Şehirde cennet köşesine davet

Şehirde cennet köşesine davet
Şehirde cennet köşesine davet

En yenisi 1940 lara ait olan 21 ahşap tekneye tekrar can vermiş Rıfat Edin. Aralarında 1887, 1912, 1914 te yapılanlar da var...

Edin ailesinin yazlık evi, şimdi İstanbullulara nefes aldıran bir mekâna dönüştü. Kendisi de esaslı bir tekne âşığı olan Rıfat Edin'in yıllar süren çalışmasının ürünü olan Harun's Paradise'da garantili huzur, temiz hava, deniz, nefis yemekler ve hatta konaklama imkânı var
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elifturkolmez@gmail.com / Arşivi

Akşamüstlerini sırta hırka, ayağa çorap geçirmeden çıkarmak güçleşti. Sonbahar kokulu rüzgârlarla kütür kütür elmalar da çıkınca anladık ki yazın son demlerindeyiz. Bundan sonra, öyle uzun uzun tatil programı yapmak pek kolay olmayacak ama gönül her fırsatta yakın yerlere kaçmak da isteyecek. Bir hafta sonu tatili bünyede hayattan çalma etkisi yaratacak, ömrü uzatacak, yüzü güldürecek.
İşte ‘yakın yerler’in en tazesi, en ‘ev gibi’si Harun’s Paradise da insanda böyle bir etki yaratıyor; huzur veriyor, iyi hissettiriyor. ‘Gibi’ dediğime bakmayın, burası aslında gerçekten bir ev; Edin ailesinin yazlığı. Odalarında hâlâ çocukların piyanosu, mandolini duruyor. Bahçesinde yıllardır onların oturduğu hasır sandalyeler, minderler neredeyse hiç bozulmamış. Ailenin emektar çalışanları, bahçeye de, temizliğe de, size de bakıyor, rahat ettiriyor.
Kemer Golf Club ve Kemer Country’nin sahibi Edin’lerin yıllardır yazlık ev olarak kullandığı bu bahçe ve içindeki küçük odacıklar, 25 yıllık bir çalışma ve birikimin ardından Harun’s Paradise olarak şu anki halini almış. Harun’s Paradise hem her biri farklı döşenmiş, zevkli odaları olan bir otel, hem NuPera’dan tanıdığımız Lilbitz’in nefis tatlarıyla bir restoran hem de yılda yüzlerce teknenin ziyaret ettiği bir ‘tekne evi’.
Kendine ait küçük bir de plajı var. İsteyen denize giriyor, isteyen güneşlenip kitabını okuyor. Ama plajın esas kullanım amacı teknelere ev sahipliği yapmak. Bir klasik ve antik tekne âşığı olan Rıfat Edin, 30 civarında tekneyi burada toplamış. Bahçede her an karşınıza tekne onaran biri çıkabiliyor ve üstelik bu kişi dünyanın bir ucundan gelmiş olabiliyor. 

Tekne âşıkları buraya...
Edin de bizzat tekneler üzerinde büyük titizlikle çalışıyor, onları tamir ediyor, ince ince iyileştiriyor. Zaten onun derdi büyük paralar harcayıp lüks tekneler almak olmamış hiç. Nerede bir döküntü var, onu alıp prensese çevirmiş. Üniversitede resim okumuş, aslında bir ressam ama tekne restorasyonu gönlünü öyle bir çelmiş ki başka bir şeye neredeyse zaman ayıramıyor. Yine de resim okumanın çok işine yaradığını söylüyor. Çünkü ona göre bu işte estetik çok önemli. İşin içine bir de marangozluk giriyor, ki elinin buna doğuştan yatkın olduğunu düşünüyor. En yenisi 1940’lara ait olan 21 ahşap tekneye tekrar can vermiş Edin. Aralarında 1887, 1912, 1914’te yapılanlar da var.
Rıfat Edin’in tekne sevgisi Boğaz’da gördüğü çok eski bir kotrayla başlamış. Fenerbahçe ’de midye, köfte satılan dökük bir tekne... Kotrayı, tam batmak üzereyken bir kış günü sahilde görmüş ve Murat 124 arabasıyla değişmiş. Ondan sonra da bütün ilgisini teknelere vermiş, sıkıntılarını onlarla zaman geçirerek atlatmış.
Harun’s Paradise, ismini 1936 Berlin Olimpiyatı’nda yelken dalında Türkiye ’yi temsil etmiş olan Harun Ülmen’den alıyor. Ülmen, Rıfat Edin’in yakın arkadaşı, tekne sevdasını paylaşan dostuymuş.
Ortam temiz ve şık ama bir yandan da insanı evinde hissettirecek kadar rahat ve salaş. Burayı diğer pek çok başka yerden ayıran bir özelliği de mimari dokusundaki bitmemişlik hissi. Buraya geleceklerin de bu durumu sevecek olmaları, klasik bir otel beklememeleri gerekiyor. Ama zaten içeri girdiğiniz an siz de ‘oralı’ olduğunuzu hissediyorsunuz. Bahçedeki köpekleri, çalışanları kırk yıldır tanıdığınızı düşünüyor, masaya, mindere evinizdeymiş gibi rahat kuruluyorsunuz. Prosedür, klişe, göstermelik, içi boş hizmet yok. Yani gayet ‘dobra’ bir mekân, gerçek bir ‘sığınak’.
Harun’s Paradise’da başta yelken olmak üzere çeşitli aktiviteler de yapılıyor. İsterseniz yelken derslerine katılıyorsunuz, isterseniz buradaki klasik tekneleri kiralıyorsunuz. Öğrendiğimize göre, burası sanatçıların da sık uğradığı bir yermiş. Ressamlar, heykeltıraşlar, müzisyenler, fotoğrafçılar ve sinema sanatçıları da burada buluşuyor, bazen kafa dinliyor, bazen proje konuşuyorlarmış. 

