Satabileceğimizi hiç düşünmezdik

Satabileceğimizi hiç düşünmezdik
Satabileceğimizi hiç düşünmezdik

Fotoğraf: Muhsin Akgün

Güncel sanatın öncülerinden Gülsün Karamustafa kariyerinin en kapsamlı sergisini Salt'ta açtı. 80 öncesinin politik kişiliklerinden Karamustafa'nın hapishane resimleri ve birçok başka işi ilk kez 'Vadedilmiş Bir Sergi'de...
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Kişisel geçmiş ve gündelik hayatla siyaset tarihinin ne kadar iç içe olduğunu görmek için adresimiz SALT Beyoğlu ve Galata. Gülsün Karamustafa’nın ‘Vadedilmiş Bir Sergi’sinde şaşaalı bir yemek sofrasının ucu Batılılaşma hezeyanlarına gidiyor, çocukluktan kalma bir fotoğrafın kadrajına ideolojik baskı da cinsiyet politikaları da giriyor. SALT, 20’nci yüzyılın ikinci yarısına kadarki Türkiye sanatı üzerindeki araştırmalarını Gülsün Karamustafa’nın şimdiye kadar gerçekleştirilmiş en geniş kapsamlı sergisiyle taçlandırıyor. Karamustafa’yla buluştuk, sergiyi konuştuk.
‘Vadedilmiş Bir Sergi’ işlerinizde sık sık konu edindiğiniz kimlik, kent politikaları gibi meselelerin iyice ateşlendiği bir dönemde açılıyor. Bu bir tesadüf mü?
Aslında hem tesadüf hem de değil. Ben de heyecan duydum, bazı sosyal konularla yaptığım işlerin tam denk gelmesi ve insanları onlarla ilgili tekrar düşünceye çağırmak imkânı çok hoşuma gitti. Mesela ‘Meydanın Belleği’ filmini sergiye koymayı başta düşünmüyorduk, çok görülmüş bir işti. Ama bir anlamda cümleyi tamamlamak için projeksiyon olarak değil de iki küçük ekranda sergiye dahil ettik.
Kronik bir sıralamadansa döngüsel bir yapı söz konusu sergide?
İşler neredeyse kendi yerlerini kendileri seçtiler. 2012’de üretilmiş bir işle 1991’de üretilmiş iş yan yana geldiğinde birbirini tamamlar görünmeye başladı. Bu da galiba serginin karakteri... Herhangi bir retrospektif veya bir sanatçının geçmişine yolculuk değil, tamamen dinamik bir şekilde bütün işlerin kendi içlerinde birbirleriyle bütünleştiği bir sergi.
Sizin için nasıl bir deneyimdi bu toplu bakış süreci?
Toplu bakış ilginç. Burada gösterdiğimiz işlerin bir kısmı Türkiye’de hiç görülmemiş işler. Bir kısmı Türkiye’de üretilmiş, İstanbul ya da Ankara ’da sergilenmiş, sonra bir şekilde yolunu bulup dünyanın çeşitli ülkelerinde gösterilmiş işler. Yani yapılmış, bir kenara bırakılmış, bir daha yüzleşilmek istenmemiş, derinlerden çıkardığımız işler var. Mesela 1971 darbesiyle içeriye girdiğim dönem sonrası hapisten çıktığımda not alır gibi yaptığım ve hiçbir şekilde de istismar etmek, “hapishanede yattım ve orada yaptım” şeklinde bir sergiyle ortaya çıkarmak istemediğim bir seri resim vardı. Bir başka işim, ‘Sahne’ de, Sadık Karamustafa’yla birlikte yüzümüze bizimle ilgili hükmün okunduğu anı gösteren gazete fotoğrafından yola çıkarak yaptığım bir enstalasyon. Bu fotoğraf 27 sene beklemişti. 27 sene sonra Berlin’de ben bu fotoğrafla bir enstalasyon yapabilmiştim. 1972’de, 43 sene önceki bir resmi çıkartıp bu bağlamda gösteriyorum.
Böyle bir yüzleşmeyi istememenizin sebebi hatırlattığı şeylerle mi alakalı?
Hayır. Bu günlerde Gezi olaylarıyla ilgili çok ciddi bir tartışma var. “Sanatçılar ne yaptı, sanatçılar ne yapabilir, sanatçılar acaba yeterince iş yaptı mı bu konuda?” gibi bir dolu soru dolaşıyor ortalıkta. Esasında bu gibi yeni yaşanmış derin meselelerin satürasyona, yani nasıl diyelim biraz dinlenmesine gerek olduğuna inanıyorum. Tazesi tazesine bunu ortaya çıkartıp sunmak ve o heyecanın içinde onunla uğraşmak da bir tavır. Ama ben öyle değilim. Beklemekten, düşünmekten ve tam olgunlaştığı zaman tekrardan gündeme getirmekten yanayım. Belki de söz o zaman biraz derinleşiyor diye düşünüyorum.
‘Vadedilmiş Bir Sergi’deki vaat vurgusu sergideki seriyle mi ilgili?
