Seçme şansı verilse şöhreti tercih etmeyebilirdim

Seçme şansı verilse şöhreti tercih etmeyebilirdim
Seçme şansı verilse şöhreti tercih etmeyebilirdim
'Çalıkuşu'nun Feride'si olarak mağrur güzelliğiyle akıllara kazınan Aydan Şener, aşkın cinsellikle bağlantılı olduğunu düşünüyor. Şener: "Cinsellik olduğu sürece aşk zaten sürüyor."
Haber: TAN SAĞTÜRK / Arşivi

Hayal edemeyeceğin güzellikte şeylerle karşılaştırmış hayat seni. Güzellik yarışması, ardından ‘Küçük Ağa’ dizisi ve ‘Çalıkuşu’. Yarışmaya katılmadan önce ne hayal ediyordun?
Yarışmayı kazandığımda 18 yaşımdaydım. İleriye dönük hedeflerim yoktu. Zaten planlı yaşamayı seven bir insan değilim. Hep böyle spontan gelişti hayatım, o yaşlarda da öyleydi. Üniversiteye girip, gazetecilik okumayı düşünüyordum. Ama yarışmaya katıldım ve başka bir hayata geçtim.
Peki bu karar ailenin desteğiyle mi yoksa aileye rağmen mi oldu?
Ailem çok destekledi. O dönemde yarışmaya katılmamı rahmetli anneannem çok istemişti. O çok teşvik etmişti mesela. Bir de nereye gitsem insanlar “Niye bir yarışmaya katılmıyorsun?” derdi. O zamanlar bu yarışmalar çok önemliydi, Türkiye güzeli seçilmek çok özeldi. Bu kadar da çok söylenince ben de risk aldım.
Aldığın bu riskin farkında mıydın?
Bir kere güzelliğimin çok farkında değildim. Mesela salaş giyinirdim. Bir kot, üstüne bol kazak, spor ayakkabılar ve upuzun saçlar. Güzellik yarışmasına gittiğim zaman saçları başları yapılı, topuklu ayakkabılı, mini etekli, aşırı makyajlı kızlar gördüm. “Bunların arasında ben hayatta kazanamam, hiç şansım yok dedim.” O anlamda tabii ki bu da bir riskti. Ama sonra ben seçildim. Biraz da tesadüfler oldu. Liseyi bitirdiğim yaz ailemle birlikte Akçay’a gittik. Babam Milliyet gazetesinde halkla ilişkiler bölümünde çalışan eski öğrencisi Uzman Sağlık’ı görmüş. Sohbete başlamışlar. Ben de arkadaşlarımla oradan geçmişim. Uzman Bey görmüş ve demiş ki: “Ne güzel kızlar var hiç bizim yarışmalara katılmıyorlar.” Babam, “Ya bu benim kız” demiş. Sonra benim fotoğraflarımı aldı ki zaten başvurular başlamış. Bu tarz tesadüfler o dönemde de oldu halen de oluyor. Ben o yüzden kadere inanırım. Kaderciyimdir biraz.
‘Çalıkuşu’ şansı nasıl geldi kapına?
Yarışmadan sonra çok teklif geldi. Sahne, kaset, sinema , televizyon, reklam teklifleri… Onların içinde bana en uygun olan mankenlik ve TV dizileriydi. O arada nişanlandım. Hem nişanlandığım kişi hem de babam karşı çıktı fakat TRT’nin yapımcısı ve rahmetli yönetmenim Yücel Çakmaklı babamı ikna etti.
Çalıkuşu=Aydan Şener oldu insanların zihninde. Hatta Feride. Sence bu başarı neden kaynaklandı?
Bunu zaman zaman ben de düşünüyorum. ‘Çalıkuşu’ sonrasında da çok sevilen, reyting rekorları kıran işlerim oldu ama 30 sene geçmesine rağmen ‘Çalıkuşu’ hep insanların aklında kaldı. Sadece Türkiye’de de değil Rusya’da ve Türki cumhuriyetlerde de öyle... İyi eser, iyi yönetmen, iyi oyuncular, müzikler denk geldi.
Yeniden izleyici karşısına çıkacak ‘Çalıkuşu’. Ne hissediyorsun?
Senaryosunun iyi yazılmış olduğu duyumunu aldım. Yine aynı şekilde esere bağlı çekilecekmiş, tutabilir. Bakalım, hep beraber göreceğiz.
Sen dizinin bu defa başka bir yerinde olmak ister miydin?
‘Çalıkuşu’nda bir başka karakteri asla oynamam. O büyüyü bozmam.
O dönem bu kadar sevilen ve ilgi toplayan bir iş bittikten sonra şimdi ne yapacağım hissi oluşmadı mı hiç? Çalıkuşu Feride ile mücadele etmek zorunda hissettin mi kendini?
