Şehirler de hack'lenir!

Şehirler de hack'lenir!
Şehirler de hack'lenir!

'Şehir hacker'ları Londra'daki Effra Nehri Kanalı'nın içinde.

'Hack'lemek' terimi bilgisayar ortamına has değil. Şehirler de hack'lenebilir. Akademisyen Bradley Garrett sık sık şehirlerin kuytularına sızıyor.
Haber: MEHMET İREN / Arşivi

Gün içerisinde hepsi akademisyen, bilgisayar programcısı ya da reklamcı olarak işlerinin başındalar. Geceyse kimlikleri değişiyor. Kariyer tabanlı unvanlarını asıp, şehir kâşifi kıyafetlerine bürünüyor ve şehrin olur olmadık her köşesine sızıyorlar. Misal, hikâyemizin çıkış noktası kitabın yazarı Bradley Garrett’ın cebinde antropoloji ve tarih lisansları, yüksek lisans olarak da sosyal ve kültürel coğrafya diploması var. Oxford Üniversitesi’de öğretim görevlisi olarak hayatını sürdürüyor. Geceleriyse onu bulmak için yıllardır kapalı duran bir metro istasyonuna, bir vincin tepesine, havaalanlarının kamuya kapalı kısımlarına falan bakmak gerekiyor.

Garrett (soldaki fotoğrafta) ve dünyanın muhtelif köşelerindeki muadilleri “Şehirler de bilgisayarlar gibidir, doğru arka kapıları, geçitleri kullanırsanız her yere girebilirsiniz” mottosunu benimsiyor ve yaptıkları şeye ‘urban exploring’ ya da kısaca ‘urbex’ diyorlar. Girilen yerden bir şey almak, değişiklik yapmak yok. Giriyor, içeride vakit geçiriyor, fotoğraf çekip çıkıyorsunuz. Garrett’a bu yola girmeye niyetli olanlara kaynak niteliğindeki kitabı ‘Explore Everything’i bahane ederek şehirleri hack’leme fikrini soruyoruz. Şöyle diyor: “Hack’lemek her zaman için normalde kapalı olan alanları seçerek içeri girmek anlamına gelir. New Hacker’s Dictionary’deki hacker tanımına bakarsanız ‘sınırlamaları aşmak ya da etrafından dolaşmak için kafa yoran ve bu mücadeleden zevk alan kişi’ cümlesini görürsünüz. Şehirler de, bahsedilen türden sınırlar ve yasaklarla doludur. Kent kâşifleri olarak yaptığımız; mimarideki küçük çatlakları tespit ederek bu noktalara erişim sağlamak. Farklı ‘hack’ yöntemlerimiz var. İçeri bir Truva Atı göndererek kapıyı açabilir, pencereleri deneyebilir, arkadaşlarınız içeri sızarken güvenliği lafa tutabilirsiniz.”


Garrett elbette gözaltına alınmış. Ancak iş üstünde yakalanarak değil. Şehrin orasını burasını kurcalayan meraklılardan illallah diyen güvenlik kuvvetleri onu tespit edip, havaalanında konuyla alakasız bir seyahatten dönerken ‘almışlar’. Ancak Garrett’ı gözaltına alan müfettişin adamımızı götürürken kulağına eğilip “Bu arada yaptığın şeyi çok takdir ediyorum aslında” demesi gibi ilginç bir not da yok değil. Garrett yaptıklarının suç olduğunu düşünmüyor. İngiltere yasaları da ondan yana. Nitekim gözaltından cezasız kurtulmuş: “İhlal burada büyük bir suç olarak kabul edilmiyor. Diğer ülkelerdeyse yasalar değişiklik gösterebiliyor. Keşfe çıkmadan bunlardan haberdar olmanızda fayda var. Yakalandığınız takdirde ne yaptığınızı düzgün anlatabilmeniz çok önemli.”
Polis kısmı tamam. Bazı yerlerde sorun değil, bazı yerlerdeyse zaten şehri hack’lemeseniz bile gözaltına alınabilirsiniz. Ya diğer riskler? Kâşifler bu konuya ‘bırakınız yapsınlar’ ve ‘özgür irade’ pencerelerinden bakıyor. “Bu neyi keşfetmeye çalıştığınıza bağlı” diyor Garrett: “Kanallarda yakalanacağınız beklenmedik bir yağmur boğulmanıza sebep olabilir. Kanalizasyonda boğulmak olabilecek en çirkin ölümlerden biri olur. Metroda geziniyorsanız elektrik çarpması veya trenin altında kalma ihtimaliniz var. Terk edilmiş binalarda bastığınız yer çökebilir... Daha muhtemel olansa asbest ya da komplikasyona sebep olacak başka bir şey solumanız. Binalara tırmanma ve çatıdan çatıya geçme aşamasında düşmek her zaman mümkün. Ama aptalca riskler almazsanız bu da çok yüksek bir olasılık değil. Seçimler her kâşifin kendisine aittir. Hiçbir kâşif diğerine bir şeyi yapmamasını söyleyemez. Orası her şeyin serbest olduğu yer.” 


Hasılı adrenalin kadar korkunun da kâşiflikte ciddi bir rolü var. Garrett bu tespite de katılıyor: “Evet var. Üstelik tam da merkezinde. Korkuyu takip etmek. Yeni bir şey keşfettiğinde yayılan adrenalin ve midendeki ürperti, aynı zamanda orada yakalanma ihtimalinin verdiği heyecan. Bunlar kâşiflerin peşinde koştuğu duygular. Bu günlük hayatımızdaki deneyimlerin çok ötesinde. Şehir kâşifliğinin güzelliği kaotik olması.”
Garrett; ABD, Fransa, Almanya, Polonya, Belçika, Lüksemburg, İspanya, Kamboçya ve başka ülkelerde keşif yapmış. “Dubai, Hong Kong ve eski Sovyet bloku ülkelerinde urban exploring anlamında harika işler yapıldığını görüyorum” diyor. Buna karşılık bir ‘En iyi 10 yer’ listesi çıkarmaya sıcak bakmıyor. “Genelgeçer bir en iyiler listesi yok, bu son derece kişisel. Benim açımdan en özel yerlerden biri Doğu Londra’da bir inşaat alanındaki vinç. Üç-dört yıl terk edilmiş durumdaydı. Geceleri tırmanıp, şehrin ışıkları ve hareketliliği ayaklarımın altındayken müzik dinlemeyi ve laptop’ımda yazı yazmayı çok seviyordum. Tarihe meraklı olanlar 2011’de Londra’nın altında keşfettiğimiz posta hattını ilginç bulabilir. 1926’da inşa edilmiş 10 kilometrelik bir yeraltı demiryolu hattı.”
Buralar için çok geçerli bir söylem değil. Ama bir yurtdışı tatilini kanal ve tünellerde geçirmek isterseniz, Garrett’ın kitabına göz atabilirsiniz.