scorecardresearch.com

Şehrin orta yeri 'simülasyon'

Şehrin orta yeri 'simülasyon'

Yapyaşa adlı oyunda, kentsel dönüşüme karşı bir mahalleli, birden TOKİ temsilcisine dönüşebiliyor. FOTOĞRAF: YEŞİM DÜZOVA

09/10/2010 02:00
İstanbul'un en ciddi derdi kentsel dönüşüm, AmberPlatform'da oyun oldu. 'Yapyaşa'da katılımcılar rol değiştirerek birbirlerinin sınırlarını zorluyor. Bir mahalleli, sonra belediye başkanı olabiliyor
Haber: TAN MORGÜL / Arşivi

Karaköy’deki AmberPlatform geçen hafta, zamanımızın en sıkıcı ve gerilimli konularından ‘kentsel dönüşüm’e yönelik enteresan bir projeye, daha doğrusu bir ‘oyun’a sahne oldu. ‘Play the City’ yani ‘Yapyaşa İstanbul ’, olası bir kentsel dönüşüm hamlesine dair daha adilâne, katılımcı ve interaktif bir ilişkinin nasıl üretileceğine dair bir simülasyon. Mağdurdan uygulamacısına, yatırımcıdan mahalle derneğine herkesi içine katan ve mevcut pozisyonları bozup aktörleri, birbirini ‘oynamaya’, anlamaya teşvik eden kentsel geliştirme oyunu Yapyaşa, adındaki ironiden de fark edileceği üzere ‘Yap-Sat’ kavramını sorunlaştırıyor.
2009’da Hollanda ve İstanbul odaklı bir kent araştırma ve tasarım programı olarak başlayan proje, şu an Hollanda, İstanbul, Kahire ve Londra’da bulunan mimar, kentsel tasarımcı, şehir plancısı ve oyun tasarımcısı bireylerden oluşan TReC (The Responsive City-Duyarlı Kent) adlı ağın bir performansı. TReC ilk kent oyununu 2008’de Amsterdam’ın bir uydu kenti olan Almere, 2009’da da bir göçmen mahallesi olan Het Oude Westen için üretti.
Niyet temiz: Kentin gelişiminin sakinleri tarafından aktif bir biçimde üretilmesinin gerekliliği... Sonuç fena değil, ilk ödüllerini de aldılar: Amsterdam menşeli Mediamatic’in, Doen Vakfı ile ortaklaşa düzenlediği ‘Kom je ook? 6’ fikir yarışmasında, ‘Katılımcı kent tasarımı projesi: World of Citycraft’ ile birincilik...

Oyunun doğası
Johan Huizinga’nın, oyun kavramına dair en iddialı kitaplardan olan ‘Homo Ludens’i, ‘Oyun kültürden daha eskidir’ cümlesiyle başlar. Dönüşüme, daha doğrusu dönüştürmeye dair en iddialı kitaplardan olan Marx ve Engels’e ait ‘Komünist Manifesto’nun da ilk cümlesi ‘Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor- komünizm hayaleti...’dir. Teşbihte hata olmaz; İstanbul’un da bir müddettir tepesinde ‘dönüşüm’ hayaleti dolanıyor. Muhatabı da bu konuda yığınla kelam ediyor. Kelamın bittiği yerde de, eylem...
Kentsel dönüşüm gibi tipsiz bir hadiseye oyun gibi eski ve eğlenceli yerden bakabilmek de gayet provokatif ve zihin açıcı oluyor. Bir kere, Yapyaşa baştan zor bir hedef koymuş önüne; meselenin tüm aktörlerini aynı masa etrafına toplamak... Bununla da kalmayıp aktörlerin rollerini değiştiriyor. Yani oraya mahalle derneği temsilcisi olarak geleni TOKİ temsilcisi, dönüştürücü belediyeden geleni dönüşüm karşıtı mahalle eylemcisi yapabiliyor.
Misal, mahalle derneğinden bir aktivistin belediye başkanlığı hiç fena değildi, TOKİ’yi oynayan bir psikoloğun ve dernek aktivistinin performansları ise süreci ne kadar iyi analiz ettiklerinin göstergesiydi. Kısa zamanda role kendini kaptırmak ve sırıtmadan işi becerebilmek de bayağı garipti. Rol kesmeyi öğrendik anlaşılan.
Niyet, ‘Oldukça kutuplaşmış bir sorunun karşılıklı anlayış çerçevesinden çıkmadan canlandırılabilmesi’ olsa da, ‘karşılıklı anlayış’ tam gerçekleşmedi. Geleceklerini ifade etmelerine rağmen, sürecin en önemli aktörlerinden İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü’nden, TOKİ’den kimse katılmadı. Hal böyle olunca, Kartal, Sarıyer ve Arnavutköy’ün diken üstündeki mahallelerinin kentsel mekân olarak belirlendiği oyunu da masa etrafında bir araya gelen mahalle derneği temsilcileri, plancı, sosyolog, STK temsilcileri sakince oynamış oldular. As oyuncularını sahaya sürmeyen rakibin bu ilgisizliği de haliyle karşılaşmayı hem diğer oyuncular hem de izleyiciler için yeterince tatmin edici ve sonuç alıcı kılamadı. 

Kent hakkı
Yapyaşa, yapısı gereği katılıma açık. Lakin anladığımız kadarıyla, meselenin temel aktörlerinden olan uygulayıcılar (Belediye, TOKİ, yatırımcı, vs.) hiç de tartışmaya, konuşmaya, uzlaşmaya, hatta oynamaya teşne değil. Öte yandan, sürecin birinci derece mağduru olan mahalleli ise TOKİ temsilcisini ‘oynayabilecek’ kadar olgunlaşmış.
Hakikaten böyle ‘topu olan’ evden dışarı çıkmayacaksa oyunu devam ettirmek zor. Oyuncuların hepsi bir araya gelse de meseleye baştan bir şerh düşmekte fayda var: Hele önce paradigmanın kendisini, dönüşüm etiğini, kent hakkını, kente ulaşım hakkını, tüm kentli ile oturup bir konuşalım. Ondan sonra söz; ‘Topu hep biz getireceğiz!’

Kısa kısa Yapyaşa
Ekip; Ekim Tan, Hans Vermeulen, Müge Yorgancı, Ulaş Akın, Yulia Kryazheva, Inara Nevskaya’dan oluşuyor. Yapyaşa bir tür ‘role-playing’ (rol kesme) oyunu. Her bölümü üçer Yapyaşa yılı (1 yıl 6 dakika) olan iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde şu anki kentsel dönüşümün benzeri gerçekleşirken, ikinci bölümde dönüşüm süreci roller arası diyaloglar eşliğinde uygulanıyor. Heyecan için deprem ve seçim simülasyonları da var.
Peki hadisenin mottosu ne? Kendi dillerinden aktaralım: “Yapyaşa, demokratik kent üretimi alanına odaklanır. Yeni mali ve organizasyonel modellere dayalı, duyarlı kentsel dönüşüm süreçlerini icat etmek için oluşturulan bilimsel ve sanatsal bir girişimdir. Parametrik üç boyutlu şehircilik yaklaşımını kullanır. Kentsel dönüşümün tüm aktörlerine politik olarak nötrdür. Mesleki olarak konumlanışı ‘ortak zekâ tasarımı’dır. Oyuncuların etkileşimi ile İstanbul’un ortak çıkarlarının sınırlarının belirlenmesini amaçlar.”
www.theresponsivecity.org

http://www.radikal.com.tr/102305710230570

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.