Savunma ve saldırı sanatı olarak gülmek

Savunma ve saldırı sanatı olarak gülmek
Savunma ve saldırı sanatı olarak gülmek
Çinli sanatçı Yue Minjun'un kırk eseri Fondation Cartier'de sergileniyor. Eserler arasında 4.2 milyon dolarlık 'Execution' da var.
Haber: NİHAN AŞICI / Arşivi

Her yazının, filmin, serginin, ânın bir müziği vardır. Bazen farkında oluruz ya da yaratırız bazen unuturuz ama aslında akışı sağlayan bir melodi vardır hep. Duyamadığımız zaman eksik bir şeyler varmış gibi gelir, işte o zaman her şey ikiye katlanır, pompalanan kan ve atan nabız alır başını gider. O kafa karışıklığıyla bunun sadece bir melodi olduğunu unutup daha derin ve bulanık düşüncelere, arayışlara dalarız.
Böyle bir günün ardından kendimi Paris’in buz gibi kışında, Fondation Cartier’yi geçici konaklama yeri bellemiş Yue Minjun’un ‘Gülme Krizinin Gölgesinde’ sergisinde buldum Yassine ile beraber. Hani şu Tophane’de yeni açılan Krampf galeride bu sıralar (2 Mart’a kadar) ‘Coast to Coast’ sergisi olan Cezayir asıllı Parisli sanatçı Yassine Meknache ile. Sanatçının, şuursuzca, sahip olmadığı kadar çok ve muntazam dişlerle güldüğü, son derece trajik mizansenlerle tamamladığı otoportreleri ile dolu Fondation Cartier’nin iki katlı sergi salonunda, rahatsız bir gülümsemeyle gezinirken bulduk kendimizi.
1962’de Daqing’de doğdu Yue Minjun. Onun dünyaca ünlü bir sanatçı sıfatına kavuşmasını sağlayan 1999’da katıldığı Venedik Bienali’ydi. Labirentlerle başlayan serüvenini daha sonra otoportreler ve son olarak Francis Bacon’dan esinlenerek oluşturduğu ‘Overlappings’ serisi ile sürdü. Paris’teki sergisinin aklımda en çok yer eden eserinin adı ‘Execution’, yani ‘İnfaz’ adlı eseri… Hani şu 1989’da Pekin Tiananmen Meydanı’nda vuku bulan 4 Temmuz katliamından esinlenerek gerçekleştirdiği, Sotheby’s Londra’da 4.2 milyon euroya satılan eser. Yue, rahatsız edici eserlerinin sadece Çin’e ya da Çin’de yaşanan olaylara bağlanmasından hoşlanmayan bir sanatçı. “Benim çıkış noktam Tiananmen belki, çünkü ona tanık oldum, fakat o sadece çıkış noktası, dünyada herhangi başka bir yer de olabilirdi” diyor sorulduğu zaman. Tek esin kaynağı bu vaka değil, onun başlıca esin kaynakları Manet tarafından 1868 tarihli ‘İmparator Maximilian’ın İnfazı’ ve Goya’nın 1814’te yaptığı ‘3 Mayıs Katliamı’ eserleri. Bu noktada sanatçıların uhrevi iletişimini düşünmemek, başımı kaldırıp dünyaya baktığımda, sanki birbirlerinin yansımasıyla sonsuza uzanan aynalar görmemek mümkün değil. Tıpkı kendi gülen portresini tekrarlamaktan kendini kaybetmiş ve bu gülüşün gölgesinde kalmış Yue Minjun gibi.
Sergideki çalışmaların içinde Eugene Delacroix’nin ‘Sakız Adası Katliamı 1824’ ve ‘Halka Yol Gösteren Özgürlük 1830’ adlı eserlerinden esinlenerek gerçekleştirdiği ‘The Massacre at Chios/Chios Katliamı’ ve ‘Freedom Leading the People/İnsanlara Öncülük Eden Özgürlük’ satirlerinin (yanlış anlaşılmasın burada kullanılan satir/hiciv sanatçılardan ziyade işlenen konu ile alakalı) yanı sıra Jacques Louis David’in ‘Marat’nın Ölümü’ ile aynı adı taşıyan çalışması, Dong Xiwen’in ‘The Founding Ceremony of the Nation/Bir Ulusun Kuruluş Seremonisi’nden esinlenerek gerçekleştirdiği ‘Founding Ceremony/Kuruluş Seremonisi’ni görmek de mümkün.
Kuşkucu gerçekçilik akımının temsilcilerinden olan ve bu saptamayı da kesinlikle reddeden bu adamın bulup bulabildiği en güçlü defans ve saldırı silahı şuursuzca gülmek! Her şeye, özellikle de can acıtan meselelere. Kişisel, toplumsal her ne olursa, gözlerini kıs ve ağzın açıldığınca ve dişlerini gösterebildiğince gül.
Aklımı kurcalayan şey ise Minjun’un ilk resimlerinde karşımıza çıkan farklı yüzlerinin nereye kaybolduğu? Önceleri arkadaşları ve aile bireylerinin de portrelerini dahil ettiği resimlerinden zaman geçtikçe diğer yüzler yok olmuş ve sadece kendi sureti kalmış. Peki ama neden? Acaba gençlik yıllarında naifliğin ve hormonların etkisiyle birlikte bir şeyleri korkusuzca değiştirebileceğine inanıp birleştiği ve daha sonra ya yarı yolda bırakıldığı için ya da kendi kavgalarına ve başı bozukluğuna başkalarını alet edip canlarını yakmak istemediği için onlardan uzaklaşmış ve en sonunda yapayalnız mi, kalmıştı kendi çokluğunda? Bir sürü Yue, bir sürü ben ya da sen.
Yolunuz şu sıralarda Paris’e düşerse 13 Mart’a kadar Fondation Cartier’de sizi bekliyor.