Sen hep yaz Cemil Abi

Sen hep yaz Cemil Abi
Sen hep yaz Cemil Abi
Bize hikayeler anlattı. Bize edebiyat 'piyasası'nda öyküyle de direnileceğini öğretti. Bugün Türkiye edebiyatının en has öykücülerinden biri. Cemil Kavukçu, bu akşam Erdal Öz Edebiyatı Ödülü'nü alıyor.
Haber: SİBEL ORAL - sibelo@gmail.com / Arşivi

Raci, Eko, Yıkıntı Seyfi, Alibo, Aşideanım Teyze, Karga Vahit, hep aşık olunan Nolya, Katana Muharrem, kara sevdalı Tahsin, Amca İhsan, çöp bidonu üzerinde oturan kedi, Doni Ramazan, köşe başından gelen gelen köpek, Ressam Rasim, Ercü ve hatta WLO yani World Lones Organization – Dünya Yalnızlar Örgütü’nün amblemindeki o tuhaf karga… Bugün, bu saydığım kahramanların yaratıcısı-yaşatıcısı Cemil Kavukçu altı yıl gibi kısa bir sürede jürilerinin isabetli seçimleriyle saygınlığını artıran Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü alacak.
O, Cemil Kavukçu... Yıldız Sineması’nın önünde kurulan panayırda yumurta tokuşturan, Atatürk ’ten sonra en önemli kişi kimdir diye sorsanız “Sinemacı Niyazi” diye cevap verecek olan, evlerinin arka bahçesindeki ahırında sinema salonu açmaya çalışan, kafa tutmayı seven, sorumluluk sevmeyen, üniversite sınavında kopya çeken, ressam olmak isteyerek imkânsızlığa seslenen, talaş sobasının ısıttığı çaydanlığın sesiyle odada çizgi romanlar okuyarak görünmez olmayı hayal eden bir çocuk… Angelacoma’nın Duvarları’nı aşan bir çocuk.
Angelacoma’nın (İnegöl) duvarları ardında çocukluk arkadaşları Nuri ve Cemil’le BEHORİZM ekolünü yaratacaklardı aslında. Yani Beğendirme Hissi Olmayan Resimler. Bütün sanatçılarda olduğu gibi onların da değeri öldükten sonra anlaşılacaktı. İstanbul’dan Marsilya’ya giden bir gemiye kaçak olarak binip Paris’e gideceklerdi. Olmadı. Ama Cemil Kavukçu o dünyanın ortasında sıkışıp kalmış kasabanın, yani Angelacoma’nın duvarlarını aştı. Hem de ölmeden önce anladık değerini. Resimle değil ama edebiyatla… Bize hikayeler anlattı. Bize edebiyat ‘piyasası’nda öyküyle de direnileceğini öğretti. Bugün Türkiye edebiyatının en has öykücülerinden biri. Tabii o tüm bu olanların hiçbirini hayal etmemişti. Yıllar sonra geç de olsa, ilk zamanlarda güç de olsa öyküleri yayımlanacak, kitap olacaktı. Kitapları çok satmayacak ama çok okunacaktı. Ödüller alacak, duyduğu kıvancı içine atacak, kendi kendine yazmaya, kendi halinde yaşamaya devam edecekti. Belki şimdi ben onu bu kadar göklere çıkardığım için de bana tatlı sert kızacaktı. Olsun.
Yazamamak değil mesele; yazmak
Cemil Kavukçu’nun Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü aldığını öğrenmemden bir iki saat önce sonbaharda yayımlanacak olan vapurlarla ilgili bir kitaba yazı yetiştirmeye çalışıyor, adadan, vapurdan, denizden, içime çöreklenmiş kaçma arzusundan az biraz da delilikten bahsediyordum. Sonlarına doğru da aklıma geldi Kavukçu. İlk kez ona “Cemil Bey” yerine “Cemil Abi” diye seslenip “Senin de aklını kaçırıyor mu vapurlar” diye sordum. Çünkü bir keresinde gece vakti Büyükada’da iskeledeki vapurlara dalıp gitmişken izlemiştim onu. Yanımızdaki konuklardan biri yazarın yazamama halinin kim bilir ne korkunç olduğunu söylüyordu. O çok önemli yazar ya bir gün yazamasaydı? Şimdi tam anımsayamıyorum ama Cemil Abi yazmamanın değil de yazıya dökülene kadar kafasındakileri taşımanın ağır korkunç bir yük olduğunu söylemişti. Yazamamak değil de asıl yazmak azımsanmayacak yükte bir şeydi. Sonunda da şöyle dedi: mümkün olsa yazmayı bırakırdım. Sonra da yüzünü yine denize, vapurlara döndü.
Böyle şeyleri konuşmayı çok sevmiyordu. Zaten konuşmayı sevmiyordu. Yazıyordu ya, daha ne… O gece kah gökyüzüne kah denize dalıp giden adam Cemil Kavukçu’nun yazar insan duruşuna bir kez daha saygı duydum. Cemil Abi bir gün yazmayı bırakırsa üzülür müyüz? Üzülürüz elbet ama peşini de bırakmayız gibi geliyor bana. Hem bize gelene kadar, bizden önce Mahir Abi, Günetapanlar, Cemse, Tasmalı Güvercin, Mimoza’nın Müslüman abisi Zeki, Akyan Hoca ve nice kahramanı bırakmaz peşini. Dünya bırakmaz peşini. Bunu bil Cemil Abi…