Yönetmenimiz Osman Seden “Bu iş yayımlandığında sen sokağa çıkamayacaksın” demişti ki gerçekten öyle oldu, sokağa çıkamayacak hale geldim. İnanılmaz bir ilgi, sevgi, şöhret, 21 yaşındaydım. İnsan biraz “Ay ben neymişim!” oluyor ister istemez. Hafif bir sarhoşluk yaşadım ama sonrasında “Ben sadece işimi yapıyorum. Ve insanlar da beni tanıyor, seviyor. Hiç kimseden bir üstünlüğüm yok” şeklinde olaya bakınca egomu erken yaşta törpüledim.
Bütün bu yaşanmışlıklar mutlaka büyük avantaj ve çok güzel hatıralarla döndü. Ama ufak tefek dezavantajları da olmuş olabilir.
Tabii ki. Bazı röportajlarımda diyorum ki şimdi seçme şansı verilse belki de şöhreti tercih etmeyebilirdim. Bir yerde özgürlük kısıtlanıyor ki ben özgürlüğüme çok düşkünümdür.
Kızın nasıl büyüdü? Çünkü annesi şöhretli, dünyalar güzeli bir kadın...
Ecem’i şöhretli bir insanın çocuğu gibi yetiştirmemeye dikkat ettim. Çocukluğunda her sıradan çocuk gibi büyüdü.
Bir evlilik yaptın. Daha sonra evlenmeyi hiç düşünmedin mi?
Bir kere evlendim, bir kızım oldu. Ondan sonra, yeniden evlenmeyi düşünmedim. En son 2 sene önce biten bir beraberliğim vardı. O zamandan beri yalnız yaşıyorum ve yalnızlığımla mutluyum. Kendime yetebiliyorum. Tabii çocuğumun etkisi çok büyük, yalnız hissetmiyorum kendimi.
Sırılsıklam âşık olmadın mı hiç, rotanı bozan olmadı mı?Oldu tabii. Her zaman da çok mantıklı bir insan değilim. Duygularım nereye götürürse oraya gitmişimdir. Şu dönem yalnız olmamın sebebi belki de karşıma bana onu yaşatacak biri çıkmadığı içindir. Şu an şu halimle çok mutluyum. Ben aşkın cinsellikle bağlantılı olduğunu düşünüyorum biraz, hayat cinsellik üzerine kurulmuş. Onun için “Aşkın süresi şu kadardır” deniliyor. Aslında o “Cinselliğin süresi şu kadar, bu kadar.” O bittiğinde aşk da bitiyor. Sonrasında sevgiye, arkadaşlığa ve alışkanlığa dönüşüyor. Cinsellik heyecanı olduğu sürece aşk zaten sürüyor. Aşk artık çok fazla inandığım bir şey değil.
“Aşka inanmıyorum” lafı aslında birazcık da protesto gibi?
Yok değil. Etrafımda gördüklerimden, kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak biliyorum ki sürekli bir şey değil. Bu benim düşüncem.
Sansasyona karışmayan, polemiklere girmeyen bir ünlü oldun. Dışarıdan mesafeli görünüyorsun.
“Biraz mesafeli durayım da insanların aklında şöyle kalayım” gibi hesaplarım yoktur. Bu, kendiliğinden gelişen, biraz da utangaçlığımdan, çok rahat bir insan olmamamdan kaynaklanan bir durum. Bu, insanlara mesafe hatta soğukluk olarak geçti ama beni tanıdıktan sonra “Ne kadar yakın ve sıcakmışsın” diyen çok duydum. Ama bir yerde de bundan memnunum. Her zaman uzak, merak edilen, gizemli tarafım oldu.
Ekşisözlük’te seninle ilgili şöyle bir yorum okudum: “En neşeli hallerinde bile gözlerinde hüzün olan insan. Doğası hüzün de neşeli olmak iğreti duruyor yüzünde sanki.” Hüznü anımsatan bir havan var. Duygusal mısındır?
Çok hem de. Duyarlıyım da... Özellikle ülkede olan bitenlere, insanlara, hayvanlara karşı...
Türkiye’de bir sanatçı olarak neler sıkıyor canını? Mesela Gezi olayları gündemimizde.
Barış içinde geçebilecek bir protesto çok farklı yerlere gitti ve bunlara bazı kesimlerin duyarsız kaldığını görmek, sürekli demokrasiden bahsedilirken asla demokratik davranılmadığını bilmek, birtakım kesimlere her şeyin çok farklı bir şekilde yansıtıldığını görmek çok üzücü.
Gençler yeni bir şey yarattı dışarıda. Olanlar seni şaşırttı mı?
Apolitik ve duyarsız olduklarını zannediyorduk ama hiç öyle olmadıklarını gördük. Ben her yönden çok umutluyum. Ne güzel bir gençlik gelmiş. Birbirlerine destek olarak nasıl sahip çıktılar her şeye. Eminim Atatürk bu gençlikle gurur duymuştur.
Bir şey değiştirecek mi sence?
Bence değiştirdi. Başarılı olundu. Bu gençlik her şeyin o kadar da kolay kabul ettirilemeyeceğini gösterdi.