Senfoni orkestralarının 'arka sıralarında' neler oluyor?

Senfoni orkestralarının 'arka sıralarında' neler oluyor?
Senfoni orkestralarının 'arka sıralarında' neler oluyor?
Bir senfoni orkestrasındaki hayatı eğlenceli bir dille anlatan ve geçen hafta itibariyle Türkiye'de de yayımlanmaya başlayan 'Mozart in the Jungle' dizisinden ilham aldık, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'ndan viyola sanatçısı Efdal Altun'dan 'orkestradaki hayatı' dinledik...
Haber: EFDAL ALTUN - efdal_1970@yahoo.com.tr / Arşivi

Yerli ekrana yeni düşen, ABD’de ise 2014’te yayımlanmaya başlayan, Amazon Studios yapımı TV dizisi ‘Mozart in the Junge - Sex, Drugs, and Classical Music’ bir grup orkestra sanatçısının gündelik hayatları ve ilişkileri üzerinden klasik müzikçilerin dünyasına neşeli bir bakış atıyor. Türkiye ’de geçen hafta itibariyle DSmart ekranlarında yayımlanmaya başlayan dizi, Gael Garcia Bernal’in canlandırdığı dahi, yenilikçi ve genç şef Rodrigo’nun (Rodrigo De Souza), New York Senfoni Orkestrası’na şef olarak ‘transfer olmasıyla’ başlıyor. Komedi türündeki dizi, Rodrigo ve iyi bir obua sanatçısı olmak için büyük bir hırsla çalışan genç obua sanatçısı Hailey (Hailey Rutledge’i Lola Kirke canlandırıyor) odak noktasında olmak üzere, senfoni orkestrası üyelerinin gündelik hayatlarını, birbirleriyle ve müzikle ilişkilerini hayli eğlenceli bir dille anlatıyor. Biz de dizinin Türkiye’de yayımlanmasını vesile ettik, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Borusan Quartet üyesi, viyola sanatçısı Efdal Altun’dan bize bir orkestrada işlerin, gündelik hayatın nasıl yürüdüğünü yazmasını istedik… Sözü ‘Mozart in the Jungle’ın ‘gerçeğini’ dinlemek üzere Efdal Altun’a bırakıyoruz…

Düşünün ki işyerinize yeni bir patron geliyor ve sizden takım elbiselerinizi çıkarmanızı, ardından da kendi elleriyle dağıttığı renkli tişörtleri giyinmenizi istiyor. Ardından işinizle ilgili sıkıntılarınızı dinleyip tüm personeli haftasonu kahvaltı için evine davet ediyor. Her sabah güne esneme hareketleriyle enerjik başlamanızı, iş çıkışından önce ise yoga ile gevşemenizi sağlıyor. Tuhaf geldi değil mi? Böyle bir durum herhangi bir ofis ortamında çalışan birine ne kadar sıradışı gelirse, TV dizisi ‘Mozart in the Jungle’daki New York Senfoni Orkestrası’nın yeni şefi Maestro Rodrigo'nun yaklaşımı da orkestra üyeleri için bir o kadar şaşırtıcı ve sıradışı.Tıpkı elinde papağan olduğu halde provaya gelmesi ya da müziği aracısız hissetmeleri için müzisyenlere çalgıları olmaksızın çalarmış gibi hareketler yaptırması gibi… 
Efdal Altun