Evet. 90’ların başında Türkiye ilk defa çağdaş sanat ya da güncel sanat meselesiyle karşılaştığında - dünyada da böyleydi - “resim öldü mü, bir daha hiç resim yapılmayacak mı, sadece güncel sanat mı varolacak” gibi sorulara yönelik sarkastik tartışmalar vardı. O sırada ben bir ressam olarak - ki kendimi halen bir ressam olarak tanımlıyorum, çünkü sağlam bir resim eğitimim var, hâlâ resim yapıyorum - bu tartışmaların dışında kalmaya kararlı biçimde bir seri başlattım: ‘Vaat Edilmiş Resimler’… Bu vaat etme kelimesini de şu şekilde değerlendiriyordum. Aslında içinde yaşadığım şu şehir benim için bir ikon. Ve bu ikonun ancak ikonik resimler yaparak anlatılabileceğini düşünüyordum. İkon ustası sadece bir eldir. Ona yukarıdan ne yapması gerektiği önerilir ve o bir el olarak görevini yerine getirir. Ben de kendimi bir ikon ustası yerine koydum. Aslında halen devam eden bir güncel sanat projesi bu. Ben bana o anda ne esiyorsa onu yapmaya devam ettim. Bu belli bir dönem sergiler halinde tekrarlandı. Galeri Apel’de sergilerini de açtım. Yaşamama da çok yardım etti. Çünkü bütün bu dönem içinde çağdaş sanatın satılması, market unsuru olması söz konusu değildi. En son sergiyi de 94’te yapmıştım. 94’ten sonra trafiğim o kadar fazlalaştı ki daha sonrasında devam edemedim ama her an dönebileceğim bir seri bu.
Bugüne kadar böyle geniş kapsamlı bir Gülsün Karamustafa sergisinin olmamasının sebebi neydi?
Ben durmadan dolaşıyordum. 1990’ların başında gelişen yeni anlayış içinde neredeyse bütün dünya sanatçıları uluslararası bir dolaşım içindeydik. Göçebe sanatçı mı diyelim, nasıl diyelim, bu iş oturup kendi market ilişkisini kurmadan önce aslında toplumsal ilişkiler içinde kendi oluşumunu gerçekleştiriyordu. Ve bu oluşum içinde dünyanın farklı bölgelerinden sanatçılar hareket halindeydi. Ve bizim hiçbir şekilde bir yerde durup düşünüp böyle bir sergi yapabilecek halimiz yoktu. Ama şu anda duruyor muyum? Hayır. Bu sergiyi yapıyoruz, hemen akabinde Berlin’de bir sergiye, Selanik Bienali’ne koşarak devam ediyorum. Bu durum değişmedi. Ama belki birtakım şeyler daha netleşti bu konuda.
İşlerin dinlenmesiyle de alakalı bir durum olabilir mi?
Evet. Yani güncel sanat, 2005 sonrası konumunu belirleyebildi. Burada tabii marketin devreye girmesi de bir unsur. Bizim bugün üreten genç sanatçılardan en büyük farkımız, hiçbirimizin işlerimizin müzelere gireceğini, satılabileceğini düşünmeden çalışmamızdı. Samimi bir şekilde sadece sanatı ileriye doğru götürme, bir yüzyılın sonundan diğerinin başına ne olacağını bilmeden onu iterek belli bir yerde varoluşunu sağlama mücadelesi verdik. Bugün birtakım şeylerin değiştiğini görüyorum. Bizler sadece ve sadece bu varoluşu oldurmak için çalışan sanatçılardık.
Gezi’yle ortaya çıkan tartışmalarda güncel sanat manzarasındaki bu değişimin de etkisi var gibiydi.
Orada o tehlikeyi ben de seziyorum. Çünkü bugün oluşmuş bir market ve oluşum halinde bir sistem var. Ama o acele birtakım zorluklar da getirebilir, algılama problemi de ortaya çıkartabilir. Ama her şey kendi suyunda akacak. Onu engelleyemeyiz. Her şey kendi dengesini bulacak diye düşünüyorum.
Kendinizi ressam olarak tanımlamanıza rağmen resimden başka disiplinler de sanatınızın vazgeçmediğiniz bir parçası...
Bu sergi bana kendime bakma imkânı verdi. Sadece hapishane resimleri değil, koleksiyonerlerden topladığımız, 70’li ve 80’li yılların resimleri de bu sergide yer alıyor. Şimdi geri dönüp bakabileceğim, nerede durduğumu daha iyi anlayabileceğim bir imkân sağladı. Bunu herkes de anlayacak sanıyorum. Demek ki ben çağdaş sanatın bana sunduğu bütün olanakları kullanarak sanatımı devam ettirmişim. Buna video da resim de fotoğraf da enstalasyon da dahil.
‘Göç’, Gülsün Karamustafa sanatında önemli bir yere sahip. İlk ne zaman göç üzerine kafa yormaya başlamıştınız?
Burada en eski resimler, 75 senesindeki sergiden. Göçün en hızlı olduğu zamanların resimleriydi onlar. O, irdelenmesi gereken bir dönemdi. 1990’lar öncesi bütün toplumların, Sovyet sistemi içerisinde olanların, Doğu Avrupa, Türkiye gibi ülkelerin içedönük yaşamlarının bu göçle sarsıldığı zamanlarda belki de sanatçı olarak bizlerin bakacak başka bir şeyi yoktu. Ben de sanatçı olarak bunlara bakıyordum ve iyi ki de bakmışım diye düşünüyorum.
Gülsün Karamustafa’nın ‘Vadedilmiş Bir Sergi’si, 5 Ocak’a kadar SALT Beyoğlu ve SALT Galata’da.

Hapishaneyle yüzleşme

‘Vadedilmiş Bir Sergi’, Gülsün Karamustafa’nın en geniş kapsamlı sergisi olmasının yanı sıra bir başka özelliğiyle de sanat dünyasında önemli bir yere sahip. 1971 askeri darbesinde tutuklanan Karamustafa’nın hapisten çıktıktan ortaya çıkarttığı resimleri ilk kez SALT’ın ‘Vadedilmiş Bir Sergi’sinde izleyiciyle buluşuyor.