'Şehir-Orman'

Modern Dans Topluluğu, ormanda hayvanların eğittiği bir çocuğu anlatan
'Şehir-Orman'ı 22 Mayıs'ta Mydonose çadırında sunacak. Senaristlerden Beyhan Murphy, "Ne doğanın, ne insanlığın gereklerine uyuyoruz" diyor.
Haber: HIZIR TÜZEL / Arşivi

İSTANBUL - Oldum olası insan türünün başarılı bir canlı türü olmadığını düşünürüm. Belki o yüzden hayvanları çok seviyorum. Yaşamlarındaki ahenge, doğayla olan bütünleşmelerine neredeyse saygı duyarım. Rudyard Kipling'in
'Jungle Book' isimli eseri de özetle bunu ifade eder aslında. Sinemalarda gösterime giren 'Orman Çocuğu 2' isimli çizgi filmin yanı sıra, Modern Dans Topluluğu'nun bu eserden uyarladığı 'Şehir-Orman' isimli gösterisi de uzun bir süre Ankara'da sergilenmişti. Şimdi sıra İstanbul' da. Yapı Kredi Bankası'nın sponsorluğunu üstlendiği 'Şehir-Orman' 22 Mayıs'ta Mydonose Showland'de gösterilerine başlayacak. Oyunun reji ve koreografisini üstlenen ve senaryoyu Alpaslan Karaduman ile birlikte yazan Beyhan Murphy ile orman ve şehir üzerine konuştuk.
Eserde, ormanda hayvanlar tarafından eğitilmiş bir çocuğun hikâyesi anlatılıyor. Şehirdeki çocukları kimler eğitecek sizce?
Kitlesel olarak o çocuklara bilgelik yapıp, hayatı öğretecek yardımcıları yok tabii. Zaten ben bu eksikliği hissederek böyle bir şey yapmayı tercih ettim. Sanat üreten sanatçılar olarak, sadece bireysel ifadenizi dert edinip, kendi başınıza takılmayı artık biraz lüks olarak görüyorum. Sanatçılar olarak toplumsal duyarlılığımızı ön plana çıkarmak gerekiyor diye bir inanç gelişti.
Sokak çocukları sizin için ne kadar önemli? Onlar hakında neler hissediyorsunuz?
Ben iki çocuk sahibi bir anneyim. Her gün onları düşünüyorum. Bugün ne olacak, beş yıl sonra ne olacak? İleride hangi tehlikelere maruz kalacaklar? Aslında dünyada tek bir çocuk var diye düşünüyorum. Bütün çocukların hepsi o bir çocuk. Bunun için kendimi biraz sorumlu hissettim.
İlk kez 12-18 yaş arası bir hedef kitle belirledim. Sokakların çocukları benim için çok önem arz ediyor. Biraz bunlara değinelim dedik. Fakat bir nasihat biçiminde değil yaptığımız. Gençler zaten şunu yapma, bunu yapma gibi bir baskı içinde büyüyor. İşleri çok zor, bir empati kurmaya çalıştım.
Çok uzun bir ön hazırlık yaptık.
Onlar izleyebilecek mi bu oyunu?
Sokak çocuklarının da bu oyunu izlemesi için çalışmalara başladık. Özellikle yeni sezondan itibaren bu çalışmalar başlayacak. Ankara'da devlet okullarından öğrenciler getirtip oyunu izlettirdik. Bırakın modern dansı, çoğu hayatlarında ilk kez bir tiyatro salonuna girdi. Oyunda Çocuk Esirgeme Kurumu'dan oyuncularımız oluyor.
Orman mı vahşi, şehir mi?
Aslında orman da, şehir de vahşi. Fakat vahşi ile vahşet arasında bir fark vardır. Şehirde artık vahşet yaşanmaya başladı. Oysa ormanda birtakım yasalar var. Her şeyin bir düzeni var. Tamam, şehirde de yasalar var ama kimse bunlara uymuyor. Ormanda avlanılıyor ama zevk için değil, sadece karın doyurmak için; tüketiliyor ama ihtiyaç kadar, fazlası değil. Şehirde böyle değil. İnsan kendi nefsinin menfaatine göre yasaları eğip, bükmeye
başlıyor. Orman yaşamında yasalar daha iyi işliyor sonuçta ne yazık ki.
Büyüklerimiz biz orta yaşlı nesili sürekli 'İhtiyacınız kadar tüketin' diyerek eğittiler. Fakat günümüzde öylesine bir tüketim çılgınlığı yaşanıyor ki, bizler bile bunun şaşkınlığını yaşıyoruz. Öyle değil mi?
Bir bombardıman altındayız bence. Tüketim çılgınlığı gelişmiş ülkelerde de var. Ama biz öyle bir yere geldik ki, artık insan ilişkileri de, yaşamın pek çok değerleri de tüketilmeye başlandı. Çünkü talep çok hızlı gelişiyor.
Bence bunu biraz aşağı çekmek gerekiyor. Ne yapılabilir bilmiyorum. Biz ancak kendi alanımızda küçük bir katkıda bulunabiliriz. Kendi çocuklarımla,
iş çevremle, sahneye koyduğum eserle gibi. Artık bireyin kendi içinde önem kazanması gerekiyor. Bireyin kendi bilgeliği, kendi içgüdüsü ortaya çıkmalı. Oysa kendimizi, maddi manevi ekosistemimizi mahvetmeyi planlıyoruz
sanki. Esas tehlike de buradan geliyor. Oyunda da özellikle gençlerin kendi geleceklerini kendilerinin planlaması gerektiğini anlatmaya
çalışıyoruz. Bu konuda büyükleri dinlemeyin artık diyoruz. Onlar bu işi beceremedi siz kendiniz bu işi yapacaksınız, bunun başka bir çaresi yok.
Sizce yaşam biçimi olarak hayvanlar mı yoksa insanlar mı daha başarılılar, ne dersiniz?
Hayvanlık diye bir davranış biçimi varsa o tamamen insana ait bir deyiştir.
Hayvanlar âleminde, yani yaradılıştaki bilgisayar programı harika işliyor. Çünkü kendine ait bir doğası var ve ona göre yaşamasını biliyor.
İçgüdüleriyle hareket ediyor, nerede ne zaman ne yapması gerektiğini biliyor. Belki yaradılışın özüne daha yakınlar. Biz ise yaradılışın özüne onlardan çok daha yakın olabilecekken, araya bir şey giriyor.
Ne doğanın ne de insanlığın gereklerini yerine getiremiyoruz. Nefsimizi biraz kontrol altına alabilsek insan olmanın esas gereğini yerine getirebiliriz. Kendini kontrol etmek içsel bir savaş aslında. İnsanlar bu savaşı kazanamadıkları için bu kez de saldırganlık başlıyor. Sonuçta insan türü potansiyeli açısından çok başarılı bir tür olabilecek, insanlık adına çok güzel şeyler yapabilecekken maalesef bunu beceremiyor.