Açıkçası Amerikan dizilerinin izleyiciyi yakalama başarısı, ‘Mozart in the Jungle’da da kendini gösteriyor. New York Senfoni Orkestrası’na ‘transfer olan’ çılgın ve yenilikçi şef Rodrigo karakterini, uzun zamandır ilgiyle takip ettiğim yetenekli Meksikalı oyuncu Gael García Bernal'ın oynaması, benim için önemli bir beğeni nedeni. Filmlerde sıkça kullanılan piyano ya da keman gibi çalgılar yerine, başrol kadın karakterin obua çalması ve dolayısıyla bu çalgının dizinin odak noktasında olması da keyifli ve farklı bir seçim olmuş. Bunun yanında dizinin sürükleyici temposu, renkli ve şaşırtıcı senaryosu sayesinde klasik müzikçiler bile bazı abartılı noktaları görmezden gelmeye başlayacak ve dizinin takipçisi olacaktır diye tahmin ediyorum. Daha da önemlisi, konudan uzak izleyici kitlesinin, klasik müziğe ve müzisyenlere yakınlaşmaları açısından dizi epey yararlı olacağa benziyor.
'Mozart in the Jungle'da obua sanatçısı Hailey'i Lola Kirke canlandırıyor.

RAHAT RAHAT ÖKSÜRÜN, BİZ MÜZİSYENLER SİZİ DUYMAYIZ!
Klasik müzikle alakası olmayanlar bir yana, düzenli konser dinleme alışkanlığına sahip kişilerde bile klasik müzik dünyası soru işaretleriyle doludur. O kadar çalgı ve farklı ses nasıl bu kadar uyum içerisinde ses verir, müzisyenler o kadar karmaşık nota işaretlerini nasıl bir çırpıda okuyup çalabilir ya da şef, orkestra için olmazsa olmaz mıdır? Bu sorular bir yana, kimileri için klasik müzik konserine gitmek bile korku dolu bir deneyimdir. Ya dinlerken uyuya kalırsam, ya eserin bölüm aralarında alkışlanmaz kuralını çiğneyip tek başıma alkış tutarsam gibi endişelerin yanı sıra, öksürmemek için kan ter içinde nefessiz kalan ya da bütün konser boyunca kıpırdamadan adeta bir buz kalıbı gibi oturan dinleyicilere de rastlanır. Oysa biz müzisyenler için önemli olan, dinleyicinin performanstan yana mutlu olması ve konseri rahatça dinlemesidir. Kaldı ki yoğun konsantrasyon halinde iken gözümüz şeften, kulağımız müzikten başka şey görmez ve duymaz. Belki de bu diziyle birlikte belki de dinleyici ve müzisyenler arasındaki mesafe biraz daha kapanır...
Efdal Altun 1997'den beri Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nda, 2007'den bu yana da Borusan Quartet'te görev alıyor... 

‘Mozart in the Jungle’da New York Senfoni Orkestrası mensubu sanatçıların gündelik hallerine, içine düştükleri eğlenceli durumlara ve orkestra üyelerinin birbirleriyle ilişkilerine tanık oluyoruz. Peki bu durum gerçekte nasıldır? Kısaca anlatayım… Biz müzisyenler en az 10 yıllık bir eğitim sürecini hep birlikte aynı çatı altında geçiririz. Mezun olduktan sonra da aynı ortamlarda beraberce çalışmaya ve yaşamaya devam ederiz. Neredeyse hayat boyunca bu ilişkimiz devam eder. Bu özelliğiyle yaptığımız iş, diğer mesleklerden ayrı bir yerde duruyor sanırım. Belki de dış dünyadan uzak ve izole şekilde, soyut bir ses dünyası içinde şekillenmiş olmamız bizi farklı kılıyor ve müzik dili ile anlaşıyor olmamız da anlaşılmamızı zorlaştırıyor. İşin zorluğunu bilmeyenler “E ne güzel, müzik yapıp para kazanıyorsunuz” der çoğu kez ama işin içinde ne kadar stres olduğunu, konsere hazırlanan her eserin tıpkı bir bebeğin doğumu gibi sancılı bir süreçten geçtiğini bilmezler.
Her konser için beş günlük bir prova çalışması yapılır. Her hafta yeni eserlerle bu düzen devam eder. Müzisyenler aşağı yukarı üç saat civarında süren çalışmalara genelde provadan yarım saat önceden gelir ve egzersiz yaparak ısınırlar. Orkestra geçen dakikalar içinde bir puzzle'ın parçaları gibi yavaş yavaş tamamlanır. Giderek artan konuşmalar ve çalgılardan çıkan birbirinden farklı seslerle prova salonunda adeta bir fırtına atmosferi oluşur.
'Mozart in the Jungle'dan bir sahne.

