamaya çalışan yetki sahiplerine, ikisinin ortak geçmişinden iş anılarını aktarırken, uzun flashback'lerle geçmişe dönüyoruz. 1975'te tanışan Bishop ve Muir'in, onaltı yılda fiziksel anlamda hiç değişmemiş olmasına takılmamak şartıyla tabii. (Aradaki farkın makyajla kapatılmaya çalışılmasından iyidir.)
Seyircinin flashbackler'le orta yerinden yeni yeni maceralara dahil edilmesi, ilk bakışta, oyalamak için yem atmak, kolaya kaçmak gibi gözükebilir. Ancak şunu kabul etmek lazım ki, aslında uygulaması epey zor bir iş. Scott, rahatça zaaf gibi de algılanabilecek bir yapıyı, filmin tamamen lehine çeviriyor. Bir yanda, 24 saat içinde olup biten, başı sonu belli bir öykü akışı var; bir yanda da, araya girip böldüğü için onun gerilimini azaltma riski taşıyan flashback bölümleri. Scott, ortasından yakaladığımız bu bölümleri başıboşluktan sıyırıp, çarçabuk adapte olabileceğimiz hale getiriyor. Muir'in, Bishop'ı kurtarmak için türlü oyun çevirdiği CIA merkezine, 1991'e geri döndüğümüzdeyse, tansiyonun hala bıraktığımız gibi yüksek olduğunu görüyoruz. CIA'deki büyük adamlar masasında, soğuk savaş döneminin ajanı Muir'in, Bishop'ı gözden çıkaranlara karşı başarıyla yürüttüğü bir soğuk savaş var. The Last Castle / Son Kale'yi izleyip, "Redford'un dönüşü"nü bir talihsizlik olarak algıladıysanız, ona bir de Spy Game'de şans verin.