Tepebaşı’ndan indi: Lilbitz
Harun’s Paradise’ın en güzel yanlarından biri, Tepebaşı’ndaki NuPera’dan tanıdığımız Lilbitz. Harika tatlar ve yenilebilir tasarım yaratma uzmanı Maksut Aşkar ve ortağı mimar Sema Türker’in eli mekâna değince ortaya muhteşem bir sonuç çıkmış. Tepebaşı’ndaki yerlerinde de rahat ve samimi bir hava yaratmışlardı ama burada ortam iyice şenlenmiş. Bara oturup buz gibi limonatanızı içerken, Aşkar’ın lezzetli reçellerini nasıl yaptığını izleyebilirsiniz.
Harun’s Paradise’da kendinizi evinizde, Lilbitz’de de evinizin mutfağında hissediyorsunuz. Masalarda oturacaksınız diye bir şart yok, isterseniz alır tabağınızı minderlere geçersiniz, isterseniz plaja, isterseniz odanıza... Kural ve kısıtlamadan başta mekân sahipleri hoşlanmıyor. Zaten kendileri de kış sezonunda çok yorulduklarını, yazın hem çalışıp hem dinlenecek bir iş yapmanın kendilerine iyi geldiğini anlatıyorlar.
Aşkar’ın deyimiyle mutfaklarında, ‘Akdeniz’in okyanusa kadar olan kısmında yer alan lezzetlerin hemen hepsi’ var. Deniz ürünleri ağırlıklı, zeytinyağlı, güneyli tatlar... Kahvaltıları da ayrı bir olay: Menemenden çamfıstıklı şeftali reçeline, ev yapımı ekmeklerden zencefilli elma suyuna uzanan bir lezzet şöleni... ‘Lavanta yağında ahtapot’ gibi ilginç mezeler ya da levrek ve soğanla hazırlanan ‘balık ekmek’ gibi harcıâlem lezzetler bulmak da mümkün. Zencefilli votka, salatalık mojito ve frambuaz daiquiri mekânın iddialı olduğu içecek mönüsünün en çok tercih edilenlerinden. Kahvaltı iki kişi için ortalama 25-30 TL’ye, öğle ve akşam yemeğiyse 50-70 TL’ye mal oluyor. Lilbitz ekim ayına kadar Harun’s Paradise’da, kışın yine NuPera’da.

Nasıl gidilir?
Harun’s Paradise’a isterseniz günübirlik gidebilir, bahçesinde öğle yemeği yiyip, denize girip kitap okuyabilirsiniz. İsterseniz birkaç gün kalmak da mümkün. Mekân Tuzla’da. Sabiha Gökçen Havalimanı’na 11 km mesafede. Arabayla 20 dakikada İstanbul şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Cafer Bey Sok. No: 12’deki mekâna Tuzla tersanelerini geçer geçmez postane tabelalarını takip ederek ulaşabilirsiniz. Rezervasyon yaptırmak ya da bilgi almak için numara 0545 592 87 84. Gitmeden önce bir telefon etmekte fayda var zira otelin sadece altı odası bulunuyor.