LİDERİMİZ: BAŞ KEMANCI
Bu kontrolsüz çok seslilik ortamı, bir anda ayağa kalkan baş kemancının isteği doğrultusunda, obuadan çıkan ince ve keskin ‘la’ sesiyle bir anda son bulur. Başkemancı orkestranın lideridir, prova düzenini bozacak hal ve davranışlar olduğunda uyarıda bulunur. Çalış sırasında şeften sonra en çok ona dikkat edilir. ‘La’ sesinden sonra tüm orkestra çalgılarını akortlamaya başlar. Bazı dinleyiciler için akortlama sırasında çıkan sesler konserden bile keyiflidir. Hatta bazıları bu sesleri yazılmış bir eser olarak algılayabilir.

BAZI ŞEFLER YENİLİKÇİ, BAZISI ADETA BİR KOMUTAN!
Prova saati geldiği an, orkestraya yaklaşan bir siluet belirir. Salona tam bir sessizlik hâkim olur. Bir elinde havlu, diğerinde baget olduğu halde havalı ve karizmatik bir şekilde orkestranın önünde yer alan podyuma yaklaşan bu siluet, orkestra şefinden başkası değildir. Orkestra şefleri fit ve yaşından çok genç görünür. Genelde en çok yaşayan müzisyenler de onlardır. Bunda, eseri yönetirken iki kolu başta olmak üzere, tüm vücudu ile durmaksızın  hareket etmesinin payı büyüktür. Ayrıca, demokrasinin olmadığı orkestra ortamında karar verme yetkisinin elinde olması, daha az stres yaşamasına ve dolayısıyla uzun ömürlü olmasına imkân sağlar!
'Mozart in the Jungle'ın 'çılgın ve dahi' şefi Rodrigo'yu Gael Garcia Bernal canlandırıyor.

Bazı şefler tıpkı ‘Mozart in the Jungle’da Maestro Rodrigo’nun yaptığı gibi, orkestranın karşısına, yenilikçi ve ilginç yaklaşımlarla çıkabilir. Bazıları da bir komutan edasıyla sert bir profil çizer. Şefin tüm gücüne rağmen orkestracıların elinde ona karşı kullanabileceği tek bir koz vardır: Zaman! Tıpkı dizide olduğu gibi, orkestra şefinin heybetinden, "Maestro ara zamanı geldi!" uyarısından sonra eser kalmaz... 


ÇALARKEN ÇOCUĞUN OKUL TAKSİDİNİ DÜŞÜNMEK…
Müzisyenler tüm farklılıklarına rağmen sıradan ve normal duygulara sahiptirler. Çalarken bile aklından çocuğunun okul taksidi ya da bir futbol maçı geçiyor olabilir. Giyindikleri siyah kostümler ve suratlarındaki ifadeyle sahnede her ne kadar ciddi görünseler de aslında eğlenceli insanlardır.
Eğlence demişken viyolacılardan bahsetmeden olmaz. Diğer müzisyenler viyolacılarla uğraşmaya ve espri üretmeye bayılırlar. Laz fıkraları tadında olan viyolacı fıkraları tüm dünyada müzisyenler arasında anlatılır. Bakalım dizide viyolacılarla ilgili bir espri dönecek mi?
Orkestracılarla ilgili yazacaklar bitmez ama siz en iyisi bizim dünyamızın ilginç yanlarından izlenimler edinmek için ‘Mozart in the Jungle'ı izleyin. Bir müzisyen olarak izleyicilere keyifli seyirler diliyor, bununla birlikte yine de bahsini ettiğimiz dizide gördükleri her şeye inanmamalarını tavsiye ediyorum!