Say'ın ustalık gösterisi

Say'ın ustalık gösterisi
Say'ın ustalık gösterisi
'Mezopotamya Senfonisi'nde bölümlerin birbirine ustaca bağlanması fevkalade etkileyici. Savaş pasajları Fazıl Say'ın müzikle betimlemede ne kadar ileri gittiğinin göstergesi.
Haber: SERHAN BALİ - serhanbali@gmail.com / Arşivi

Fazıl Say’ın 13 yıl önce fitilini ateşlediği Antalya Piyano Festivali, zaman içinde ülkemizin en iddialı klasik müzik buluşmalarından birine dönüştü. Bu başarıdaki pay sahipleri, başta dünyaca ünlü piyanist-bestecimiz olmak üzere organizasyonu yürüten Kadir Dursun ve ekibi; Volkswagen’in başını çektiği sponsorlar; ilk yıllarından itibaren etkinliği sahiplenen yerel yönetimler ve elbette Antalya halkı.
Cuma akşamı Antalya Kültür Merkezi’ndeki açılış konserini izledim. Fazıl Say’ın ‘Mezopotamya Senfonisi’, Antalyalılarla ilk kez buluştu. Ama ‘Mezopotamya Senfonisi’, Yekta Kopan ve Belediye Başkanı Mustafa Akaydın’ın açılış konuşmaları ve Fazıl’ın yeni eserini anlattığı sinevizyonla ister istemez uzayan gecenin tek eseri değildi. Önce Fazıl’ı Gürer Aykal yönetimindeki Borusan Filarmoni eşliğinde Çaykovski’nin Birinci Piyano Konçertosu’nda dinledik.
İkinci yarıda icra edilen ‘Mezopotamya’yı ise ilk kez o akşam dinledim. 60 dakika süren eser, birbirine bağlı 10 bölümden oluşuyor. Daha önce İstanbul ’u enstrümanların dilinden çekici kompozisyonlar halinde anlatmayı başaran Fazıl, bu kez bambaşka enstrüman kombinasyonları yoluyla, bizim de bir parçası olduğumuz ‘ölüm coğrafyası’ Mezopotamya’yı anlatmış. Eserde anlatıcı görevi yüklenen iki çocuğu bas blok flüt (Çağatay Akyol) ve bas flüt (Bülent Evcil) dillendiriyordu. Bu iki çalgının aynı eserde, hem de solist olarak bir araya geldiklerine ben bugüne değin rastlamış değilim. Bas rejisterdeki sesleriyle bilge kişileri değil de çocukları temsil etmeleri de ilginç bir seçim. Lakin ikisinden de rol çalan, elbette theremin (Carolina Eyck) oldu. Eserde meleği temsil eden bu az görülür-duyulur çalgı yanılmıyorsam Türkiyeli bir besteci tarafından ilk kez kullanılmış oldu. Theremin, tuttilerde bile kaybolmayan tekinsiz tınısıyla hem uhrevi bir tat katıyor hem de yüreğe huzursuzluk salıyor.
Say’ın, nostaljik çağrışımlar uyandıran birinci-ikinci keman motiflerinin benzerlerini ‘İstanbul Senfonisi’nde dinleyip çok sevmiştik. Öte yandan, savaşı betimlemekte kullandığı trombonlar, güneşin doğuşunu simgeleyen trompetler, yine kulağa çok estetik gelen orkestrasyon örnekleri olmuş kanımca. Sahnenin tozunu dumana katan savaş pasajları ise Say’ın müzik yoluyla betimleme sanatında zaman içinde ne kadar ileri gittiğinin bir göstergesi. Orkestranın ürettiği ses yoğunluğu bu anlarda kulakları sağır edecek seviyedeydi. Dicle Nehri’ni anlatırken başvurduğu ‘yankı efekti’ni de sevdim. Yalnız, hem Dicle hem de Fırat’ta, şakır şukur sesleriyle suyun çağıldamasını simgeleyen o perküsyon aletine gereğinden fazla mı yaslanmış acaba, diye düşünmeden de edemedim.
Bölümlerin birbirine ustaca bağlanması da fevkalade etkileyiciydi. Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni, piyanoda Fazıl Say’ı da içeren tüm solistlerle birlikte dev bir kadro gerektiren eseri Antalya’nın mütevazı sahnesinde 76 kişiyle çok tatmin edici biçimde icra etti. İstanbullular bu senfoniyi ve Say’ın diğer yeni eserlerini aralık ayındaki ‘BİFO ve Fazıl Say Festivali’nde dinleyebilecekler.

Andante gecesi bu akşam 
Festivalin artık gelenekselleşmiş bir tarafı daha var ki onun adı da ‘Andante Gecesi’. Dergimiz adına yapılan bu konser özel bir anlam daha kazandı zira bu yıl Andante’nin 10’uncu yaşını kutluyoruz. Bu akşam Antalya Kültür Merkezi’nde yapılacak ‘Andante Gecesi’nde dünyaca ünlü yorumcular piyanist Özgür Aydın ve kemancı Midori sahneye çıkacaklar. Ha bu arada, festivali Andante’nin kasım sayısıyla birlikte dağıtılan özel ekinden takip edebilirsiniz.